Bizim Kulvarda Çocukla Tatil

“Biz Eren’le hiç tatile çıkmadık” demiştim, tatil öncesi yazığım yazıda. İlk 3 kişilik tatilimize çıktığımızda 20 aylıktı yani. Kafamda bir sürü soru işaretiyle hazırlandım. “Yolculuk nasıl geçecek? Uçak olsaydı daha mı iyi olurdu sanki? Araba yolculuğu zorlayacak mı? Beyaz peynir kılıklı Eren’i haşlar mıyız acep? Yolda oyalayabilir miyim ki?” gibi bir sürü tilkinin kuyruklarını da değdirmek suretiyle kafamda dolaştırdım.

Valiz hazırlarken her şeyi not ettim bir kenara, her ihtimali senaryolaştırdım aklımda, senaryoya uyan kostüm ve diğer tüm malzemeleri de kattım valize. Bir arkadaşımın tatil öncesi yazdığım yazıya bıraktığı yorum da epey faydalı oldu valizi hafifletmemde. Her sokağa çıktığımızda elin oyuncağına saldıran, tacizde bulunan Eren’i bu açlıktan mahrum bırakmak istercesine oyuncak koymuştum, yedekli yedekli bir sürü kıyafet vardı valizde, ki Eren genelde çıplak gezer.

 

 

 

 

… demiş Ayla. Sağ olsun var olsun, beni büyük bir yükten kurtardı. Tam zamanında yetişti üstelik imdadıma. Tüm oyuncakları boşalttım, çok az kıyafet, o da akşamları giysin diye, 2-3 araba, kitapları, ateş düşürücü, güneş yağı, havlusu, sabunu, güneş gözlüğü, şapkası derken Eren meselesi tamamlandı. Bizim kıyafetlere gelince; benim için 2 günlük kısa tatil bile, birkaç valiz demekti önceden, şimdi ise kendimi şaşkınlığa uğratacak derecede tasarrufluydum valiz konusunda. 3 kişilik çekirdek ailemizin tüm büyük baş eşyalarını bir valize sığdırmayı başardığım için gece boyu sevincimi, gururlu ifademi gizleyemedim. Bana göre ben çok büyük bir iş başarmıştım. 

 

 

Tatil süresi: 1 hafta

Hazırlanan valiz sayısı: 1 ( Vaayyy be)

 

Tamam, itiraf etmeliyim ki 1 valiz tamamen ana eşyalar içindi. Yardımcı oyuncular için ise, küçük bir çanta daha yaptım ama adı üstünde: ÇANTA o, valiz değil.

 

 

Yolculuk ise korktuğum gibi geçmedi, sadece 9 saatlik yolu 13 saatte gitmemizin verdiği bir bunalma, “Varamayacağız biz buraya” hissi oluştu, tatil yapılacak yere vardığımız an kuş olup uçuverdi.

 

 

Eren yolda bol bol su içti, “Ha acıktı ha acıkacak…” diye bol bol mola verdik ama iştahıyla meşhur olan çocuk, yolculuk süresince neredeyse hiçbir şey yemedi. Olsun zararı yok, midesi rahatlar diye düşünürken, boş mideye litrelerce su içmekten tazyikle kustu. Litrelerce kustu, köpürdü resmen çocuk. Kokuyla ilk sınanmamız böyle başladı. 1 saat uğraştık, temizledik sandık arabayı ama yol boyu kusmuk kokusu eşlik etti bize. 

 

 

 

İstanbul’dan sabah 10.00 sularında çıkıp Bodrum’a gece 23.00 sularında vardık. Kendim için söyleyebilirim ki, oraya varır varmaz, saatler süren yol yorgunluğundan eser kalmadı. O dakika temizdim. Tatil çoktan başlamıştı sanki, o derece.

 

 

Sabah heves heves suya tapan Eren’i denize götürdük ve şaşırmadım, girmek istemedi. Görsen sudan tiksiniyor sanırsın, öyle bir gıcık ifade suratında, bıraksan bütün gün bizimle şezlongta oturacak. Yasin’le kendimizi kuma atıp teşvik etmeye çalışsak da, o kadar kolay olmadı o iş. Kum- taş avuçlayıp suya atmaya başlaması yarım saat sürdü, deniz suyuyla ilk samimiyeti böyle başladı. Baktı ki deniz, attığı tüm basketlere rağmen çok sakin ve gık demiyor, popom popom ilerledi hedefe. Tüm bunlara rağmen, ilk gün, diğer günlere göre daha az sancılıydı Eren’i denize sokmak.

 

 

Hayır neden bu kadar gıcık olduk girmek istememesine bilmiyorum. (Daha çok ben gıcık oldum, Yasin deniz takıntılı biri olmadı hiçbir zaman)

 

 

İstemiyor çocuk işte, düş yakasından değil mi? Yok değil anacım, özlemle beklenen tatile, berrak mı berrak denize kavuşmuşuz, bizi bıraksan denizde uyuyacağız gece… Eeeeee, bu çocuk neden girmiyor, denize aykırı gidiyor?

 

 

Ne antipatik bir anne modeli değil mi? Ama cidden elimde olmadan zorladım onu, içimdeki deniz sapığına engel olamadım, “Tek başıma tadını çıkarayım denizin.” diyemedim. Yani onu da dediğim oldu ama sadece Eren uyurken. Normalde o yapışır ya benim bacağıma, tatilde ben yapıştım onun yakasına, o da “Babacııı” na.

 

 

 

Tatil bu anlamda bana yaradı. “Babacııı kocak” diyen, başka da bir şey demeyen yavrucakla babasını başbaşa bırakmaktan başka çarem kalmıyordu genellikle.  “Aaaa ama Yasin, illa ‘babacııı’ diyor, tüh, ne yapsak ki?” cümlesini kurarken, ilk defa bu kadar hafif hissettim kendimi, yalan söylememenin verdiği hafiflik…

 

 

 

Babasıyla Caillou izleyip, bir tek babasıyla denize girdiğinde kolayca alışan, babasıyla yemek yiyen, babasının kucağından inmeyen, babasıyla top oynayan, sadece babasının uyutmasını isteyen bir çocukla tatil, ultra lüx- 10 yıldızlı- her şey dahil gibi bir şey.

 

 

İlk gün, beyaz peynir ten muhalefetinden, gölgede bile kırmızı olan Eren’le otele dönmemizle tepkileri üzerimize çekmemiz bir oldu. İşte o pembe linkteki aynı amca, daha sonra mesut bir şekilde çekirdek ailecek denize girmeye çalışırken sözlü tacizlerine devam etti.

 

Şöyle ki; hem de maddeler halinde:

 

1- Çocuğa şapka takmıyorsunuz (Evet, takamadık, istemedi)

2- Krem sürmediniz son yarım saattir, ben takip ediyorum. (Evet sürmedik, çünkü 31 dk. önce sürmüştük)

3- ZATEN SİZİN EVLİLİK DE BİTMİŞ!!! ( BA BA BA BAAAAAA- Cinsel yaşamımızla ilgili de bir iki tespitte bulunacak diye bekledim, yok, çekindi sanırım ya da aklının bir ucundaydı da, maddeleri sıralarken arada kaynadı.)

4- Bizim zamanımızda, çocuğun canı mı sıkkın, şöyyyle gerinerek bir patlatırdı babam, depresyon filan kalmazdı!!! ( Şaşı bak şaşır)

 

 

NOT: Amca tüm bu maddeleri sıralarken Yasin sadece sustu, en olması gerekeni yaptı aslında. Ben de öğrenmiştim bu gibi şeylere cevap vermemeyi, ağz olup da konuşan her insanla muhattap olmamayı ama engel olamadım kendime.

 

Yine amca tüm bu maddeleri sıralarken gözlerimle yemeye başladım onu, bu yeme eylemi gözlerimden çeneme aktı sanki.

 

1- Babamla gelseymişim olurmuş tatile.

2- 2 günde ömrümü yediniz yemin ediyorum

3- Kuşak farkı hep vardı ama kuşak çatışması hep olmak zorunda değil. Siz de babalarınız gibi davranmıyordunuz nihayetinde ama en sonunda tıpkı babanız gibi oldunuz değil mi?

4- Aaaaa yeter!!!

 

 

Yasin, ben tüm bu maddeleri sıralarken “Canım, hadi denize girelim!!!” deyip duruyordu. Onu duyuyordum ama engel olamıyordum kendime. Son maddeyi de paylaştıktan sonra, sanki hiç cevap vermemişim asilliğiyle dönüp denize girdim. 

 

 

Söz konusu amcanın tatil boyunca “Hepinize iyi tatiller, ben artık dönüyorum” diyeceği günü bekledim, bu cümleyi kursun diye gözünün içine baktım ama ıı ıh, bizi kendinden evvel yolcu etti. Tüm bu saydıklarım sinir bozucuydu evet ama tatilin kötüsü olmuyor cidden. Hiç dönmek istemedim.

 

 

Yemek meselesine gelince; o köy tereyağları, ekşi mayalı ekmekler, sızma zeytinyağlı yemekler falan hepsi bir koca “YALAN”dı tatilde. Tost, gözleme, köfte, pilav, yoğurt, SÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜT, yumurta, peynir, çekirdeğiyle zeytin ise temel gıdamızdı. “Bari bu mevzuda bulaşma çocuğa” diyerekten frenledim kendimi.

Şu çocuğuma, “benim”MİŞ gibi davanmaktan vazgeçtiğim gün, daha çok anne hissedeceğim kendimi sanırım. Öyle hissediyorum.

 

Heee bu arada tatil için Bodrum Akyarlar’ı tercih ettik; bloggerdaşım ve isimdaşım Derya’nın bizden hemen önce hem de iki çocukla Akyarlar’a gitmiş olması bu yönde karar vermemizde çok etkili oldu. Özellikle denizi çocuklar için çok uygundu; dalgasız, kum, ve sığı.

 

Neyse, tatil meselesinde bundan sonra ben susayım, fotoğraflar konuşsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anlatmayı unuttuğum bir şey kaldı mı ki acep?

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • ahaha;)) ayy bi tanede sevgili yapmış bu çocuk, gözümden kaçmadı değil. kendine benzeyen bir fıskıye saçlı;))yerim ben bunları ya…

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*