Yemeyen çocuk…

Ama nasıl yemeyen?! Faydalı, evde pişmiş yemeği yemeyen ama sokakta b.k bulsa yiyen!

 

 

 

Eren bebekken, “Allah’ım benim çocuğum obez mi olacak acabaa?” diye tedirgin oluyordum. Her şeyi, fazla fazla yiyordu, o az yesin diye yapmadığım kalmıyordu.

 

 

Zaman geçtikçe, zararlı şeylerden uzak tutmak için takla attığım çocuk, doğum günlerinde, arkadaşları bir tarafta oynarken, açık büfenin başından ayrılmıyordu. Yok! Bir türlü o baklavaların, böreklerin, pastaların, kurabiyelerin başından alamıyorduk. Hepsinden bir ısırık alıp sıradakine geçiyordu filan.

IMG_2371

 

Daha da sonra, Eren bir oturuşta 1 kilo yediği hamsiyi kesti, bayıldığı taze fasülyenin yüzüne bakmaz oldu, enginarı severdi, şimdi pas vermiyor bile, “Yemeden içmeden kesildi oğlum” derken “Bu yemeğin içinde soğan vaaaaar mı?” dedi bir gün, “Tabi var Eren” deyince yüzünü öyle bir ekşitti ki, sanırsın yemeğin içine bok koymuşum, yesin diye zorluyorum. İşte o an kendimi tencereye koyup haşlayasım geliyor.

 

 

Len oğlum, bildiğin yemek, her zamankinden hani. Ne istiyorsun? Neredeyse bütün yemeklere soğan koyulur. O dibin düşe düşe yediğin hamburgerin içinde de soğan var. 

 

 

Yani benim Eren oğlum yemeden içeden kesilmemiş, soğandan, hamsiden, fasülyeden ve bütün faydalı yemeklerden kesilmiş, zavavvvvlı şeyler; patates kızartması, pilav, arrrryan seviyormuş mesela. “İyi de onlar yemek değil ki” deyince de “Tost da seviyorum, hamburgeeeer…” tek tek yolacağım saçlarımı.

 

 

Aslında sorunum yememesiyle değil, yemek saatinde önüne 100 tane sosisli koysam, hepsini yemek için kendini zorlayacak çocuk, 2 çorba kaşığı insan yemeğini 1,5 saat sonra hala tırtıklıyor ya, suratı da ekşi ekşi, işte ona sinir oluyorum. Yani o yemek saati olmasa zaten başlayacak “Anneeee ben çok acıktıııııım” demeye. Hiç yemeyen çocuk olsa mesela, ohhh ben de yemek pişirme derdinden kurtulurum. 

IMG_3340

 

Her yemek saati burnumdan geliyor.

 

Mutfakta yemek pişiriyorum “Anneeee, ne pişiriyorsuuun?” diye geliyor yanıma badi badi, “Kıymalı karnabahar” diyorum “Ama ben karnabahar sevmiyoruuuuuuuaaam” (Bu esnada kapı gıcırtısı gibi bi ses çıkıyor), “Eren sen hiçbir şeyi sevmiyorsun zaten oğlum, ne pişirsem sevmiyorsun zaten… Sevmeye sevmeye yersin o zaman n’apalım!?” 

 

Devam ediyor:

 

“Ben karnabahar yemiiiiceeeeem”, “Sen bilirsin, yeme ama aç kalırsın, çünkü yemekten sonra yapacağım patlamış mısırı sana veremem”, “Amaaa ben patlamış mısır yemek istiyoruuuum”, “Tamam, yemeğini ye, zaten yemekten sonra patlatacağım”, “Ama karnabahar sevmiyoruuum” (Bu esnada kapı gıcırtısı ağlamayla karışıyor, benim de kanım çekiliyor) Buradaki “Karnabahar” da sembolik aslında, bunun yerine hangi yemeği koysam aynı tepkiyi veriyor. Ben de bazen aldırmamaya çalışıyorum yememesine, bazen de “Yiyeceksin Eren üzgünüm, başka çaremiz yok” diyorum ama bazen “O tabak bitecek o kadar” deyip bildiğin bağırıyorum. Sanki de dinliyor, bunu 3395083484200 kere daha tekrarlayıp, sesimden tiksinir hale geliyorum. 

 

 

Bizim yemekler bitiyor, ben mutfağa geçmiş, oradan banyoyu temizlemiş filan oluyorum, Eren efendi hala masada, sadece 1 tatlı kaşığı yemiş, yemek olmuş buzzzz, bir de beni yumuşatmak için “Anneciğim, yemek çok güzel olmuş ellerine sağlık” diyor, bunu derken yüzünde ay gibi bir gülümseme:) “Afiyet olsun Erenciğim, e hadi devam et o zaman” diyorum, “Sağ ol anneciğim doydum” diyor. O an, işte o an, bütün mutfağı yere indirip sirtaki yapmak istiyorum.

 

 

Tüm bunların üzerine, dün mutfağa girdim, ne pişireceğimi bilmeden, soğan doğramaya başladım, kerevizi, kıymayı çıkardım, 2 tane kereviz vardı, 1 tanesinin içi acayip olmuş, onun sağlam taraflarını aldım ama bir kereviz yemeği çıkmayacaktı, patates koyarım dedim, 2 tane patates varmış, amaaaaan dolapta karnabahar var, onun yarısını koyayım bari bir tencere yemek olsun diyerekten pişirdim. O Eren, “Iıııımmmhhh annneeee ben yarın da bu yemekten yemek istiyorum. Çok güzel olmuuuşşş, bayıldımmm” dedi, ben şok. 

 

 

 Çok yiyen çocuğu doyurmanın zorluğuyla, her şeye “Iykkk bıyyyk” yapan çocuğu doyurmanın zorluğu aynı bence.

 

 

 

Share on Facebook77Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Bazen oyle oluyor ki, kolumu koparıp önlerine aticam yesinler diye. Oyle bir yemek yemek… Bazen de iste ic bin saat masada oturup tak lokma yemeler.
    Seker çikolata yerken yıkanmayan cocukların parmak köfteyi 80 parçada zor yemesi!
    Pelin hic yemek yememekten simdi uzuuuuuun da sürse herseyi yiyor hale geldi cok sukur ama sağlıklı sebze yemegi tencere yemegi yediricem diye kendimi ortan ikiye ayırmam ne zaman bitecek. Kahvaltıya bi yere giderken erken Kalkıp cocukları duyuruyorum, Rüşvet olarak kakaolu süt veriyorum, hani iyice tıkansınlar diye. Yine de gidilen yerde bulup salamlari sosisleri tıkıyor agzina.
    Küçük bacaksiz 1bucuk yasında ama bi kova patlamış mısır yiyor, tıkanmadan. Ama bi kase yoğurt 1saat sürüyor, üstelik ağzında tutuyor.
    Nedir bu durum?
    Eşim diyor ki eskiden bizim evde mücadele vardı. Bi tencere kıymalı makarna 4 cocuk, hızlı olmalısın. Seçme sansın yok. Yemezsen ancak aksam yemeğinde tekrar yemek göreceksin.
    Simdi
    Ac bıraksam ne olacak, dolaptan bi elma armut yese aksama kadar idare edecek onunla. Ya da parka çıksak orada illa biri bi’sey verecek!
    Bazen diyorum bırakayım ne olacaksa olsun ama sonra diyorum uğraşırsam o karnabahar biter, hadi Selen diyorum sabır sabır sabır….

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*