BaĞzı teklifler, tavırlar ve markalar…

Sevgili baĞzı markalar ve marka temsilcileri,

 

 

Özellikle son aylarda, markalar nedeniyle yaşadığım rahatsızlığı artık yazmazsam rahatlayamayacağımı düşünüyorum. Hiç yazmak istemediğim bir konu olmasına rağmen, artık zaruri buluyorum.

 

Lütfen ve lütfen, öncelikle blogger olmak nedir? Nasıl bir şeydir? Nasıl yapılır? Blogger ile marka işbirliği nasıl yapılır? İyice bir araştırın.

 

Çok takipçinin önemi, ancak kaliteli içerikle birlikte olduğunda nitelikli hale gelir. Bunu bilin.

 

Bloggerlara, bedavacı muamelesi yapmayın, o muameleyi kabul eden blogger ile çalışacaksanız da diğerlerini onlarla karıştırmayın. 

 

“Bütçeli çalışıyorum” cevabını aldığınızda size küfür etmişim gibi davranmayın, bu gibi cevaplara hazırlıklı olun. Sizden borç para istiyor filan değilim. Rahat olun. 

 

Yapmak istediğiniz şeyin reklam olduğu konusunda hemfikirsek, bunu, neredeyse bedavaya yaptırmaya çalışmanızdan ben utanıyorum ama siz?!

 

Aksine benim utanmamı bekler tavırlarınız ekstra rahatsızlık verici.

 

Reddettiğim, bütçeyi karşılamaya hazır markalar bile sizden çok çok daha kibar ve anlayışlılar bilesiniz.

 

Kendi adıma söylemem gerekirse, ben reklam konusuna tamamen vicdan odaklı yaklaşıyorum. Kendi çocuğuma yedirmediğim bir şeyin reklamını, kendi çocuğumda denemekten korktuğum herhangi bir ürünün reklamını ya da denemesini yapmıyorum, yapmak zorunda da kalmadım bugüne kadar çok şükür. 

 

Ürününüzü denemeye değer görmem ayrı bir mesele, onun hakkında yayın oluşturmam ayrı bir mesele. Bu ikisini ayırmanızı rica ediyorum. Heee, ürününüz, bütçemi karşılayacak boyuttaysa eğer, o zaman barter çalışmaya sıcak yaklaşabilirim neden olmasın?!

 

Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda, anne bebek içerikli bir dergi çıkarıyorduk ve sağ sayfa bütçesi, sol sayfa, yarım sayfa, karşılıklı iki sayfa, advertorial, barter; web üzerindeki çalışmalarda, mailing, banner, advertorial… vs. hepsinin ayrı bütçesi vardı, hala da var, gazete kısmında ise, ölçüler daha farklı adlandırılır ama aşağı yukarı mantık aynıdır, bütçeler farklılık gösterir.

 

 

Peki, mesele blog olunca ne değişiyor. “Hımmm diğerleri koca yayın organları, onca giderleri var, altlarında çalışan binlerce insan var, emek var… Onlara aynı muameleyi yapacak değiliz herhalde” diyorsanız, soruyorum, bloggerler, kimi bir ücret ödemeden açıyorlar bloglarını, kimi, yazılım ve tasarım için ciddi mesai ve para harcıyorlar. Peki de, önemli olan işin sermayesi mi, niteliği mi? Önce bunda bir karar kılın. Eğer sermayeye bütçe ayırıyorsanız, buyrun oralarla çalışmaya devam edin, zira blogumu kurarken ve geliştirirken harcadığım bütçe, onlarla boy ölçüşecek cinsten değil tabi ki. Öyle bir bütçe ile blogger olan varsa, direk gazete kurabilirmiş aslında. Mesele o değil ki, mesele blog olayının aynı yayın mantığıyla çalışmıyor olması.

 

 

Etik değeri olanı olmayanı burada çok kolay ayırt edebilirsin. İşini iyi yapanla yapmayanı da kolayca ayırt edebilirsin. 

 

 

Bilesiniz, bazı söylemleriniz bende “Ahlaksız teklif” etkisi yaratıyor ve cidden utanıyorum. Dilerim siz de utanır, farkına varır, ayırt edebilme yetisine sahip olursunuz tez zamanda. 

 

Bu yazıya maruz kalan okuyuculardan özür dilerim. 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*