2 çocuk 1 ben 1 gün

2 çocukla sokakta ben, ben değilim. Değilmişim.

 

 

 

Dün, ailece Oyuncak Hikayesi 3’ün özel gösterimine gittik.

 

 

 

 

Eren’in okul arkadaşı Belis ve annesi Bikem de geldiler. Çok güzel bir filmdi galiba, yani sonunu izleyebildim, hayran izmir escort bayan kaldım, zira ilk dakikalarda Yasin’in kucağında efendi efendi oturan Deniz, dakikalar sonra dolaşmaya başladı, sağdaki izleyici ve onun yanındaki küçük kızını ciddi rahatsız etmekle yetinmedi, kızın patlamış mısırını elinden almaya çalıştı, kız bi panikledi, koltukta ayağa kalkıp, ellerini yukarı doğru kaldırdı ki Deniz mısırına yetişemesin, e haklı. Sonra baktım bir koku geliyor, Yasin “Kaka yapmış” dedi, hay totona.

 

 

 

 

Deniz’i kucakladığım gibi çıktık dışarı, bez değiş tokuşu yaptık, azıcık dolandık, film bitecek neredeyse, Yasin’i aradım, “Sen gel de izmir escort bayan ben gireyim biraz” dedim, görevleri devrettik. Filmin sonu enfesti, Eren soluğunu tutmuş izliyordu, ben de… Bir ara “O ayıcık yalan söyledi, yalan söyledi…” dedi, çok içerlemiş demek oyuncak ayının yaptığını. Canım.

 

 

 

 

Yasin’in sinemadan sonra programı vardı, yani günün geri kalanını çocuklarla tek geçirecektim, “Yarın da sen tek plan yaparsın” demişti, onun gazıyla iyi gibiydim başlarda. Film biter bitmez, elime arabanın anahtarını tutuşturdu, “İyi de ben nereye park ettiğimizi hatırlamıyorum…” derken “Whatsapp’tan gönderdim fotoğrafını park yerinin” dedi, “İyi de şarjım bit…” derken gitmişti zaten. Kaldım mı 2 çocukla AVM’nin ortasında?! Allah’tan Bikem vardı yanımda, çocuklara sorduk “Ne yapalım?” diye, Belis “Bir yere gidip bir şeyler yiyelim” dedi:)  Num Num varmış orada, daha önce hiç gitmemiştim ama pek beğendim. Masaya oturur oturmaz boya kalemleri getirdiler bir kalemlikte, gözlerimden kalpler çıkıyordu, bir başka garson, başka bir masaya balon şişirip götürüyordu, çocuklara taksim escort bir özen bir alaka… Önden bir zeytinyağı tabağı ve adına ekmek diyemeyeceğim enfes bir şey getirdiler, domatesli kek gibi sanki. … ve o zeytinyağı… Allah’ım yerken ses çıkarmamak için kendini zor tutuyorsun, yani ben zor tuttum. Deniz bir ara mutfağa girdi, şaka yapmıyorum, mutfağın dibine kadar gitti, çocuğun peşinden koşuyorum ama o da koşuyor, koşmasa yuvarlanıyor, o da olmasa emekliyor, vızır vızır mutfak trafiğinin ortasında kaldım, çocuğa varamıyorum, önümden köfte tepsileri geçiyor, “Duruuun yanacak” diye cırlıyorum bi ara, yani utana sıkıla. Kimse de dönüp “E be kadın ne işiniz var mutfakta?” der gibi bakmadı, Deniz’i de pek bir sevdiler aksine.

 

 

 

 

Tuvaletim gelmeye başladı ama “Nası gideceğim, Bikem tek çocuklu, 3 çocuğu birden nasıl bırakayım kadıncağıza” diye içimden geçirirken, en sonunda “Dayanamayacağım Bikem tuvalete gitmem gerek nasıl yapalım?” dedim, “Hallederim:) yani herhalde hallederim, güven bana” dedi. Koşarak gittim geldim. Sıkıntı çıkmamış çok şükür.

 

 

 

 

Deniz’in mama sandalyesinin altı balçık gibi olmuş, eline geçeni yere atmış, suyu dökmüş, o suyun içinde ekmek, boya kalemleri, peçeteler… Kalktık oradan, Eren ve Belis başladılar “Biraaaazsss daha lüüütfen annneee, lütfeeen” demeye, “Tamam” dedik “1 dakika daha eğlenin”, 1 dakika sonra “Haydi gitmemiz gerekiyor” dedik ama ikisi de aynı anda “Daha eğlenmedik bile, hayıııır gitmeyeliiiim” diye bağırmaya, ağlamayla karışık hareketleri artırmaya başladılar. “Hadi” dedi Bikem, “Biz sizi otoparka kadar götürelim”, “Ana! Otopark. Araba neredeydi, nereden gelmiştik???” Nasıl paniğim ama çaktırmıyorum. O ara susar gibi oldular, ödeme noktasında kendilerini duvara çarpma oyunu oynadılar, bir de güzel gülüp eğlendiler. Tam ayrılacağız, “Biiiiz daha hiç eğlenmemiştiiiiik” diye başladılar yine bağırmaya, “E ne güzel duvara vuruyordunuz kendinizi, gülüyordunuz, bu eğlenmek!” dedik ama, o eğlenmek değilmiş. “Tamam Eren ben gidiyorum sen kal”dedim, aynı numarayı Bikem de yaptı ve Bikem olayı abartarak yürüyen merdivene bindiği gibi yukarı çıktı:), ben de köşeyi döner gibi yapıyordum ki Eren “Aaa aaa gittiler, hadi bisss de gidelim” dedi muzurca ve Belis’in elini tuttuğu gibi yürüyen merdivenlere doğru koştular. Deniz’i orta yerde bırakıp peşlerinden gittim, kollarından yakaladım ikisini de, bu sefer de Deniz sol ayağındaki ayakkabıyı ve çorabını çıkarıp atmış, güvenlik Deniz’in attıklarını toplamış, elinde çorap ve ayakkabıyla bana bakıyor. “Geliyorum” diyorum ama gidemiyorum, çocukların kolunu çekiştirmekten çıkaracaktım neredeyse, (ki daha önce yapmışlığım var) Bikem diğer merdivenle aşağı indi mecbur:) Bu sefer Bikem “Tamam, sizin arabayla çıkalım otoparktan” dedi, arabaya kadar, daha düşük ses tonuyla ama hala isyankar bir şekilde “Eğlenemedik, biraz dahaaa” dediler, “E arabaya kadar ‘Eğlenemedik’ diyeceğinize tadını çıkarın işte” dedik ama… İşte.

 

 

 

 

Arabayı koklayarak buldum resmen. Çocukluğuma gittim sanki. Nassıl mesuttum ama bir bilsen arabayı gördüğümde. 15 dakikada bindik çok şükür, sonra otopark kartını bulamadım, bi 15 dakika da öyle geçti, yarım saat sonunda çıkmıştık otoparktan.

 

 

 

 

Yolda Belis’ler indi, o sırada hiç kriz yaşamadık çok şükür, tümünü önceden yaşadığımız için belki, krizleri bitmiş çocukların belki de.

 

 

 

 

Eve yaklaşırken Eren uyumak üzereydi. Saat 17.30 “Olmaaaaaz” diye bağrındım, çocuk suratıma baktı, onu konuşturmaya çalıştım, çeneme vurdu, “Yaaaaeeee anneeee gözümü açamıyoruummm” diyerek susturmaya çalıştı beni, “Tamam anneciğim ama uyursan seni taşıyamam eve, bu kadar eşya, Deniz… Bekle, eve çıkınca uyursun” diye diye vardık. Eren’i apartmana koydum, o sırada da Deniz çığlık atmaya başladı “Deeeeeeyeeeâââ” diye, otoparktaki arkadaşlar da ona koştular, biri çorabını giydirmeye çalışıyor, diğeri ayakkabısını arıyor, ayakkabı bagajda:)

 

 

 

 

Eve vardığımızda, gündüz ağrı kesiciyle gerileyen migrenim tekrar sağ kaşımın üzerinde sızlamaya başlamıştı. “Galiba ben beceremiyorum 2 çocukla sokaklarda olmayı” dedim kendi kendime, çünkü bir önceki gün de İstiklal’de bir kebapçıya girdik üçümüz, iskender mi beni yedi, ben mi onu anlamadım. Deniz’in çok uykusu vardı, Konak’ta mama sandalyesi yoktu, Deniz üstümde geziyordu, eline aldığını yere atıyordu, en sonunda, bağladım pusetine, yerini bildi gıkını çıkarmadı, arada bir “Deeeeyeeeââ” dedi, ben de “Buradayım Deniz” dedim. Sakin sakin oturabildik ama tam hesabı istediğim sırada! Olsuuuuun.

 

 

 

 

 

Şimdi böyle yazınca da “Abartıyorum galiba biraz” diyorum, yani çok da zor bir gün değilmiş gibi gözüküyor, acaba yazmanın hafifletici etkisinden midir? Yoksa “dün”e “bugün”den bakıyor olmamdan mı? Ay bilemiyorum, ama cidden şu an “Sen de amma abartmışsın” diyorum kendi kendime, bir diğer yanım da “Dün öyle demiyordun ama, noooldu?” diyor, sonuçta, yazıya başlarkenki hislerimle şimdikiler kesinlikle aynı değil.

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Biri daha 4 aylık 2 cocukla iki kadın disari çıktığımızda hemen hemen aynı seyleri yasıyoruz yani sorun yok abartmiyorsunuzdur. Siz bi de tek!!!
    Kızım ban yapışık ciddi anlamda benimle kafayı bozuk. Arabadan anne indirsin anne bindirsin bebek arabasını anne gezdirsin anne yedirsin anne tutsun anneanneNne!!! Digeri de 4 aylık o doğal olarak bana mecbur. Yanımda bi tabur insan olsa yetmez. Tebrik ettim yaniiii sizi 🙂 imrendim üstelik, oglum az daha büyüse de birazcık üzerinden atabilsem …
    Ps. Psikopat gibi her yazınıza yorum yazıyorum gibi oldu ama oyle tanıdık ve hatta ay tam ben yaaa dediğim seyler yazıyorsunuz ki dayanamıyorum.

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*