…çünkü çocukların da hakları var!

 

 

Şu an oturduğumuz siteye ilk taşındığımızda, aha da şu rampadan ilk kayışlarıydı Deniz’in, düştü👀, sonra kalktı ve devam etti. Ben de şu kamera açısından izliyorum. Sonra oradan, sosyal tesisin güya işletmecisi gelip, “Hanımefendi şu çocuğunuza sahip çıkın” dedi, ben de “Beyefendi, bu çocuk düşecek ve kalkacak, alışsanız iyi edersiniz. Ben buradayım ayrıca” dedim.

 

 

Sonra başka bir sosyal tesis (güya) çalışanı, başka bir gün, başka bir çocuğu, yanlışlıkla taşıdığı tepsiye yavaşça çarptığı ve tepsideki kahve azıcık döküldüğü için omuzundan tutarak salladı “Ne yaptığını gördün mü?” diye😳 ben çarpsaydım omuzumdan tutup sarsamayacaktı ama ona yapabilirdi, sonuna kadar da hakkıydı, çünkü o çocuktu! Kibarca çocuğun görmediğini söyleyince, arkasını dönüp, parmak sallayarak “Siz karışmayın Derya Hanım” dedi, “Ben bir şey demedim, sadece seni görmediğini söyledim” deyince, yine parmak sallamak suretiyle “Öyle bile olsa siz karışmayın!” diye tekrarladı yüksek perdeden. Ben de yüksek perdeden devam etmemek için, yanına yaklaştım, çünkü ilerlemişti ve ben de sesimi duyurmak ama bağırmadan bunu yapmak istiyordum ki, yanına gittiğimde elindeki kahveyi üzerime attı😳😳😳O arkadaşa o akşam biraz şefkat göstermiş olabilirim. Bazı insanlar, hanımefendi kişiliğimin dışına atıveriyorlar beni doğrusu.

 

Sonra, yine sosyal tesiste bir kar kış günü çocuklarımla iki lafın belini kırıyoruz, onlar dönme dolap gibi dönüyor ve kikirdiyorlar, ben de kırk yılın başında kavga etmiyorlar diye dört köşe oturuyorum bir kenarda. Sesleri biraz yükselince, yanlarına gidip, “Anneciğim biraz daha sessiz” diyorum. Diğer tarafta lokalimizin daimi üye amcaları okey çeviriyorlar, yancılarla 8 kişi filanlar. Gümm patt okey atanlar, “Heytt be” nidaları ve daha niceleri… İçlerinden bir amca “Hanımefendi şu çocuklarınızı da alıp dışarı çıkar mısınız?” dedi😳😳durmadı, devam etti, “Başımız şişti burada”😳😳😳 “Ne münasebet?” dedim, çünkü ne münasebetti! “Burası ortak yaşam alanı ve çocuklar da tabii ki burada oynayabilirler, bu havada neden ben onları çıkarıyorum da siz evinizde oynamıyorsunuz?” derken ellerim ve dizlerim titriyordu. “Burası çocuk oyun alanı değil” dedi adam, ben de “O zaman burası okey oynama yeri de değil, benim de başım şişti ve sürekli şişiyor ama sizin burayı kullanma hakkınıza müdehale etmeyi hak görmüyorum kendimde, onun yerine, rahatsız olduğum noktada kendim gitmeyi tercih ediyorum” dedim. “Lanet olsun buraya taşındığım güne, kendilerinden başka hiçbir canlı kıpırdamasın istiyorlar” diyerek çıktım oradan. Ki zaten ben kar da yağsa çocuklarımla açık alanda olurdum hep, o gün üşüyeceğimiz tutmuştu işte. Yönetimle görüştüm, hakkaniyet istediğimi, daha fazlasında gözüm olmadığını söyledim. 

 

Gel zaman git zaman, ben çocuklarıma çok fazla “Yapma, etme, şşşşşşt” dediğimi fark ettim. Tabii ki bazen bunları yapacağım, tabii ki herkesin kullanmaya hakkı olan bir yerde, insanları rahatsız edecek boyuta geldiğinde müdehale edeceğim ama demek istediğim o değil. Bunu yapmadıkları zamanlarda da onları engellediğimi fark ettim ve bundan inanılmaz rahatsız oldum. Onların çocuk olduklarını unutmuşçasına… Oysa buraya taşınmamın en büyük nedeniydi, özgürce sokakta oynamalarını sağlamak. 

 

Onlara bunu bir daha yapmak istemiyorum. Çocuğun varlığından rahatsız olan varsa kendi özel alanına çekilebilir. Ben orada olmaya devam edeceğim. 

 

Bu da böyle bir anımızdı. 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*