Bağıran anne olmak!

Kendime sinir oluyorum bazen.

 

 

Hamilelik dönemime kadar, Eren’e saygılı, onun değerlerine önem verdiğimi hissedebileceği tavırlar sergilemeye özen gösterdim, evet, buna çok dikkat ettim. Osho etkisiyle yanıp kavrulduğum yıllardı ve hala da savunuyorum tutumumu.

 

 

 

Okul arayışımızda, görüştüğüm onca okulla hep, ne yedirdiğimiz, içirdiğimiz yanında, ona nasıl saygı duyduğumuzu anlattım. “Hamilelik dönemime kadar” diyorum, çünkü hamilelik döneminde değişik bir kadın oldum; sinirli, tahammülsüz, bağıran ve tüm bunlardan sonra da, Eren’i okula gönderip, akşam o gelene kadar durup durup ağlayan… Bu nedenle 2.’ye hamilelik, benim için hiç de iyi bir süreç değildi. Eren’e hamileyken öyle miydi oysa? Ohhh prenses gibiydim. Uykun geldi, yat uyu, kalkmak istemedin mi? Kalkma, yayıl da yayıl! Sinirin mi bozuldu? Ağla da ağla… Sonra çık gez dolaş. Kocanla filme git, evde izle, yemek yap, ye, seviş, kitap oku…

 

 

 

Hormonlar tepetaklak olunca, seni ne hallere sokacağını önceden tahmin edemiyorsun. Eren’de de önceden tahmin edememiştim, neye uğradığımı şaşırmıştım. Deniz’de ise, Eren’dekinden farklı olarak, tüm bu süreçten Eren’in de etkilenmesi beni iyice zorladı. Bir de, o yukarıda saydığım yat yuvarlan, uyu, uyan, ye, iç, gez, toz durumu 2. çocuğa hamileyken sadece bir hayaldi. Öyle istediğin anda zırt pırt ağlayamıyorsun, halbuki ağla da rahatla değil mi? Ben ne yaptım? Çocuğun yanında sürekli ağlamayayım diye daha çok strese girip, normalde sinirlenmeyeceğim bir sürü davranışına sinirlendim.

 

 

 

 

… ve ben nelere sinirlendiysem, Eren de, tut oralardan, her seferinde gözümün içine baka baka… HRRRrrrrrRRR

 

 

 

 

Yahu sen nereden biliyorsun insanı sinir etmeyi? Ne diye basıyorsun damarıma? YOK! “Oğlum yapma! Eren yapma anneciğim! Eren beni duyuyor musun? EreeeeeeeeEEEEEEeeeeeeennnnnnn saaaaaaannnnnaaaaaaa sööööyyyylllüüüüüyoooooruuuuum…”

 

 

Eren: Hıı

 

Ben: Ne hıı? Sana 40 kere ‘Yapma oğlum!’ dedim duymuyor musun?

 

Eren: …….

 

 

 

… gibi, bir sürü diyalog.

 

 

NOT: Bir ara kulağının az duyuyor olabileceğinden bile şüphe ettim. Sessizce “Eren” diyerek kontrol ettim, cevap veriyor. Yani aslında duyuyor ama işine gelmeyince duymuyor gibi davranmasını çok iyi beceriyor. Eşek kafalı.

 

 

Sonra başlıyorum kendi kendime, “Ben ne yaptım da çocuğum beni duymuyor?”, “O sadece 3 yaşında! 3!”… Bu böyle devam ediyor. Ne zaman ki oturayım yere, onunla birebir ilgileneyim, normalleşiyor; daha sakin, daha duyan bir çocuk oluyor ama hamilelik (Hamilelikteki kuvvetli bel ağrılarım) ve beraberinde Deniz’in doğmasıyla, bu anlar çok nadir olabildi, bu da çok fazla beni duymadığı zaman demek ve bağırmam demek, ancak bağırınca bana bakması demek, “İlla bağırmam mı gerekiyor beni duyman için Ereeen” demelerimin artması demek, sonra yanına gidip “Bağırdığım için özür dilerim, bunu yaptığımda çok üzülüyorum, kendimden hiç hoşlanmıyorum, ama beni duymuyorsun ve ben de sesimi yükseltmek zorunda kalıyorum. Sana ‘Yapma Eren! Tehlikeli…’ diyorum, gözümün içine baka baka yapıyorsun!” şeklindeki uzuuuun izahatlarımın bardaktan taşması demek.

 

 

 

 

Bazen anneliği hiç sevmiyorum. Ne büyük şey annelik. Ufacık lafınla kendini darmaduman edebilirsin. Yıkıp geçirebilirsin kendini.

 

 

 

Geçenlerde bir psikoterapistin kitabını bitirdim. Daha önce yazdığı 2 kitabı da okumuştum. Danışanlarından izin alarak, isimler, yaşlar değiştirilerek derlenen terapi notlarından oluşuyor. Her bir hikayede tek bir ortak payda vardı: ANNE.

 

 

 

Annesinin bir davranışı, biliçaltında öyle bir tahribat yaratmış ki, şöyle olmuş, annesi ile babası kavga ederlerken annesi şunu dediği için böyle olmuş vs. Babadan da çok etkileniyor çocuklar ama önce ve daha çok ANNE.

 

 

 

Buradan da yola çıkarak, vicdanıma iyice çomak soktum. “Vay efendim yarın öbür gün Eren şöyle olursa senin yüzünden, sonra onu aşamaz da çok sorun yaşarsa…”

 

 

 

Bir şey diyeyim mi? Annelik cidden akıllı işi değil. Daha doğrusu, akıl sağlığını anne olduktan sonra elinde tutman çok zor. Şu yukarıdaki iç sesleri bana başkası anlatsa, hadi başkası anlatmasın, kendime dışarıdan bakayım, yok anacım, ürkütücü bir tablo ve sağlıklı değil bence.

 

 

 

 

İşte tüm bunları ürkütücü bulduğumdan, kendi kendime, yine Osho’dan destekle, “Eğer, tehlikeli bir şey yapıyor ve içinden bağırmak geliyorsa, onu bastırma! Bastırdığında sinirin geçmiyor ve sonra olmadık bir yerde bağırıveriyorsun. Bu dürüst değil! Ama o, aslında yaşı ve doğası gereği davranıyor da, sen buna sinirleniyorsan, bu senin problemin. Gir bir odaya, yastığı yorganı yumrukla ve hafifle, sana ait olan sorunu çöz ve çocuğunun yanına öyle git” telkinleriyle durumu kurtarmaya çalışıyorum.

 

 

 

Eren’in tahammül edemediğim yanı, inadı. Bu da 2 yaş sendromunun uzantısı sanırım. Ne kendine güvendir, ne inattır… Mutfağa girip, benimle yemek hazırlaması çok güzel, her zaman destekledim, elimden geleni yaptım ama ocağın üzerinde, tenceredeki yemeği de “Ben karıştıracağım amaaaa tek başımaaa” diyor. Anlatıyorum, “Bunu anneler-babalar yapar, şimdilik, çünkü ateş var ve bu tehlikeli. Yanabilirsin vs…” Yok! “Beeeennnn karıştırrrcaaaaaaaaaammmm”. Ben de başlıyorum o zaman Alethaya aykırı gitmeye, “Daha fazla ısrarcı olursan mutfaktan çıkmak zorunda kalacaksın Eren” ve o, “Çıkmiiiiiıııııcccaaaaam” ve ben, “O zaman çekil oradan, şu an karışması gerekmiyor zaten yemeğin.” şeklinde uzayıııııp gidiyor.


 

 

Neyi ne kadar doğru yapıyorum vallahi bilmiyorum, ama biraz önce anlattığım telkinler iyi geliyor.

 

 

 

Olan biten birçok şeyin çözümü var ama sıcağı sıcağına her zaman çözüm odaklı olamayabiliyorum. Bağıran anne olmaktan hiç hoşlanmıyorum ama bazen buna engel de olamıyorum.

 

 

 

Tüm bu yazdıklarımda dolu detay var aslında ama Deniz, gündüz vakti ancak bu kadarına izin veriyor.

 

 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

6 yorum

  • ahhh ahhhhh bee ben niye peki böyleyim hadi sende 2 tane paşa var benim derdim ne ben de onu düşünüyorum.Aynı şeyleri bende yaşıorum bende bir tane aslancık var huyuna suyuna gidersen muhteşem ama es kaza bişeyine hayır deme bittin. Yaptıklarına dayanamıorum çok bağırıorum sonra oturup ağlıyorum kısa döngü hep aynı şey.Bazen dayanamayıp kendimi kaybediyorum vuruyorum ve onun korku dolu gözleri… ölmeliyim diyorum. Sırf buyuzden başka çocuk düşünmuyorum yapamıyorum iyi bir anne değilim…

    Cevap Yaz
  • Yazınıza tesadüfen rastladım ve sonuna dek soluksuz okudum.3 yaşında bir erkek çocuk annesi olarak son zamanlarda yaşadıklarımı resmen birebir anlatmışsınız desem bana inanırsınız değil mi? Aynen ben de bağıran, hatta zaman zaman ufak şaplaklar atan bir anne oldum (hayatımda 2. çocuk olmamasına rağmen) ve bu durumdan hiç hoşlanmıyorum!Ben yaptıkça o inat ediyor, o inat ettikçe ben çileden çıkıyorum.Bu duruma nasıl çözüm bulabilirim bilmiyorum.O bahsettiğiniz psikiyatristin kitabı nedir acaba? Bu konuda çeşitli kitaplar okumaya ve öğrendiklerimi uygulamaya çalışıyorum ama bir yere kadar sonuç veriyor, sonrasında yine aynı şeyler…

    Cevap Yaz
  • 3 yaşında benimde ikizlerim var ikiside erkek:) gülücük koyduğuma bakmayın ağlayarak yazıyorum . sürekli ağlayarak isteklerini yaptiran çocuklar ve ben öcü anne çok zor annelik hemde çok keyifli. Eşimin ailesi benden uzaklaşsin diye çocuklari ellerinden geleni yapiyorlar. Artik kocadan geçtim onu helallik deyip kandiriyorlar, çocuklara kusura bakmayin gorumcemin göğsünü gösterdiğini gördüm:( her hafta her hafta her kaynanaya gittiğimde huylari değişiyor ne yapacağımı bilmiyorum..

    Cevap Yaz
  • Teşekkür ederim derya hanım umarım iyi olur 🙂 ama eşler uyum icinde degilse çocuklarda uyumsuz oluyor .baba karakteri anneye ne kadar değer verirse çocukta ona göre davranıyor …

    Cevap Yaz
  • Ah ah nasıl benziyor anlattıklarınız. Herkesin tenkitlerine rağmen Pelin kızımı cok serbest büyüttüm. Herseyi elledi oynadı tepeme cikti dağıttı kirletti. Uykusu yemeği cok cok düzenli oldu. Ne istediyse yaptım yaptırdım. Ama hamile kalınca dünya tersine dönmeye başladı. Mide bulantisi ve yorgunluk beni bitirdi. Pelin yoruyordu ama tamamdi. Ama hamilelik bitirdi beni. Hatta yorgunluğum oyle ağırlaştı ki Pelini memeden ayırmak zorunda kaldım:/ sonlara doğru artık çıksın bu bebek de Pelinle yuvarlanayım diyordum. Çünkü tam da dediğiniz gibi ne zaman onunla oturup oynasam boğuşmam yüzünde güller aciyodu:) tabi benim sesim de hamilelikle büyüdü büyüdü büyüdü. Bazen elleriyle gözünü kulağını kapatıyor Pelin. Bebeği uyutmaya geri dönünce kendime sinirimden ağlıyorum.
    Ah bir anlasalar ne cok sevdiğimizi aslında onların iyiliği icin delirdigimizi ah.
    Nedir okuduğunuz kitabın adı yazarı acaba??

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*