Çocuksuz 24 saat! YİRMİ DÖRT saat!

Dün öğlen Yasin Mersin’den geldi, 1 gün önce sabah gitmişti zaten, onun için yorucu bir yolculuk olmuş ama iyi de gelmiş. Eve dönerken, telefon geldi, Pazartesi Ankara’ya gitmesi gerekiyordu, gözlerim yuvalarından fırladı,bir şey demedim. Sonra Yasin, “Ben yarın 2 çocuğu da alayım, Ankara’ya gideyim, akşam da döneriz. Sen de bu sürede iyice bir dinlen, yat uyu, keyif yap, kitap oku, ne istersen işte…” dedi, gözlerim iyice fırladı yuvalarından, yine bir şey demedim.

 

 

 

Allah hep birlikte yaşatsın aileleri, ama ikisinden birden 1 günlüğüne bile ayrılma fikri beni epey sarstı. Akşam çantalarını hazırladım, yolda yiyeceklerini poşetledim ama yok, ilginç bir duygu büyüyor içimde, “Eren gelmesin, okula götüreyim ben onu, sen Deniz’le git, bari Eren benimle kalsın” dedim ama Yasin “Yok yok, ne anladım o zaman, sen bütün gün çocuksuz ol” dedi, “Hem babaannem de görsün ikisini” diye ekledi. Pekiydi. Sabah oldu, giydiler ayakkabılarını, eşikte ağlama tuttu beni, Osmaner “Derya ablacığım, yok bir şey, sen de lunaparka gider gondola binersin işte rahat rahat:)))” dedi. Gülmeye çalıştım. 

 

 

Bir anı:

Eren’e hamileyim, daha 7 haftalık filanım, kayınpederim eşiyle ve küçük Argun’la yurtdışına gitmişti, Osmaner evdeydi, okulu olduğu için katılamamıştı, biz de 15 günlüğüne Osmaner’in yanına taşındık Yasin’le. O günlerden birinde Osmaner Yasin’e, “Abicimmm, go-kart’a gidelim mi?” demişti, beni bir ağlama tuttu, ama salya sümük, çıkardığım sese engel olamıyorum, zavallım Osmaner neye uğradığını şaşırmıştı, “Derya ablacımm n’ooooldu?” diyordu ama cevap veremiyordum ağlamaktan. Yasin o aralar benim bu ağlama nöbetlerime alışık olduğu için sarsılmamıştı, gelip sarılmış, “Tamam, geçti canım” filan demişti ama Osmaner’in suratı düzelemedi uzun süre. Sonra ağlamaya tabi ki devam ederek konuşmaya başladım, konuşmaktan çok böğürmekti o, “Ben lunaparka gidip gondola binemeyeceğiiiiimmmmmmm, ben go-kart yapamayacağımmmmmm ööööööööööööööö” O gün Osmaner benim akıl sağlığımdan şüphe etmediyse bir daha da etmez herhalde. 

 

 

 

İşte Osmaner, o güne gönderme yaparak, beni güldürmeye çalışarak, Yasin’in peşinden inmişti aşağıya.

 

 

“Neden ben normal insanlar gibi olamıyorum?” deyip durdum 15 dakika filan. Görüyorum, insanlar çocuklarını bırakıp, 2 gün eşleriyle kaçamak yapıyorlar, çocuğu bırakıp ülke değiştiriyorlar, “Alt tarafı günü birlik, o da babalarıyla gidecekler, neden bu kadar arabeskleşiyorum?” dedim kendi kendime ve kahvaltımı edip yatağa kuruldum, kitaplarım, telefonum vs. Aaa aaaa o da ne? Uyumuşum, kalktım evde bir turladım, yatağa geri döndüm, yine kitap, internet derken, aaaaa aaaa yine uyumuşum, ne çok uykum varmış! Saat 14.30’du kalktığımda. YUH!

 

Yasin sağ olsun, çocukların her anının fotoğrafını videosunu göndermiş, nasıl mutlular, nasıl gülüyorlar ve ben nasıl rahatladım…

 

 

Sonra bir çarpıntı tuttu, “Ana! Gün bitiyor…”, hemen hazırlanıp dışarı çıktım. Dolandım İstiklal’de, “Filme gideyim” dedim ama saati kaçırmışım, akşama diğerleri, du bakalım. 

 

 

En sonunda bir kafeye kuruldum, şimdi bunları yazıyorum. Yasin’le biraz önce Facetime’den konuştuk, Deniz’le dışarı çıkmışlar, kocaman yeşil alanda koşup koşup karahindiba koparıyor Deniz ve üflüyor, tüyleri uçuşunca çığlık atıyor, bazısını üflemeden elleriyle ufalıyor. Sonra köpekleri görüp onlara doğru koşuyor, onlara da karahindiba üfletmek istiyor ama sonuç hüsran oluyor, ilerideki boyu kadar otların üzerine doğru koşup, hoooop diye üzerine atlıyor… Yani çok mutlu, Eren de halamlarda çizgi film izliyormuş, dışarı çıkmak istememiş.

 

 

Yasin bana fotoğraf gönderdikçe, arayıp “Yasin, Deniz sıpası emniyet kemerinin kollarını çıkarmış, bi halletsene canım”, “Yasin, Eren bu saatte uyursa gece pösteki saydırır, aman uyandır onu canım” gibi direktifler verdiğimi far ettim. Bi sus değil mi? O da biliyor herhalde. Yok ben söyleyeyim yine de, içimde filan kalır, belli mi olur?!

 

 

Yasin dedi ki, “Ben araba kullanmaktan çok yoruldum, yarın çıkarız yola, sen de gece deliksiz bir uyku uyursun”. Neeee, yarın mı?, Gece ben uyuyayım mı? Nasıl uyunur ki? Gece! Tek başıma?!” Du bakalım deneyeceğim. 

 

Deniz aynı babası gibi uyuyor.

Deniz aynı babası gibi uyuyor.

 

Bir kere, aşağı yukarı 5 yıldır böyle bir sakinliğe alışık değilim. Tecrübesizim. Evde çocuk yokken tuvalete nasıl gidiyorduk, onu bile çok bilmiyormuşum. Mesela bugün tuvaletteyken, tuvaletin kapısına poposuyla darbe yapan biri yoktu evde, sakince işedim. Kahvaltımı ederken bacağıma kimse yapışmadı, banyoya girdim ve uzun süre çıkmadım, düşünebiliyor musun? Aylaklığın dibine vurdum, akşam sinema olmazsa bir tiyatroya gideyim diyorum, gece de evde tek kalmaya tırsıyorum, yok karanlıktan, üç harflilerden filan değil, çocuklar yokken ağlamak için arabesk takılır, kendi kendimi bunalıma sokar, batsıııııaaan bu dünyeeeaaaa diye mahallede arıza çıkarırsam diye korkuyorum. 

 

Çocuksuz, daha 12 saat bile olmadı, 24 saati bulacağız, belki de biraz daha fazla. Bu gece nasıl geçecek bilmiyorum.

 

 

O zaman yarın görüşürüz. İnşallah. 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*