Bu kadarım ben de demek…

Yürek acısı gibi evlat!

 

Anne olmak, bazen içini cayır cayır yakıyor insanın (Neyime doğurdum ben 2 çocuğu dedirtiyor bana) ve sen, anne, kendini ne kadar eksik hisseder, kaşlarını ne kadar ağlamaklı kılarsan o kadar tamamsın. Gibi…

 

 

Bi etrafa ispat etme durumu, içten içe, “En iyisini yapmaya çalışıyorum ama elimden gelen bu” yu anlatmaya çalışma gibi sanki. Oysa bağırıyorum ben. Sonrasında oturup ağlıyorum ama bağırıyorum da. Hem de cıyak cıyak…

 

 

Bazen kolunu sıkıyorum çocuklarımın, kolunu sıkayım diye yapmıyorum ama o an, elimle kolunu tutup sıktığımı farkediyorum. İşte bu yürek acısı. Neden? Çünkü biz terlik, oklava, askı ya da ne dersen vs ile dayak yemiş nesil, canımızın nasıl yandığını biliyoruz, onun canını yakacak en ufak bir hareketin nasıl hasar bırakacağını hesap edebiliyoruz, ama buradan, salim kafayla bakınca da biliyoruz ki, her şey hayata dair, hepsi hayatın içinden ve yaşadıysak yaşadık işte, onlar da, o kadar olmasa da yaşıyorlar. Şiddet mi? Evet, şiddet. Başkasına göre ise, değil. Ben böyleyim, kötü bir anne değilim, onu çok seviyorum, o an şartlar bunu gerektirdi. “Bu” bir “durum”, yaşandı evet ama onu seviyorum, hatalarımda özür dilemesini biliyorum, yaptığımı affettirir mi? Bilemiyorum, belki de hayır! Affedilmek istiyor muyum, bunu bekliyor muyum? Bekliyorum ama istediğimden ve çok umursadığımdan emin değilim ama sevgimi umursuyorum. Seviyorum çünkü, hem de çok. 

 

Bazen Osho’yu hatırlıyorum, “Bağırmak geldiğinde içinden, o öfkeyi bağırarak çıkar, dürüst olursun ama kendini tutarsan, sonra çok alakasız bir yerde bağıracaksın ve bu dürüst değil.” gibi bir şeydi. Dürüstüm evet, yeri geldiğinde sevgi dolu, yeri geldiğinde öfkeyle ama dürüst. Neysem o’yum.

 

 

Bu haliyle kendimden memnun muyum? Çoğu zaman hayır! Çünkü toplum, kapitalizm ya da adına her ne dersen, bunun aksini söylüyor. Dayak yediğimiz kuşak, bize şimdi “çok bağırıyorsun” diye çemkiriyor, üzerimize geliyor. İyi de senin morarttığın bacağımı ne yapacağız o zaman? Diyemiyoruz, çünkü hak veriyoruz. Hak veriyoruz, çünkü şiddet kötü bir şey. Her türlüsü kötü! 

 

 

Özümüzde hepimiz çocuklarımızı deli gibi seviyoruz. Burada ispat edilecek bir durumumuz zaten yok. Ayrıca kime, neyi ispat edeceğiz ama bazen, bu arkadaşlar, dünyaya getirdiğimiz şehzadelermiş gibi davranılınca… “Ulaaaan” diyor insan, “Benim çocuğum bu, sana mı büyütüyorum…” 

 

 

Şunu da biliyorum, benim gibi tipler bunu dert ediyor sadece. Benim gibi kadın/anneler, bazısı ise, geçmişte yaşadıklarını yanına kâr katıp yürüyor. “Bu benim kazanımım” diyor, “Yaşadıklarım sayesinde ben oldum” diyor. Doğru. Belki zor, çok zor bir çocukluğum olmasaydı, Derya olamayacaktım ve ama zor, çok zor bir çocukluğum olduğu için belki çooook fazla eleştirdiğim bir anne oldum. 

 

 

Ohhhh döktüm içimi rahatladım. 

 

O zaman bana gelsin:)

 

Hadi cınım öptüm. 

 

 

 

 

 

Bizimle aynı nesil başka bir kesim ise,

Share on Facebook23Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*