Çocukla oturulacak evler vardır

Çocukla oturulacak evler vardır, bir de, sadece bekar ya da çocuksuz yaşanacak evler.

 

 

İşte bizim şu anda oturduğumuz ev, eğer ben evlenir evlenmez hamile kalmayaydım, bayıla bayıla yaşayacağımız bir ev idi.

 

 

Ben henüz evli değilken ve tabi bir çocuğumuz yokken, “Çocuklar için bu eve taşındık, düz ayak hem, rahat rahat oynuyorlar…” diyen insanlara şaşkınlıkla bakar “Çocuk için ev mi değiştirilir?!!” derdim. 

 

 

Bal gibi de değiştirilirMİŞ meğer.

 

 

Şimdi Yasin’le bize deseler ki “Alın size site içinde, sizin evin yarısı kadar, bahçeye kapısı olan bir ev…”, ertesi gün aynı saatlerde koltuğa yayılmış çekirdek çitliyor, yer yer bahçede Eren’le oyunlar oynayıp, komşularımızla, (Özellikle çocuklu olanlarla) çoktaaan kurmuş olduğumuz arkadaşlık bağlarını pekiştiriyor olurduk.

 

 

Bizi bu raddeye getiren, dillere destan merdivenleriyle ün salmış, çoook eski yığma bir binanın 3. katındaki, muhteşem manzaralı, özene bezene dekore edilmiş, yüksek tavanlı, evlendiğimiz gün başımızı soktuğumuz Beyoğlu’nun göbeğindeki canım evimiz.

 

 

Beyoğlu’nda (Bizim oturduğumuz yerde) çocuklu olmak demek;

 

1- Çocuk evde olmaktan daralıp sokağa çıkmak istediğinde, zırt diye sokağa çıkamamak, çıksan bile çocukla oyalanacak bir yer bulamamak, hadi Cihangir Parkı’na kadar attın kendini, bir daha geri dönmek istememek demek. Zira, 12 kiloluk çocuk, sırtında 7 kiloluk çanta ve ıvır zıvırla merdivenlerde can vermen an meselesi. 

 

2- “Biraz Beyoğlu’na çıkayım, çocuk da iki insan görsün…” dedin diyelim, burada yapmış olduğun şey tam olarak bir işgüzarlıktan ibarettir. Oynayabildiğin yegane oyun hırsız polis oyunudur; Hareketlenmeye, hele de yürümeye başlamışsa, kalabalığa karışıp, ara sokaktaki amcanın peşine takılan çocuğun peşine ise, “Gözden kaybetmeyeyim!” telaşıyla annesi takılır, bu panikle yolun ortasına bıraktığı puset ve üzerine asılı tüm çantalar, telefon da dahil, önce Allah’a sonra Beyoğlu’nda o an seyir halinde olan insanların vicdanına emanettir. Bu şartlarda çocukla Beyoğlu’nda gezintiye çıkmak, çileden çıkmanın ta kendisidir. 

 

3- Şöööyle yayım yayım yayılacak yeşil alan bulamadığın için, “Çocuk ağaç, kaplumbağa, kedi neyin görsün…” diye, çalışanlarını bezdirene kadar Limonlu Bahçe’ye “dadanmak” (Evet, tam kelimesiyle) demektir.

 

4- 3. maddedeki “Dadanmak”tan duyduğun rahatsızlıktan ötürü, 2. bir yeşil alana ulaşmak için km’lerce yol gitmek ve yine geri dönmek istememek demektir.

5- Diyelim pazara gittin, o zaman da, en ACİL olanları yukarı çıkarıp, geri kalan her şeyi bagaja terk etmek demek. Eğer hepsi ACİL ihtiyaçsa, o günün arabesk bir gün olmaktan öteye gidememesi demek. Yasin’in yüzündeki en acı ifadenin gün karşılığı demek.

 

6- Haydi sen çıktın işin içinden bir şekilde, evinize ziyarete gelenlerin sizi bu halde görmeleri, soyu tüketecek derecede çocuklu hayattan korkmalarına vesile olduğundan, toplumsal buhrana istemeden neden olmak demek. Aile müessesesini, üreme, çoğalma fikrini, daha filizlenemeden baltalamak demek.

 

7- Çocuk sokağa çıkmak istediğinde ve genelde en pratik çıkılan yer kapının önü olduğundan, “Ben de kapının önüne çocuğumla çıkabilirim…” gazıyla aşağı inmek, vızır vızır araba trafiğinin önüne geçemediğinden, bir yandan arabaları kontrol ederken, bir yandan da çocuk yola fırlamasın diye, iki büklüm,  Notre Dame’nin Kamburu kılığında çocuğun koluna yapışmak, maksimum Cemil İpekçi’nin kapısının önünde oturmak ve az biraz daha fazlasını yapabilmek  demek.

 

8- 7. maddeye ek olarak, Cezayir Sokağı’ndaki tüm mekanları tek tek gezip, sokağın tüm merdivenlerini inip geri çıkmak, sonra tekrar inmek, sonra tekrar çıkmak ve tekrar inmek isteyen çocuğu zaptetmeye çalışmanın ta kendisinden başka bir şey değildir. 7. maddenin az biraz faslasının ancak bu kadarla sınırlı olması demek.

 

9- Kültür-Sanat etkinliklerinin de göbeği olması nedeniyle, bir heves çocukla sergi gezintisi yapma gibi bir girişiminiz oldu ve yine döküldünüz sokağa, çocuk eğer uyumuyorsa, koliklyse, kanguruda 2 saat geçirecek kadar küçük değilse, yani bizim Eren gibiyse, hele de girdiğiniz galeri, güncel sanat işleriyle dopdolu ise, genellikle hiçbir şey anlayamadan, salyalarınızı akıtmak suretiyle galeriyi terk etmek demektir.

 

10- Tatile çıkmak hiçbir şey, geri dönmek her şey!!! Ancak böyle bir evde insanın aklına çantasız tatile çıkmak düşebilir ya da “Çıkalım ama döndüğümüzde birileri binaya çıkrık sistemi kurmuş olsun, eşyaları ve Eren’i, hatta yol yorgunu kendimizi oradan yukarı taşıyalım” gibi ütopik cümleler kurmak demek. 

 

11- Desibel’ini tahmin bile edemeyeceğiniz ve ne çaldığını ayırt edemeyecek kadar çok mekandan gelen müzik bileşkesinin bir uğultuya dönüşmesi, özellikle yaz aylarında, dış mekanların daha aktif olmasıyla yatak odandaki orkestrayla, şarkıya eşlik ederek uyumaya çalışmak; çocuğun, ilk doğduğu andan itibaren, bu yüksek gürültüyle uyuması demek. (En şikayetçi olmadığımız konu da bu, uğultu da olsa müzik iyidir)

 

12- 11. maddeye ek olarak, sakin müziklerle uyutmayı tercih ettiğin çocuğunun, belli bir saat sonrasına taşan uykusunda, müzik tercihinin hiçbir öneminin kalmaması demek! Arabeskse arabesk, rocksa rock, sokağın nabzını tutmak zorunda olmak demek.

 

13- Çok merkez bir nokta olduğundan, çoğu buluşma Beyoğlu’nda gerçekleştirildiği için, iki adımda buluşma noktasına varmak demek de olabiliyor bakın.

 

14- “Ohhh be, yürümeye başladı, elinden tutunca çıkıyor merdivenleri kendi başına…” diye sevinen annenin, hiç olmadık bir zamanda, elde kolda poşet doluyken, çocuğun eşref saatine denk gelip, hayal kırıklığına uğraması; kolları titremeye başladığında kucağında yamuk yumuk olan çocuğu düzeltememesi ama yine de büyük bir azimle zirveye ulaşabilmesi demek. Ulaşılan yer nerenin ZİRVESİ? Onu ben söylemeyeceğim. Zaten söyleyecek halinin de kalmaması demek olduğundan susmam çok yerinde.

 

 

 

Yasin’in, sinema filmi çekme durumundan, 2-3 haftadır Konya’da olması ve daha 20 gün dönmeyecek olması nedeniyle, oğlumla konuşlandığımız babamın evi, tam da düz ayak bir ev ve site içinde!!!

 

 

Balkondan avlu gibi bir alana çıkabiliyorsun, altı otopark olduğu için bu alanı yeşil alan yapmamışlar ama olsun, vallahi kalebodurunu öpeceğim ha bugün ha yarın, az kaldı. 

 

Tüm çocuklu komşularla daha ilk günden iletişim sağlandı, Eren “Bade” deyip bademle de aynı anlama gelen “Bahçe” diye tutturduğunda, yaşadığım o gerginlikten eser yok, kapıyı açıyorum, pıtır pıtır çıkıp giriyor, kafasına göre. Ben de onun peşinde. Üst komşunun oğlu Demir, karşı komşunun oğlu Emir, yine karşı binadan Ece… Allah’ım sanki cennet bahçesi. Ağzım kapanmıyor sırıtmaktan o derece…

 

Karşı komşu Emir büyük, Eren’e ağabeylik yapıyor ve bu durumdan hiç rahatsız değil, üst komşu Demir ise tam bir çılgın, 16 aylık olmak üzere, daha boyu boyuna ve Eren gibi su delisi. Bunu duyan ben koşar adım kovaya suyu doldurup koydum önlerine, nasıl eğlendiler anlatamam. En sonunda Demir Eren’in üzerine devirdi kovayı ohhhhhhh, bir rahatlama geldi bizimkine.

 

 

 

 

Bir kovayı daha hakkettiler benden. Sırılsıklam olmadılar mı olmazdı. O da oldu afiyetle, sadece birbirleriyle ilgilendiler, bize dönüp bakmadılar bile.

 

 

 

Akşama doğru ütü yapmak için içeri girdim, bir gözüm Eren’de ütüyü de yaptım. Düşünebiliyor musunuz, Eren sokaktayken iş bile yaptım. 

 

Karşı komşu Emir’in babası, Eren’in sürekli elle taciz ettiği koca bisikletlerden birine Eren’i bindirerek benden nasıl bir hayır duası aldı bilemezsiniz.

 

 

 

 

Eren’i uyutup evdeki işleri de hallettikten sonra, gece saat 00.00 sularında Türk kahvemi yapıp balkona çıktım, karşı komşumuz da eşiyle oturuyormuş, davet ettiler, hem sohbet ettik hem bezelye ayıkladık. 

 

 

İşte çocukla yaşanacak ev; (Bence)

1- Balkondan karşı komşuya rahatça geçebildiğin evdir.

2- Çocukların sokakta rahatça oynayabildikleri yerdir.

3- Çocuk, yaşına yakın olanlarla açık alanda sosyalleşirken, bir ayağın evde, ev işlerini de halledebildiğin yerdir. 

4- Tonlarca yük olsa da kucağında şarkı söyleyerek kilidini açtığın kapıdır.

5- Çok şey istiyor olabilirim ama isteyenin bir yüzü, yazmayanın iki yüzü: Diğer çocuklu evlerin ve harika ailelerinin hemen yanıbaşıdır. “Ev alma komşu al” demişler ne de olsa…

6- Su dolu kovayı çocuğun önüne koyduğunda, “Alt komşunun kafasına boca eder mi ki acaba?” sıkıntısını yaşamadığın yerdir.

 

 

… ve daha nicesidir. 

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

3 yorum

  • merhaba, yazıya bayıldım….  kazara ve istemeden site içinde bütçemizi aşan kirada lüks bir daireye taşınmış bulunmakla beraber, 15 aylık oğlumu gözönünde bulundurduğumuzda bol çimenlik, boy boy komşu çocukları, sıfır araba olması sebebiyle uzuuunca bir süre burdan başkabi yere taşınmamızın na mümkün olduğunu anladığım günleri yaşıyorum tesadüfen.. vegerçekten çocukla yaşancak ev var yaşanmayacak ev var..

    Cevap Yaz
  • O kadar dogru soyluyorsunki, bizde de ayni derdin biraz degisigi var.:)  Evimiz cocuksuz harika bir evdi ama simdi bunu satip baska bir ev almak isiyoruz. Her evlenen cift cocuk dusunuyorsa bastan ona gore bir eve tasinmali, once o gun gelene kadar ohoo diyorsun ama o gun cabuk geliyor:)

    Cevap Yaz
  • ahanda deli gibi evimi satıp başka ev alayım günlerindeyim .. ama satmıycam kiraya verip kiraya çıkacağım avlusu olan güvenliği olan ama yine şehir merkezinde olan.. yaz bitsin hele .. bende feriköyde aynı dertlerden muzdaribim.. erinden önce cennet olan evim şimdi benim için kabusa dönmüş durumda 🙁 günlerdir ev bakıyorum …

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*