Televizyonu kapatma kararı

Son zamanlarda televizyonla ve kendi çocuğumla ilgili bir rahatsızlığım vardı, bu ikisiyle ilgili ciddi bir gözlem yapıyordum uzun zamandır, bilinçli bir gözlem değildi, yani bir şey fark etmiş ve onu gözlemlemeye başlamamıştım, sadece neden rahatsız olduğumu anlamaya çalışıyordum ve artık o televizyonun kapanması gerektiği konusunda netleşmeye başladım, çünkü Eren’i objektif gözlemleyebilmem için hayatımızda televizyon yokkenki haline de ihtiyacım vardı.

 

 

 

Evet, bir çeşit “deney” diyebiliriz buna.

 

 

 

Öncelikle, televiyonun, Eren’in hayatındaki kronolojik geçmişine bakarsak; 18 aylıkken azıcık Caillou izleyerek başladığı televizyon ilişkisi, 2 yaşından sonra her gün, okuldan geldikten sonra aşağı yukarı 1 saat, en FAZLA 2 saat TV izleme olarak şekillendi. 2 saat olduğu zamanlar duyduğum rahatsızlığı anlatamam. Eğer televizyon izlerken yanında oturuyorsam ve birlikte izliyorsak, ben de izlediğimiz filmin konusuna göre sorular soruyorsam ve iletişimde kalabiliyorsak, TV meselesi çok da sorun ettiğim bir şey olmuyor ama hamileliğim ve sonrasında Deniz’in doğmasıyla birlikte, sanki evdeki diğer çocuk bakıcısı televizyonmuş gibi oldu, tabi benim tarafımdan. Eren’e bakacak olursak, televizyonun bakıcısı o’ymuş gibi.

 

 

 

 

Bu süreçte hayatımıza Peppe gibi bir şey bile girdi ve Allah’tan çıktı. Hatta TRT Çocuk, direk olarak bir daha açılmadı! Birkaç kanal vardı ve eve gelenlere de, kanallar arasında gezerken, bu kanalların dışına kazara bile çıkmamasını rica ediyordum, çünkü kaza eseri o kanala basılması demek, Eren’in “Ben Peppe istiyooooruuuuuum” diye ağlaması ve hatta bu durumun çooook uzaması demek olabiirdi.

 

 

 

 

Her şey bir tecrübe hayatta ve biz TRT Çocuk tecrübemizden sonra 2 kanal belirledik. Caillou olduğu zamanlarda Yumurcak TV, diğer tüm zamanlar için geçerli olan Nick Jr. Nick Jr.’daki “Kaşif Dora azzz sonraaa” alt bantları sayesinde televizyon için verdiğim süre sonrasında kapatmakta çok zorlanıyorum, çünkü Eren’in “Amaaa anneeee Dora başliiiiicaaaaaak, Dora’dan sonra kapatalım ne dersiiiiin? Sonra da Kabarcık Çocuklar vaaaaaar ve ondan sonra da Diegoooooo” gibi olumlu görünen karşı çıkışları, kapatma meselesi ciddiye bindiğinde ciddi krize dönüşebiliyor. Bazen bu kriz kısa, bazen uzun sürüyor ama oluyor.

 

 

 

 

Sonra televizyonu kapatıyoruz ve Eren’de, 3 yaşına, çocukluğuna yakışmayacak bir ağırlık oluyor. Oyuna geçme süresinde uzunluk, bir ne yapacağını bilememe hali gözlemledim. Bunlardan sonra, ya benim yönlendirmelerim ya da kendi kendine bir şekilde oyuna geçti. Sabahları uyanır uyanmaz, “Anne Caillou açaaar mısııın?” talebiyle gelmeye başlamıştı sürekli bizim odaya. Kendimi düşündüm, biz sabahları ablamla çizgi film izlemeye bayılırdık, neden Eren izlemesindi ki? Açıyordum ve bir sabah seansı yapıyordu, özellikle hafta sonları, yani bütün gün evde olacağı günler…

 

 

 

… ve işte o meşhur grip bizi de vurdu. Hem de ne vurmak, hepimiz süründük. Sıra Eren’e geldiğinde, (Okula göndermedik tabi ki) evde hem Deniz hem de “daha fazla ilgilenmem gerektiğini” düşündüğüm Eren’le ne yapacağımı bilemedim. Yasin’i aradım, “Sen çocukken hastalandığında ne yapıyordun?” dedi, “Televizyonun karşısına yatak kurardı annem, bütün gün televizyon izlerdim, bazen uyuyakalırdım… vs” dedim, “Tamam, bugünlük Eren’e de öyle yap” deyince, “Evet ya neden olmasın?!” diyerek açtım televizyonu, Eren baygın haldeydi zaten, onun da hoşuna gitti, akşama kadar 1 kere kapattım televizyonu ama o gün, 7 saate yakın açık kalmıştır televizyon. Arada uyudu filan ama ne fark eder ki?

 

 

Açmaz olaydım o televizyonu 7 saat! Ertesi gün tükürdüğümü temizlemeye çalıştım: Televizyonu hiç açmadım, Eren açmamı istediğinde de “Anneciğim dün çok çalıştı ya televizyonumuz, bozuldu sanırım” diyerek, konunun benden bağımsız olduğuna vurgu yapmak istedim.

 

 

 

Gözlemlerim:

* Birden televizyonsuz kalınca, 3 yaşındaki Eren, bütün gün ağlak bir halde “Annee Dora açaaaar mısııııın?, “Anneeee Kabarcık Çocuuuuklaaaaar istiyoruuuuummm” gibi krizlerden koltuğa uzanmalara ve öylece bakmalara sıçrama yaptı! Uzun bir süre (15 dk kadar) boş boş baktı. Tamam, hastaydı ama bir önceki güne göre daha iyiydi. Öylece koltukta yatarken uyuyakaldı. Bu uyuyakalma meselesi gün içinde 2 kere oldu. Arada uyumalar, arada ağlayarak televizyon istemeler, yani tam olarak bir bağımlının ne yapacağını bilmez hali vardı.

 

 

 

* Söyleyebilse, “Biz televizyon yokken ne yapıyorduk yahu?” diyecek bir tablo sergiliyordu. Benim için bu çok üzücü bir tabloydu, çünkü:

Kaynak: Aletha Solter- Çocuğunuza Kulak Verin- Syf: 98-99- Eylül 2012 baskı

“Televizyon hem ses (İşitsel uyaran) hem de hareketli görüntüler (Görsel uyaran) sunar. Bu durumda çocuğun halyal gücüne pek alan kalmaz. Televiyon seyreden çocuklar, duyumsal girdileri kavrayan ama bunlara kendi hayal güçlerinden çok az şey ekleyen, pasif alıcılardır. Dolayısıyla çok fazla televizyon ilemek çocukları, hayal güçleri ve yaratıcılıklarını kullanmaktan mahrum bırakır. Televizyon seyreden çocuklar, sıklıkla kendilerinden geçerler.”

 

 

NOT: Bu sonuncusuna 100 kere katılıyorum. 1500 kere “Eren” diyorum kafayı çevirip bakmıyor sıpa.

 

Aletha devam ediyor:

Küçük çocuklar için bu kadar pasif kalmak ne normal ne de istenen bir durumdur.

 

Erken çocukluk döneminde aktif ve yapıcı uğraşlar, en iyi zaman geçirme yoludur. Televizyon, somut gerçek hayat etkinliklerinin yerini dolduramaz. Tam tersine anlamlı öğrenme zamanını çalma riski taşır. Bu durum, çocuğun zihinsel becerisinin gelişimini yavaşlatma eğilimi gösterir.

 

 

Televizyonda sürekli konuşma duymanın, çocukların dil becerilerini geliştireceğine inanılır, ama durum böyle görünmemektedir. Araştırmalara göre en çok televizyon izleyen çocuklar, en düşük dil becerilerine sahiptir (Burton ve ark., 1979; Selnow ve Bettinghaus, 1982). Başka insanlarla aktif bir iletişim kurma fırsatı olmayan çocukların dil becerileri gelişmez.

 

Televizyonun bütün bu sakıncalarına ek olarak, birçok televizyon programında cinsiyet ayrımı yapılmaktadır. En heyecanlı maceralara girişen, en çok sorumluluk üstlenen ve en güçlü ana karakterler genellikle erkektir. Durum yavaş yavaş düzelse de, güçlü kadın rol modeli çok azdır. Televizyon zayıf, bağımlı, aptal, pasif, evcimen, duygusal bir kadın portresi çizerek ya da kadını bir cinsel nesne olarak sunarak, kadınların baskı altına alınmasına ve stereotip oluşumuna katkıda bulunur.

 

Yetişkinlerin çoğu, reklamları bir miktar rahatsız edici bulur. Reklamların çocuklar üzerinde çok farklı etkisi vardır. Reklamlar çekici ve yanıltıcıdır; çocukların, tanıtılan oyuncak ve yiyeceklere sahip olmak için çok güçlü bir istek duymalarına neden olurlar. Bu durum ailede ciddi bir çatışmaya yol açabilir. Araştırmalar, küçük çocukların televizyon reklamlarının satış amacıyla yapıldığını anlamadıklarını göstermektedir. Birilerinin kar etmesi için yapıldığını ya da reklamlarda oynayanların, rol karşılığında para aldıklarını kavrayamazlar. Kolayca reklamın gerçek olduğunu, hatta izledikleri programın bir parçası olduğunu varsayarlar ( Liebert ve ark., 1982).

 

 

* Bir sonraki gün daha kolay geçti, yine televizyon talep etti ama televizyon bozuktu ya, hatırlatıldı bu kendisine. Çok aldırmadan oyuna daldı ve bir daha talep etmedi.

 

* Bir sonraki gün hiç talep etmedi! Oyun kurgusu daha da gelişkindi o gün. Sadece arabalarla otopark yapmaktansa, farklı üretimleri oldu mesela. Legoları da kattı olaya ve sonra tahta blokları…

 

* Daha sonraki günler, bu duruma çok alışmış gibiydi ve rahatlamış görünüyordu.

 

Burada, başucu kitaplarımdan (Biraz önce de kaynak gösterdiğim) Aletha Solter “Çocuğunuza Kulak Verin” ve Osho “Çocuk”, Eren’le ilgili bazı çıkarımlar yapmama çok yardımcı oldu.

 

 

 

Birincisi: Yine Aletha kokuyor…

Okuldan geldiğinde, çoğu zaman krizler yaşadığımız Eren, TV meselesini kapattıktan sonra, daha olumlu indi okul servisinden. Neden? Tam olarak bilemiyorum nedenini ama aşağı yukarı yorumum: Okulda, öfkesini, duygularını aile ortamındaki gibi dışa vuramayan çocuk, eve geldiğinde rahatlama amacıyla bir küçük kriz dozu yaşatıyor, kendi de yaşıyor, çünkü ev ve anne ve baba, güvenli bir alan ve çocuk güvendiği yerde özgürce ağlayıp, bağırabilir?! O okuldan geldiğinde bir de televizyon dozu ile karşılaşınca, “OYALANDIĞI” için ağlamasına ara verir ama asla o “YOK OLMAZ” sadece mola verir. E okulda baskıladığı ve sonrasında eve geldiğinde mola- mola-molalar nedeniyle dışarı vuramadığı stresini, ya uyku ya yemek saatinde ya da herhangi bir alakasız anda atmaya çalışacağı için, bizim “İyi de şimdi ne oldu, neden ağlıyorsun?” dediğimiz bir tabloya neden oluyor. Bu bizler için çok zorlu bir sahne. Ben bu sahneyi, televizyon hayatımızdan çıktığından bu yana çok az yaşıyorum, eğer başka faktörler tetiklemiyorsa (Uykusuzluk, açlık vs)…

 

İkincisi: Osho, Şubat 2011, Çocuk, Syf: 50-51-52

NOT: Bunu, Eren’in hasta olduğu o gün, 7 saat televizyonu açık tutan kendime ithaf ediyorum.

Çocuk Hasta Olduğunda

En başından beri, çocukluktan itibaren bir şey neredeyse her zaman yanlış gider. Ve bu da, çocuk ne zaman hasta olursa, ona daha çok ilgi gösterilmesidir. Bu yanlış bir çağrışım yapar: Anne onu daha çok sever, baba ona daha çok özen gösterir; tüm aile onu merkeze koyar, o en önemli kişi haline gelir. Aksi halde hiç kimse onu umursamaz, iyi midir, değil midir?

 

Hasta olduğunda o diktatör halini alır, kendi kurallarını dayatır. Bir kez bu hile öğrenildiğinde -yani hasta olduğunda bir şekilde özel olursun- o zaman herkes dikkat etmek zorunda, çünkü dikkat etmezlerse onları suçlu hissettirebilirsin ve hiç kimse sana bir şey söyleyemez çünkü hastalığından kendinin sorumlu olduğunu kimse sana söyleyemez.

 

Eğer çocuk bir şeyi yanlış yaparsa ona, “Bunun sorumlusu sensin” diyebilirsin ama eğer o hasta ise hiçbir şey söyleyemezsin çünkü hastalık hiçbir şekilde ona bağlı değildir. O ne yapabilir ki? Ancak sen gerçekleri bilmiyorsun: Hastalıkların yüzde doksanı kendi kendine yaratılır, ilgi çekmek için, şefkat almak, önemli hissetmek için senin tarafından üretilir. Ve BİR ÇOCUK HİLEYİ ÇOK KOLAY ÖĞRENİR çünkü çocuk için en temel problem çaresiz olmasıdır. Sürekli olarak hissettiği temel problem, onun güçsüz ve herkesin ise güçlü olduğudur. Fakat hastalandığında o güçlenir ve herkes güçsüzdür. O bunu anlar.

 

 

Bir çocuk, bir şeyleri bilme konusunda çok duyarlıdır. O şunu bilir: “Hasta olduğumda benim yanımda hiç kimse, annem bile, babam bile hiçbir şeydir.” Hastalık çok anlamlı bir şey, bir yatırım haline gelir. Ne zaman kendini ihmal edilmiş hissetse, ne zaman “Çaresizim” diye hissetse, hasta olacaktır, onu yaratacaktır. Ve bu bir sorundur, derin bir sorundur. Ne yapabilirsin? Bir çocuk hasta olduğunda herkes ilgi göstermek zorundadır.

 

 

Ancak psikologlar, bir çocuk hasta olduğunda, ona bakmanızı ama ona çok fazla ilgi göstermemenizi öneriyor. Ona psikolojik olarak değil, tıbbi olarak özen göstermelidir. HASTALIĞIN BİR GETİRİSİ OLDUĞUNU ZİHNİNDE EŞLEŞTİRECEĞİ HİÇBİR ŞEY YARATMA. Aksi taktirde tüm yaşamı boyunca, ne zaman bir şeyin yanlış olduğunu hissetse hasta olacaktır. O zaman karısı hiçbir şey söyleyemez, o zaman ona hasta olduğu için suçlamada bulunamaz. Ve herkes ona üzülmek ve şefkat göstermek zorundadır.


 

 

İşte böyle. Eren artık iyice bacağıma yapışık geziyor, çok eğleniyor, ben daha mı fazla koşturuyorum? Bazen… Ama daha huzurlu o da, ben de. Yasin?

 


 

 

 

NOT 1: Biz de televizyon izlemiyoruz. Yani çocuğa işkence yapar gibi ya da büyük bir dengesizlikle biz TV karşısındayken Eren’e çizgi film açmıyor değiliz. Ben zaten çok nadir televizyon izlerdim, güzel bir film olacak vs. ama Yasin sever televizyonu, bu onun için de zorlayıcıydı sanırım. Eren uyumadan televizyon açamadı ve Eren bazen 22.00 civarı uyudu. 🙂

 

NOT 2: Şeytan demiyor mu aç televizyonu, bir kafanı dinle…? Demez mi ayol, daha neler de diyor da…

 

NOT 3: Film izlemek güzeldir, yani sinemaya götürüyoruz çocuğu sonuçta. Bu nedenle evde de bu sinema uygulamasını yaptık. Buz Devri ve Arabalar filmini izledi birer kere ama bir rutini yok (!) ya da “film zamanı” diye bir zaman yok, çünkü olursa ve o an film açmaya uygun olmazsam, sözünü tutmayan kadın olacağım, Eren’i ise, bu anlamda düzenli bir beklentiye sokmuş olacağım.

 

NOT 4: Başka evlere gidince de mi izlemiyor? Yok, o zaman izleyebiliyor, o evde televizyon açıksa, rica ediyoruz, bir de çizgi film izliyor ama orası onların evi. Orada izledi diye evde de TV izleme talebi olmuyor.

 

SON NOT: Yukarıdaki kaynak gösterme gayreti, tamamen amatörcedir. En son bunu kuralına uygun yaptığımda üniveritede tez hazırlıyordum sanırım. Takılmayın.

 

 

Haydi hepimize hayırlı olsun televizyonsuz hayat.

 

 

Ellerim uyuştu:)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

4 yorum

  • yazını yıne ve tabıı kı gülümseyerek okudum :))
    bır ara bende uzaya açmıştım kayuları 15 dakkadan sabah aksam derken ben evde yokken o sureler uzadı da uzadı..o sıra Irazın oyun gruplarına başlamıştık ve 1 aydır falan tv uzayın hayatında vardı. Iraz dedı kı bazı çocuklarda tv regülasyonu bozabılıyor ve Uzay da böyle olblr.eger yanında oturup bıcır bıcır konuşup tv ızletceksen okey ama onun dıusında kesınlıkle kapat. o günden sonra kapattım tamamen. tv ızledıgı zamanlatrda sureklı canı sıkılınca tv ac dıye talep edıyordu kayu sattlerı dışında da. çocuk can sıkıntrısıyla yaamak ıstemıyordu tv de hıpnoz olmak ıstıyordu resmen. Tv gıdınce aynen sendekı gıbı tekrar yavaş yavaş oyunlara dondu ve yaratıcı olmaya başladı. yanı ben sadece 1 ay ızletmıs olsam da yıne cocugu fena etkıledı. sımdı bızım tv de çocuk fılmı yok dıyoruz komsuda denk gelırse bakarsa bakıyor genelde bakmıyor bıle. ama tutturma falan yok. ben zaten hıc açmıyorum gunduz ,deniz de oyle.radyo acık hep. ama babnne gunduz acıyor kendısı ızlıyor artık onda da odasında oyun oynuyor dıye umıt edıyorum :))) ama kulakları hep acık. Bır olay; babannesı o uyurken evım sahane ızlıyormus ve uzayın uyanma saatlerı de onun sonuna gelıyormus, ve Uzay bu yüzden ordaki Mimar Selim olmayı istedi bir süre :((((
    Cok opuyorum senı…

    Cevap Yaz
  • Harikasiniz ya!O kadar icten yaziyor, oyle itiraflarda bulunyorsunuz ki, hic problem degil insanlar ne demis, ne dusunmus….Bu da sizi samimi yapiyor,okuduklarimda kendimi buluyorum ve cok sey ogreniyorum.Hep yazmaya devam edin olur mu?

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*