Çocuksuz birkaç saat

Dikkat: Her an karmakarşık bir yazıya dönüşebilir.

 

 

 

Zaten çocuksuz birkaç saat yetiyor, ne daha fazlası ne de daha azı… YOK! Olmuyor, saçın başına karışıyor, neye uğradığını şaşırıp akşamı nasıl ettiğini anlamıyorsun, falan filan…

 

 

 

Yazdım Facebook MarkaAnne‘sine ;

 

Neler neler daha yazardım da, “Aman blogum ne güne duruyor” dedim. Deniz 9.5 aylık oldu, şu benim alzehimer telefonuma tonla “ilk” not ettim de, şimdi hangi birinden bahsedilir ki?! Çoğunu videoya da alabildim akılsız telefonuma: İlk kuzu yemesi, ilk babaannesine gidişimiz, ilk salatalığı, ilk bilmem nesi…

 

 

 

NOT: Ben bu yazıyı yayınlayana kadar geçen sürede, telefonumun başından bir formatlama geçti ve ne oldu? Her şeyyyy ama her şeyyyy silindi, güya rehberi yedeklemiştik, “Geri çağır” dedik, yok! Gelmiyor. Hadi hepsini hazmedebilirim ama not defterim!!! Gitti:( Çocuklarımın bir sürü kayıtlı “İLK”i, artık tarihin tozlu sayfalarında bile değil artık, uzay boşluğunda:( Çok üzüldüm çok…

 

 

 

Vallahi kıyas yapmak için demiyorum ama, insanın elinde olmuyormuş. Kıyas değil de, elimde topu topu iki çocuk olunca, “Ay Eren’de şöyleydi bunda böyle” filan diyorum sürekli. Misal; Eren’in sesi pek bir gürdü bebekken, ki hala öyle:) görümcem bebek telsizi vermişti, “Aman kuralım takalım, sokaktan çok güzültü geliyor, gelmese de, gece ağlar, ev büyük duymayız…” deyip çalıştırmıştık telsizi de, sağ olsun, bir daha telsiz filan kullanmamıza gerek kalmamıştı o ilk geceden sonra. Cezayir Sokak’taki güvenlikler bile arıyordu ağladığında, “Yenge hayırdır bir şeyi mi var bebeğin?” diye. “Yok, çocuk yüksek desibelle doğdu!”. Hala da öyle. Deniz ise, mırrlıyor sanki, yani mırlıyorDU. Kendi sesini duydukça, “Daha da bağırsam, kaça kadar çıkabilirim” mi dedi nedir, bu ara inceden bir çığlık atıyor.

 

 

Deniz’le devam edelim; diş çıkardığı o 3 gün ve ishal olduğu o 1 hafta ( Hani Tuğçe’nin, Deniz’in poposunu poşetlerle hediye paketi gibi yapıpta doktora gittiğimiz…) haricinde pek zorlamadı beni. Tek başına kolaydı yani, ta ki Eren okuldan gelip, daha merdivenlerde bızıklamaya başlayana kadar, günlerim çok da zorlu geçmiyordu. Sonra, günlerden bir gün fark etim ki, Deniz, Eren’in okuldan gelişini 4 gözle bekliyor, Eren de, ben “Deniz’in uyku saati geldi” dedikçe, “Hayııııır, Denis’in uykusu gelmediiiii, benimle oynamak istiyor” diyor. “Annnnaaaa, bunlar kardeş oluyor iyice!”, bende bir mutluluk, bir şaşkınlık, bir duygusallık… Gerçi Eren’in Deniz’e yapışıp öpmesiyle, sinek gibi onu ezecek olması, kıldan ince kılıçtan keskin bir çizgi! Buna birçoğu “Kardeş kıskançlığı” diyebilir, ben böyle adlandıramıyorum kardeşlerin birbirleri arasında olan durumu; insanın, çocuğun doğası bu! Sanki “Kıskançlık” deyince bilinçli bir art niyet varmış gibi oluyor, hayır yok! Çünkü doğal, içinden geldiği gibi, olması gereken gibi, nasıl doğduğu günden beri öpüp kokluyor, gidip gelip seviyorsa, arada tartaklamaya çalışması da doğal davranışı, olacaktı, biliyorduk. Burada önemli olan ve işte meseleyi tam da “Kıskançlık” boyutuna gelmeden engelleyebilecek tek şey bizim davranışlarımız. Mesela kıyas yapıyoruz ya ister istemez, farkında olmadan Eren’in yanında yaparsak, bu tehlikeli işte, ne gerek var ki, tut iki dakika çeneni di mi ama?

 

 

 

 

 

Hemen konuya döneyim, mesela Eren’i yürütece koymayan aynı ben, yemek yapmak ya da herhangi bir şey yapmak zorundayken, kafasına düşmesin, o arada oyalansın diye, Deniz için bir arkadaşımızdan edindiğimiz yürüteci kullanmaya başladık. Eren okuldan gelince, evde koşmaya başlıyor, Deniz de onun peşinde, kendini bir o duvara bir bu duvara çarpa çarpa peşine takılıyor, yürütecin alt kısmı ayağının üzerine gelince çok acıtıyor ama… E Deniz nereden bilsin, de gitmesin çocuğun o kadar dibine…? Deniz Eren’in ayağına çıkıyor, Eren de Deniz’in ayağını yumrukluyor, “Ne yapıyorsun oğlum?” deyince de, “O da benim ayağımı acıttı” diyor. Hay bin kunduz. “Oğlumcum, canım, o bilse, gelir mi o kadar yakınına, büyüdükçe öğrenecek ama değil mi?” diyorum, Eren efendi, “Evet ama bundan hoşlanmıyorum” diyor, “Ay ben bayılıyorum” diyemiyorum, “Evet, haklısın, canım acısa ben de hoşlanmam, o zaman Deniz yürütece bindiğinde sen de ben de dikkatli olalım” diyorum ya da bazen bağıran anne oluyorum. Kalıbımı basarım Eren bana çok gıcık oluyor, hatta kalıbıma filan gerek yok, açık açık söylüyor, “Kötü şey” diyor bana, “Bağırmak hiç hoş bir şey diiiiil” diyor. Ben de en yakın camın kenarına gidip geri dönüyorum.

 

 

 

 

Yasin’in işi çok yoğun oluyor kış aylarında, dizi sezon finalini yaptığı gibi, benim sezonum başlıyor;

 

 

:)

 

 

Düşün bak, hafta sonları 2 çocukla 1 başınasın, kocan kaçta gelecek belli değil, bir insan kolay kolay bağıran anne olmuyor, olduruluyor. Hangi gün tatil olacak meçhul! E 1 gün tatil, dinlenmesin mi adamcağız, bir sabah da uyumasın mı? Çocuklardan sebep, o 1 tatil gününde hırlaşacak mısın? Tamamen muamma. O tatil günü yüzünde güller mi açacak, suratın maymuna mı dönecek, hepsi ve hepsi son dakika haberi. Hayatının kadını, haftanın 1 günü gelen, akşamın körüne kadar çalışıp, işini bitirmeden gitmeyen bir yardımcı bulmuşsun (Günü belli olan nadir şeydir hayatımda) o da hamile kalıp doğurur (İyi ki doğurmuş güzel kızını) bir de koca evin ütüsünü, temizliğini de sen yaparsın, ohhhh deymeyin bu keyfe rica edeceğim. Yok, yetişemiyorum. Ya evi temizliyorum, ütü boyumu geçiyor, ya ütüyü bitiriyorum (Ki, böyle zamanlarda Eren kurulmuş gibi üst üste 3 gece yatağa çiş kaçırıp açığı kapatıyor) evde çıplak ayakla yürüyemeyecek hale geliyorsun… Deniz yerde sürünüyor, çocuğu kucağıma alamıyorum, paspas gibi üstü başı, kıl, toz, pislik ne ararsan, o derece. Çok şükür ki, babam, evimin merdivenlerini çıkamasa da, her türlü yemeğimi pişirip ya da buzluğa koymak üzere hazırlayıp getirir, kayınvalidem aradığım anda koşar gelir, ama o da torunları 4’ledi, yetişemiyor pek. Ailem dediğim Saadetler’im, Yasin’in sezon finali:) … Şükredecek ne çok şey var.

 

 

 

Bu şükür meselesi ve çocuk büyütürken dırdırlanma meselesi çok başka bir yazı konusu. Onu da yazacağım söz. Önce çocukla tatil yazısı yazmalıyım. 🙂

 

 

 


 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • ayda 10 nöbet tutan bir kocaya sahip ben, zaten çocuk fikrine kendimi alıştırmak için zorlarken, bir de bunu okudum, yine uzaklaştım.
    yine de bu kadar yoğunluğa, bu kadar eğlenceli yazı.
    bakalım tatilde ne olacak? merakla bekleyeceğim. siteyi takibe alayım.

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*