Er(g)en

Eren bu ara, (umarım) dönemsel bir sürece girdi. Ergenlik dönemi gibi sanki. Yani çok kritik anlar yaşıyoruz. Bi alınganlıklar, bi afralar bi tafralar… Canımdan bezmedim henüz ama o da çok kritik bir konu tabi.

 

 

Deniz doğduktan sonra, kısalı, uzunlu, çeşitli süreçlerden geçtik.

 

Yatağını büyüttük, e büyüdü çünkü… Her anlamda!

 

 

 

Korku süreci (Hala da devam ediyor sayılır)

Akşam uykusu öncesi, normalde kitap okur ve yanındaki koltukta oturarak ya da koynuna sıvışarak uykuya dalmasını beklerdik normalde. Deniz doğduktan sonra da bu böyle devam etti ama aslında Deniz doğmadan önce, kendi başına uykuya geçsin diye alıştırmalar yapıyordum kendi çapımda (O zaman korkuları yoktu; canavarlar, devler…). Yani kitaptan sonra “Çamaşırları asıp geliyorum.” deyip çıkıyordum odasından, bazen peşimden gelmeye yelteniyordu ama genellikle yatağında bekliyordu beni ve o sırada uyuyup kalıyordu. Deniz doğdu. Eğer Deniz’i ondan önce uyutmayı başaramadıysam, kucağımda Deniz’le koltuğuna oturup kitap okuyordum, o sırada Deniz de emiyordu, sonra ışığı kapatıyordum, Deniz emmeye devam ederken ikisi de uyuyup kalıyordu. Deniz’i erken uyutmayı başardığımda, aynı süreci Deniz’siz yaşıyorduk. Odasından, örneğin “Tuvalete gideceğim” diye çıkmaya kalkıştığımda, “Anneeee, ben de seninle gelebiliiiimiiiim?” demeye başladı, “Ama orası benim özel alanım Eren”, “Tamam, kapının önünde beklerim seni.” !!! “Peki” dedim, sonra bu halden, “Anneee gitme yanımdan, gündüs olunca da gitme!”, “Neden anneciğim?”, “Korkuyorum”, “Neden korkuyorsun?”, “Canavar geliiiiir”, “Owww canavar geliyor mu genellikle?”, “Sen gidince gelir.” şeklinde bir raddeye sürüklendi diyaloglarımız. “Gündüsss olunca da gitme!” demek, “Sabah uyandığımda da yanımda ol.” demek. Sonra, her gece bizim yatağa gelmeye başladı. Yine, bir akşam, onun odasında uyumasını beklerken, “Ama sen gündüs olunca yanımda olmuyorsun” dedi, “E zaten geceleri geliyorsun yanımıza annem” dedim, “Ama gelirken yolda çok korkuyorum ben” dedi. “Neden korkuyorsun?” dedim, “Dev gelir diye” dedi. Canavarla dev yer değiştirmişti. Sonra, geçen gece, yine kitap okuduk ve “Kay kenara, bırrrr dondum” dedim, yanına yattım. Bu sefer de “Anneee, uyumaya çok korkuyorummmm” dedi kıkırdayarak, aynı kıkırtıyla “Yok artık, daha neler” dedim, “Evet, annee, korkuyorum, ruuuuyama dev geliyor, kabus görüyorum” dedi. Te Allah’ım. Bu dev her yerde, alacağım ayağımın altına.

 

 

 

 

Dövüyor(MUŞ)uz

YUH! Bir gün babaannesindeyiz, şimdi hatırlamıyorum, bir konuda ikaz ettim, “Yapmazsam döver misin beni?” dedi! “Ne ne ne? Ben dövüyor muyum seni?”, “Eveeet, basen dövüyorsun”, “Nasıl yapıyorum bunu?”, “Basen burama vuruyorsun (Göğsünü göstererek)”. Üstüme iyilik sağlık, hani dövsem, tamam. “Oğlum ne zaman vurdum sana?”, “Ya anne işte basen vuruyorsun ya”, “Ereeeeen?!!!” Duyan gerçek sanabilir, o kadar inandırıcıydı, ben bile kendimden şüphe edecektim, o kadar yani. Neyse, kapattık konuyu, yani kapatmış gibi yaptık ama ben kapatamadım. “Ne yaptım da bu çocuk böyle bir şey söylüyor acaba?” diye yedim kendimi. Sonra annem, “Kızım, bazen bağırıyorsun ya, onu dövmek olarak tanımlıyor olabilir, çok takılma” dedi ama o günden beri takığım hala. Sonra, “Babam beni döver mi yoksa” dedi. Ay aklımı kaçıracağım. “Oğlum baban seni ne zaman dövdü?”, “Dövüyor ya bazen”. !!! Konuyu hala çözebilmiş değiliz. Okuduğumuz kitaplarda, izlediği filmlerde hiç böyle bir ifade yok ama çocuk dövüldüğünü iddia ediyor.

 

 

“Benim de hakkım”

Şimdi ben bu çocuğuma televizyon açmıyorum ya, ama babası açıyor arada, ben kapatıcı, babası açısı, ben kötü, baba iyi. Arada dvd’leri var, onlardan koyuyorum ya da bilgisayardan, güzel bir film, güzel bir çocuk belgeseli bulduk (Gezegenleri anlatan), onu açıyorum. Televizyonu kapattığım anda, “Ben izlerken kapatamazsın ama”, “Televizyon izlemek benim de hakkım” gibi protestosal cümleler kuruyor. Sanırsın meydanlara çıkacak az sonra. “Tamam, tabi ki senin de hakkın ve bu nedenle de 1 saattir televizyon açık ama artık yeter! Beyin fonksiyonlarını kötü anlamda etkiliyor, sadece senin değil, ben de 1 saat televizyon izlesem, benim de etkiler” gibi açıklamalar yapıyorum. Suratını, “Hırrr”layan bir kurt gibi yapıyor (Bir de tatlı oluyor ki öyle, demiyorum tabi). Başlıyorum gıdıklamaya, böyle yapınca konu dağılıyor ve oyuna başlıyoruz ya da tek başına başlıyor.

 

Heh! Bir de bu ara kimin telefonunu eline geçirirse Ara Güler!

 

 

Alınganlık- Afra- Tafra- Sanki Ergenlik

İçinde bulunduğumuz süreç, tam da bu başlık.

Daha ağzımı açıyorum, kollarını birleştirerek (Kendine sarılır gibi), asil bir yüz ifadesiyle ve kuvvetli teatral bir jestle kafasını çeviriyor. “N’oldu annem?”  diyorum, “Küstüm sana” diyor, “İyi de neden?” diyorum, aynı kuvvetli teatral jestle kafasını diğer tarafa çeviriyor, cevap vermiş saymam gerekiyor galiba. Geçenlerde bi kızdım, “Yapma Erenciğim!” dedim o da yani. “Bir daha konuşmayacağım anne seninle” dedi, odasına gitti, kapıyı da bir güzel vurdu. Yine geçenlerde, “Eren odana git ve bu konuyu bir düşün istersen” diye sert çıktım, “Gideceğim ve bir daha çıkmayacağım odamdan, sakın arkamdan gelme!” dedi ve yine kapıyı bir güzel çarptı. Yine geçenlerde, “Oğlum hem limonata içip hem dondurma yeme, ikisi de şekerli, birini tercih et Erenciğim” dedim, “Öliiiim istiyorsun değil mi? HIHHH” (Yuuhhhh) dedi ve yine o kafayı kendine sarılmak suretiyle yana çevirdi, bu da “Yüzünü görmek istemiyorum”un vücut bulmuş hali sanırım. “Eren! ne demek o laf öyle? Ben sağlıklı beslenmenle ilgili ya da ne kadar az zararlı beslenmenle ilgili konuşmaya çalışıyorum seninle. Ölmeni istemek ne demek? Yok artık! Konuşmalarına dikkat et.” demek zorunda kaldım, belki sussam daha mı iyiydi bilemiyorum ama o an bunlar döküldü ağzımdan. Nereden öğreniyor bunları? Neden dövmek, ölmesini istemek?

 

 

 

 

Biraz pedagojik okumalar yapmam gerekiyor bu dönem sanırım, çünkü kapana kısılmış gibi hissediyorum çoğu zaman. Büyüyor evet ve bu çok güzel evet ama sorunu da mı büyüyor ne? Tüm bunların altında yatan nedeni bulup çözmem gerekiyor ama tek başına olmaz, yani Yasin’le ilerlememiz lazım ve Yasin’le en zorlandığımız şey de, birlikte hareket etmek neredeyse.

 


 

Mesela biraz önce yatacak, tutturdu “Benimle oyun oyna anne” diye, “Oyun değil uyku saati Erenciğim, dişlerini fırçaladıysan yatağına geç beni bekle” dedim, “Kızgın bir suratla, seni sevmiyorum anne” dedi ve odasına gidip kapıyı çarptı. Başlamış şarkı söylemeye, Yasin yanıma geldi, “Duyuyor musun şarkı söylüyor odasında. Gel gel gel hemen” dedi ve devam etti “Annemi sevmiyorum babamı sevmiyorum diye şarkı söylüyor”, “O ne demekmiş yaeea?”… Sonra Yasin odasına gitti, “Sen ne diyorsun Eren?” diye sordu, Eren de tekrar etti, “Neden?” dedi Yasin, “Çünkü sen beni dövüyorsun ya” demiş! Burada, gözlerini sonuna kadar açmış surat ifadesi olacak.

 

 

Bir yandan da, sağlığımız iyi olsun da, bunlar da dert mi diyorum. Hallederiz.

 

 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*