BlogNOT: Bir müfettiş var ve bizim evde!

Eskiden beri, çok bilmiş, her şeye bir cevabı olan ama çocuk gibi değil de büyük büyük adam olmuş, sonra geri küçülmüş gibi konuşan çocuklar ilginç gelirdi hep, çok da sempatik yaklaşamıyordum öyle çocuklara.

 

 

 

 

Diyorum ya çünkü çocuk gibi çocuk değillerdi, boyları posları çocuk gibi, çene pabuç gibi. Sonra günlerden bir gün ben, Eren yavrusunu doğurdum, 16 aylıkken konuşmaya başladı, derdini anlatıyordu ve biz anlıyorduk. Sonra bol bol sorular sorma dönemine geçti, aynı soruyu 40 kere üst üste sormasıyla o döneme damgasını vurmuştu. Sonra epey diyaloğa geçtik. O bana bir şey diyor cevabını alıyor, ben ona bir şeyi 40 kere söylüyorum, ancak cevabını alıyorum filan ama konuşuyoruz karşılıklı derken aynı Eren, bildiğin dedektif, komutan, uygulayıcı yapımcı kesildi başımıza.

 

 

Bizim apartmanın şu meşhur merdivenleri var ya

 


Heh işte, artık kucağımda şu merdivenleri çıkartamıyorum diye Eren’i alıştırmıştım merdiven çıkmaya. Sonra çaktı durumu, bu iş her okuldan geldiğimde olacaksa “Sevmiyorum ben evimi” der vaziyete geldi. “Neden?”, diyorsun “Ama ben çıkamam kiiii” diye ağlıyor. Merdivenleri çıkmamız bazen 30 dakikayı buluyor. O çıkmıyor, ben bekliyorum, o çıkmıyor ben deliriyorum, o çıkmıyor ben basamaklardan birine oturup ağlıyorum filan. Bazen de, “Oğlum, sırtımda çanta, ellerimde poşetler var, seni alamam” diyorum ama o çenesi “O elindekileri şuraya bırak beni al” diyor. “Olllldu canım”, sonra in bir de poşet, çanta topla apartmandan, zaten canım çıkmış. BİLMİŞ hatta ÇOK BİLMİŞ.

 

 

 

 

Başka bir gün, evin atıl bir tarafında duran kutuyu alıp yatak odasında pirizin altına koyduk, öyle gerekiyordu işte. Sabah uyandı, servisi kaçıracağız, tam odadan çıkacak ki bu kutuyu gördü, “Babaaaa duuuuuuuuuuuuuuuur! Bu kutu buraya ait diiiil” demek suretiyle kutuyu AİT OLDUĞU yere götürdü ve “Heh tamam” dedi, rahat etti. Benimse, o çok bilmiş, dil pabuç kadar olan çocuklara duyduğum antipatik yaklaşım birden sempatiye dönüştü.

 

 

 

 

Tuvalet eğitimine, çişi-kakayı tuvalete yapma-temizlik ve mahremiyet üçlüsünü aynı anda öğretmek ve istikrarlı olmak gibi bir düzenle başladık. Tuvalet yapılır, el yıkanır… Bu alışkanlık iyice oturduktan sonra ben her tuvaletten çıktığımda bana soruyor “Anne ellerini yıkadın mı?” diye soruyor. “Tabi ki yıkadım Eren” diyorum ama “Aaaaaa ne bu be her tuvaletten çıktığımda dedektif gibi” demek istiyorum.

 

 

 

Her eve geldiğimizde, ayakkabılarını da kendi çıkarsın istediğim için başlarda yine sabırla beklediğim, sonraları “Hadi Ereeeen” diye sabırsızlık belirtileri gösterdiğim Eren’e ayakkabılarıylayken nerede durması gerektiğini anlatmaya çalıştım bir süre. Anladı çok şükür, evin içine girilmiyor ayakkabıyla, çünkü evimiz kirleniyor… vs. Anladı anlamasına da, babası ayakkabısını giyip de onca çöp, çanta yüklenmek için azıcık içeri girsin “Babaaaaa duuuuuuuuuuuuuur! Ayakkabılarla içeri girilmeeeeeeeeeeeeeez” deyip uyarı yapıyor. Bu bazen benim işime geliyor ama bazen, adamın sırtında onca çantayı görünce, bir de o haliyle Eren’e “Evet oğlum girilmez ama çantaları almaya çalışırken bazen böyle oluyor…” diye anlatmaya çalışıyor filan. İçim gidiyor.

 

 

 

 

Mesela o sabah uyandık diyelim ve kahvaltıya gideceğiz, “Anne nereye gidiyoruuuuuuuuuuuuuus”, “Kahvaltıya oğlum”, “Ama dışarda yemek zaraarvlıııııııı”, “!!! Evet, dışarıda bazı şeyler zararlı ama biz faydalı şeyler yemeğe gidiyoruz. Mesela dışarıda özellikle patates kızartması, tavuk yemiyoruz!!!” İç ses: “Teee Allah’ım, çocuğa bak…”

 

 

 

 

Bu sabah mutfakta yere oturmuş kefirini içiyor. Ben de mutfaktaki çöpe peçete attım. Müfettiş Gadget “Anneeeeeeeeeeeeeeeeee, o beyaz kaaaatı neden attın çöpe?”, “O peçete oğlum, kirliydi, onun için attım.”, “Ama boşunaaaaaaaaaaaaaa…” Tuvalette oturduğu sürece, tuvalet kağıdını türlü işler için kullanıp kullanıp, tuvaletin yeri gözükmeyene kadar tuvalet kağıdına yol verip israf ettiği için, anlatma gereği duymuştum: Ağaçların kesilmesinden bir kuple, boşuna kirlendiğinden ve boşuna çöpe atıldığından bir kuple… O da sanmış olmalı ki, peçete, kağıt hiçbir türlü çöpe atılmıyor ya da sadece bu işlem tuvalette, o da klozete atılmak şartıyla  yapılıyor. Bilemiyorum.

 

 

 

 

Diyelim yoldayız, Yasin biraz gaza bastı ya da ben, her neyse, “Baabaaaaaaaaaaa, yavaşşşş git” deyip trafik polisliğine ya da navigasyonda 50 km’yi geçince “Hız limitini aştınız” diyen kadın olmaya soyunuyor.

 

 

 


Diyelim arabaya bindik, herkes çat çut emniyet kemerlerini taktı. Eren, “Anneeeee, sen kemerini taktın mı?”, “Taktım oğlum”, “Bakiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiim”, “Bak”. “Baaabaaaaaaaaaaa, sen emniyet kemerini taktın mı?”, “Taktım oğlum”, “Bakiiiiiiiiiiiiiiiiiiiim”, “Bak burada”. İç sesim: Yalan borcumuz var sanki.

 

 

 

 

Biz Yasin’le, Eren doğduktan sonra ev içinde birbirimize seslenmek yerine ıslık öttürüyoruz. Eren de bunu öyle içselleştirmiş ki, suyu bitince Yasin “Su getirir misin?” anlamıda ıslık öttürüyor diye, suyu bitmeye yakın Yasin’e (Islık da öttüremediği için) “Babaaa, anneye uuuuuüüüüuuuuuu yapsanaaa”, “Neden oğlum?”, “Su bitiyor” ya da “Babaaaaa, anneye uuuuuüüüuuuu yapsana”, “Neden oğlum?”, “Yanıma yatsın”, “Sen yap Eren”, “Uuuuuuuuuuuuuuuuuüüüüüüüüüüüüuuuuuu”, benden de ıslık duyunca öyle seviniyor ki, “Yanıma yatsanaaaaaaaa” diyor kıkırdaya kıkırdaya.

 

 

 

 

 

Bu ara böyle Eren, sürekli bize, bizim kurallarımızı hatırlatıyor. Aslında haklı ama sürekli izleniyor hissi rahatsız ediyor beni bazen. İzliyor, kontrol ediyor ve uyarıyor!

 

 

 

 

Anneeeeeeee onu öyle yapman gerek, şunu şuraya koyman gerek, baba ayakkabını şöyle koyman gerek, kirliyi sepete atman gerek...” Gerek de gerek...

 

 

 

 

Böyle diyorum ama çok hoşuma da gidiyor. İçime sokasım geliyor. Ne zaman öğrendi, benimsedi de bunları, bir de bize anlatmaya çalışıyor?!


Ağzını burnunu yediğimmmmmmmmm.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*