Doyuramıyorum arkadaş

Blog yazanlar bilir, dışa aktar, içe aktar gibi ibareler var admin panelde. Evde çok bunaldığımı hissettiğimde içimden “Dışa aktar” deyip duruyorum, bunu sonradan fark ettim. Bassssbayağı dışarı çıksam rahatlayacağımı biliyor ama sanki itiraf edemiyorum. İtiraf etsem ne olacak, ha deyince kendimi dışarı atamadıktan sonra. 

 

 

Bu ara bizim çocuklar biraz fazla sık acıkıyorlar. Aslında bence o acıkmak değil de, sıkılıyorlar da buzdolabına mı saldırıyorlar nedir?! “Onlara öte beri hazırlayayım, azıcık evi toplayıp öyle çıkalım” derken saat oluyor bilmemkaç. Yahu ben evin bir tarafını toplarken öbür yüzü zaten dağılıyor, neyin peşindeyim? Tamam, toplamayı bırakıp, dışarı çıktığımızda benden 3732479743850 tane şey istemesinler, isteseler de satınalmasız çantamdan çıkarıvereyim diye, salatalık, havuç, kabuklu fıstık, poğaça, kurabiye, tost (yazın çok yaptığım) waffle, su, Deniz’in bitki çayı gibi envai çeşit şeyi dolduruyorum çantaya, o çanta oluyor piknik çantası, Deniz’in bezi, ıslak mendil, yedek kıyafet derken valize dönüşüyor. E Deniz de illa çanta takacakmış, o da dolduruyor içini, Eren de illa çantasına oyuncaklarını, efendime söyliiiim tabletini koyacakmış o da alıyor sırtına çantayı. Biz bu halde önce lokale, sonra parka, sonra tekrar lokale, sonra sitenin herhangi bir yerine, tekrar lokale gidiyoruz.

20150809_112851

 

“Ane DOSSST istiyoyoyoyoyum” diyor Deniz, “Tabi yavrum” deyip hoooop çantadan sucuklu kaşarlıyı çıkarıyorum. Eren diğer taraftan gelip “Anneee ben de tost istiyorum” diyor, “A aaa ne demek yavrucum” hoop diğerini çıkarıyorum. “CAYYY istiyoyoyoyoyum” diyor Deniz, “Tabi evladım”, “Susadım” diyor Eren, “Hemen anneciğim”… Bu böyle uzayıp gidiyor, havuçtu, salatalıktı, kabuklu fıstıktı… Derken yan masaya biri geliyor, sitemizdeki teyzelerden biri, galetasını çıkarıyor kadıncağız, yanına bir de çay söylüyor. Bizimkiler gözü dikiyorlar kadının masaya, ben de bakıyorum tepelerinden atmaca gibi, Deniz popom popom yanaşıyor kadına, gidip alıyorum oradan, “N’oldu Denizciğim?” diyorum, “Kraker istiyoyoyoyyum” diyor, “Olmaz anneciğim, daha şimdi tost yedin, doymadın mı?” diyorum “Men çoh acıktım anee” diyor. (Burada gözlerimiz yuvalarından fırlıyor) “Lan oğlum ne acıkması? Kara delik mi var sizin midenizde?” diyorum valla, tamam “lan” demiyorum ama çok demek istiyorum. 

 

20150809_112910

 

Eren geliyor peşinden, “Anne, canım o galetadan istedi” diyor, “Yarın size de alırım, şimdi yanımda yok, isteyemeyiz başkasından” diyorum. Yahu ben bunları diyorum da, Eren de Deniz de popom popom ilerliyorlar kadına doğru, karşısına geçip Emrah’ın esnaf lokantasının camından içeri bakması gibi bakıyorlar kadına, e kadın dayanamayıp veriyor birer tane, bizim fakirler de seviniyor. Kurabiye canavarı gibi kütürdeterek saniyeler içinde bitiriyorlar. Oğlum yavaş boğulacaksın evladım, insan olun azıcık yaauww dememe kalmadan bitiyor o galeta. 

 

 

Bu fasıl bitebiliyorsa eğer, biraz sonra Eren geliyor, “Anne benim canım hamburger istedi” diyor, vallahi diyor. “Olmaz anneciğim, bugün yanıma para almadım” diyorum “Ama lütfeeeen” diye ısrar ediyor. “Yaw evladım, ben ne doğurdum vallahi şüphe içindeyim” deyince de öyyyyle bakıyor suratıma. Şu saatten sonra pedagoji filan hak getire. “Yok hamburger mamburger, havuç var, salatalık var, tost yedin, galeta yedin, evden çıkmadan yemek yedin, yeter, eve gidince yine yemek yiyeceksin, Sibeeeel bana bir Türk kahvesi verir misin?” “Ama sen Türk kahvesi sipariş ediyorsuuuun”, “Öleyim mi annem?” demiyorum “Yanıma Türk kahvesi kadar para almışım” diyorum. Yoksa yemin ederim, ne doyurabilirim, ne de para yetiştirebilirim. 

 

 

 

Geçenlerde “Hadi yaw, çocuklar ne isterse alayım” dedim, zaten de yanıma kumanya koymamıştım, halim yoktu. O gün 100 TL hesap ödedim. Sadece birkaç saatte 100TL. Abi? Ki bizim lokalin fiyatları uygun. Aynı porsiyonu dışarıda yeseler çarp onu ikiyle.

 

 

 

Dün akşam bizim evde Eren’in arkadaşlarıyla yastık savaşı vardı, çocuklar oynuyorken ben de kıymalı poğaça yapayım dedim. İçini hazırla, dışını yoğur, doldur, kapat, diz, derken oldukça bereketli bir poğaça oldu, iki tepsi pişirdim. Bil bakalım bu öğlen kaç tane kalmıştı? 3! Sadece ÜÇ! Tamam yesinler, zaten de onun için yaptım ama el insaf.

 

 

Babam eve tenekeyle peynir alırdı, annem de kış aylarında tenekeyi balkonda muhafaza ederdi. Ben de 4 günde bir kalıp tek başıma bitirirdim. Babam şöyle demişti bir kere “Kızım maşallah ye tabi ama 4 günde 1 kalıp peynir mi biter?” anlayamamıştım babamı. Yani tenekenin kendisini yemiyorum ki sonuçta:)

 

 

Bazı arkadaşlarım diyor ki, “Aman yesinler de…” Tamam yesinler de, ben de tek başına bir insan evladıyım, mutfakla dünyaevine gireceğim yakında. Çocuklardan ve kocamdan daha çok onunla birlikteyim sonuçta!

 

 

Yani hal böyle olunca, benim evden çıkmam bir meseleye dönüşüyor, çıkamadıkça da cinnet geçirecek gibi oluyorum. Biliyorum, çıksam geçecek ama olamıyor bir türlü. Sırf kapının ağzında geçirdiğimiz süre yarım saati buluyor ve hatta geçiyor. Çocukları giydirip evden atıyorum, kapının önünde beni beklemelerini tembihliyorum, onlar orada takılırken çoraplarımı giyip mermi gibi fırlıyorum sokağa. O serinlik yüzümü yaladığı anda bir sakinlik çöküyor bana, gözümden de yaşlar iniveriyor bazen. Çocuklar parkta oynarken sarsıntı geçirerek ağladığımı da hatırlıyorum. Resmen ruhum boşalıyor. İyi geliyor.

 

 

Eren’in doktoru Hülya Sonugür, bir gün Eren çok ağladığında ve onu aradığımda “Bugün sokağa çıktınız mı?” demişti. “Ne alakası var şimdi? Çocuk katıla katıla ağlıyor…” diyememiştim kadına, “Hayır çıkmadık bugün” demiştim. “E siz sıkılmıyor musunuz evde oturmaktan? Çıkarsanıza çocuğu açık havaya, susar o zaman” demişti. Hakikaten o günden sonra ne zaman ağlasa, sokaklarda susturdum çocuğu, dışarı çıktığımız anda susuyordu. “Demek ki bir rahatsızlığı yokmuş, olsa, dışarı çıkınca da susmazdı” demişti bunun üzerine. Haklıydı. Ben de aynı öyle oluyorum dışarı çıkamadığımda. 

 

 

Sen sen ol ben olma, at kendini sokağa, rahatla. Darısı başıma. AMİN. 

 

 

 

 

Share on Facebook33Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • Kıtlık çıkacakmış gibi bi Çanta da ben hazırlıyorum her gun her gun her gun. Mazharın yemeği yoğurdu meyvesi, Peline Çorba meyve atıştırmalık su suluk pipet boş poşet, bez Islak mendil yedek Kıyafet boya defter boyama kitabı okuma kitabı oyuncak sulu boya su kabı çocuk oyalayıcı Sürprizler vs vs vs… Kapının önünde küçüğü giydir büyüğe hadi kızım hadi kızım de, o arada kendi hırkamın bir kolunu takıyorum ayni anda! Parka gidiyorsak scooter bisiklet biseyler daha aşağı inince bebek arabasını çıkar tek elle ayni anda Pelin’in yola çıkmaması icin çığlıklar. Ne o? Parkta en iyi ihtimalle 5 dakika oturucam. Ama yine de yapıyoruz bunu hergun. Cidden dışarı çıkmak ne olursa olsun iyi geliyor.

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*