Başbaşa kalma ihtiyacı

Eren ve ben, uzuuun zamandır tek çocuklu bir ebeveyniz sanki. Başbaşa vakit geçirmemiz pek mümkün olmuyor. Birkaç ay önce bir gün, Deniz’i Saadet’ime bırakıp Eren’i parka götürmüştüm, sonra bunu bir kere daha tekrarladık. Nasıl iyi geldi ikimize de… O kendini kuma buladı, ben yanında gülümseyerek izledim, sakin sakin, koşturmadan, “Eren yapma-etme çocuğum” demeden, çünkü o an ne yapsa, sabırla karşılık verebilirim; düşse mesela, bekleyebilir, ihtiyaç anında ona sarılabilirim, yola fırlayacak gibi olsa anında tutup engel olabilirim…vs. Bir kere de, Deniz’i anneme bırakıp, Eren’le sinemaya gitmiştik, sonra da çocuk oyun alanında uzuuun bir zaman geçirmiştik. Koca kış, totalde 3 kere!

 

 

 

 

Deniz yanımdayken, tüm bu müdahalelerimi sözlü yapmaya çalışıyorum, ki bu da hiç ama hiç etkili bir yöntem değil, anında geri tepiyor, Eren iyice agresifleşiyor, “Dur Eren”, “Koşma yetişemiyorum Erenciğiiiiiiiim”, “Ereeeeeeeeen kime diyorum ben?“. Kızgın surat yapıp bana bir bakıyor ki, ısıracak sanırsın.

 

 

 

 

Yasin’lerin dizi final yaptı da benim sezonum başladı” demiştim ya hani, işte o günden tezi yok, ben normal bir insan olduğumu hissetmeye başladım. Gönül rahatlığıyla, “Bugün yalnız kalmak istiyorum biraz”, “Bugün Deniz’in yemeğini sen pişirir misin?” vs. diyebildiğim hayatımdaki tek insan ya da bunlara aldırış eden.

 

 

 

 

 

 

Her insanın biraz yalnız kalma ya da biriyle; çocuğuyla, kocasıyla, kendisiyle, arkadaşlarıyla başbaşa olma hakkı, ihtiyacı vardır ve bu hayati öneme sahiptir. Öyle bir ihtiyaç ki, yemek yemek, su içmek, cinsel hayat gerekliliği kadar. Lüks değildir, elzemdir ama bu aynı durum, çevrenden sosyal destek alamadığında anında bir lükse dönüşür.

 

 

 

 

 

Ben bu ara, Yasin’in de hayatımızda daha aktif olmasıyla birlikte, kendimle ve arkadaşlarımla zaman geçirebiliyorum. En önemlisi de dün Eren’le başbaşa İstiklal Caddesi’nde salına salına gezdik mesela. Yine çok iyi geldi ikimize de, özlemişim sadece onunla olmayı, Eren’e yakından bakmayı, o koşarken arkasından çığırmaktansa peşinden dört nala koşmayı…

 

 

 

 

 

İstiklal’deki Cremeria Milano’nun önünde Eren’i babasından devraldım, önce biraz tünele doğru yürüdük, tramvaya binmek vardı aklımızda, gittik ki, vatman bize, elektirikler olmadığı için tramvayın çalışmadığını söyledi :/. Dudaklarını büzdü hemen, “Hadiiii binelim annneeeee”, “Ama çalışmıyormuş Eren.”, “Ama içeride oturanlar vaaaaar, hadiiiii”, “Dur bakalım izin isteyelim, müsaade ederlerse bineriz” dedim ve izin alarak bindik. Vatman Eren’le uzunca sohbet etti, biraz sonra Eren, çantasındaki oyuncakları yere döküp oynamaya başladı ve sonra içeriyi iyice bir gezmek istedi. Tramvayın zilini keşfetti ve çalmaya başladı, “Nasıl yaptın?” dedim, “Baaaak ayağımı şuraya bastım, sen de yapsanaaaaa annneeeee” diyerek beni de gaza getirmeye çalıştı. Çok heyecanlıydı çok ve onu öyle izlemek dünyanın en güzel şeyi olabilir. Sonra tekrar içeriye döndü, bu kez de koltukların sırt bölümünün yer değiştirdiğini farketti, gözleri ışıldadı, tekrar tekrar çevirdi hepsini, vatman da gelip, “Tünele doğru giderken bu tarafa, meydana giderken bu tarafa itiyoruz, çünkü tramvay, senin arabaların gibi geri dönmüyor, biz de çareyi koltukları döndürmekte bulduk” diye anlattı. Eren’e kalsa, elektrikler gelene kadar bekleyecekti içeride, “Hadi, kitapçıya gidelim” deyince topladı pılını pırtını, tutuştuk el ele, çantasını kendi taşımak istedi, yolun yarısında da “Annne çooook yoruldum” deyince kucağıma aldım, “Aslında yürümekten değil, çantayı taşımaktan yoruldum” dedi. 🙂 Yerler. Tam kilisenin önünden geçiyorduk, aklıma, geçenlerde İstiklal’de yürürken kiliseye girmek istediği ama kilisenin kapalı olduğu geldi. “Kiliseye girelim, oradan da kitapçıya gideriz ama içeride sessiz olacağız, burası bir ibadethane, insanlar dua ediyor, isteklerini söylüyorlar içlerinden. Biz de, Caillou’nun kütüphaneye girdiğinde konuştuğu gibi konuşacağız.” dedim. Koşarak içeriye girdi ve sessiz konuma geçti, fısır fısır konuştu hep benimle. Mumlarımızı yaktık, çok istediği bir şey yokmuş, biz de hemen dışarı çıktık. Yine koşa koşa kitapçıya gittik, YKY’ye ne zaman girsek en az 45 dk. zaman geçiriyoruz, yine öyle oldu. Genelde evde olan kitapları incelemek istedi, ben de olmayanları, Her Güne Bir Soru diye bir kitap buldum, çok hoşuma gitti, en kısa zamanda alacağım. Oradaki banklara oturup bir kitap okudum Eren’e, bazen dinledi! Artık kitapçıya girip “kitap inceleme”ye alıştı sanırım, çünkü bu sefer “Anne şunu da alalım mııııı? Bi de bunuuuu, bi de buuuuuuu…” demedi, inceledik ve çıktık. “Aaaaa ben artık bir kahve içeceğim” dedim, oturduk bir yere, elektrikler hala kesik olduğundan, buzlu, buzzzz gibi ve galiba dünyanın en sert kahvesini içtim, kahvenin içindeki buzlar Eren’in çok dikkatini çekti ve kaşıkla çıkarıp, ağzına sokup, pis elleriyle geri kahvemin içine atınca, bir karton bardak dolusu buz istemek zorunda kaldık. O buzlara yanındaki hayvanları ve Buz Devri’ndeki Diego’yu da ekledi, 1 saat “GIK” demeden oynadı, etraf su içinde kaldı ama Eren, bir Buz Devri oyunu kurmuştu, bu çok önemliydi.

 

 

 

Bak, aslında birkaç saat yetiyor, yeter ki fırsat olsun. Aynı şey, eşinle başbaşa kalabildiğin an için de geçerli, çocuklar yokken birkaç saat yetecek aslında sana-size, yeter ki çocuklarını güvenle bırakabileceğin birileri olsun. Diyorum ya, ihtiyaç; su gibi, sevişmek gibi, yemek yemek gibi… Evlilikte, çocuklardan sonra sorunların bir çığ gibi büyümesi an meselesi, çünkü birini halledip konuyu kapatacak zamanı ayıramıyorsunuz birbirinize, koşturup durmak zorundasın ve sakin kafayla cümlelerini seçerek konuşacağın bir konuyu paldır küldür söyleyiveriyorsun, kalpler kırılıyor, bunlar üst üste binince de, zaten çocuklara bir faydan dokunmuyor. Oysa rutin zamanlar olsa birbirinize ayırdığınız, belki daha kolay olacak her şey…  Aynı, “Yapma-Etme” diyen anne ile çocuğuyla sakin zaman geçirme fırsatı bulabilen anne gibi bu ikisi arasındaki fark da.

 

 


 

 

 

 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*