“İğğrençsin anneee”

Çocuklara karşı, ebeveyn olarak hep aynı dilden konuşmayı savunuyorum Eren doğduğundan, bir de aramıza Deniz katıldığından beri. Sürekli ama sürekli.

 

 

Sürekliliğin sebebi, antipatik, “dır dır”cı olayım ohhh diye değil, “benim dediklerim olacak” diye de değil, “Kuralları ben koyarım” cı olmak için de değil. Öyle dertlerim yok çok şükür.

 

 

Yasin’le 5 yıllık evliliğimize 4yaş 3aylık Eren ve 1,5 yaşındaki Deniz’i sığdırdık. Bizim için ebeveyn olmak çok beklenmedikti. Çocuk istiyor ama bu kadar da çabuk istemiyorduk. Gelmek istedi ikisi de, biz de buyur ettik, iyi ki geldiler hayatımıza ama biz çok tökezledik. Anne-baba oluverdik ama daha karı-koca olmaya çabalıyorduk. 2 kavram için gayretimiz 4′e çıkmış, bunun yanında bireysel varlıklarımızı da sürdürmeye çalışıyorduk. Bir dönem her şey karman çorman oldu.

 

 

 

Kolay değildi yaptığımız.

 

 

 

Yeni yürümeye başlayan çocuklar gibiydik ama aynı zamanda da kural koyuculardık. Daha çok ben.

 

 

 

Eren’in beslenmesi, onunla nasıl konuşmamız gerektiği, kitap okuma ritüellerinden tut da, tuvalet eğitimi, kendi yatağına alıştırma gibi konu başlıklarında bir kural koyucu olmuştum. Bu güzel, çünkü zaman dilimi olarak ben çok daha fazla birlikteyim çocuklarımla ve bu nedenle çok daha iyi tanıma fırsatım oluyor onları. “Ne olunca nasıl tepki veriyorlar?” iyi gözlemleyebiliyorum ve buna göre de davranış şekilleri geliştirebiliyorum. Daha Eren’e hamileyken, bir sürü kitaplar, makaleler okuduğum zamanlarda, Yasin’e de bazılarını okutmak istiyordum ve o da, bazılarını okuyup, bazılarını okumak istemiyor, “Sen oku bana anlatırsın” diyordu. “Tamam” okuyup, anlatıyordum, konu üzerine konuşup, ikimize de uygunsa, bir davranış modeli geliştiriyorduk. Buraya kadar da her şey normal. Sonra süreç başlıyor ve o davranış modelini sadece benim uyguladığımı fark ediyordum. Bu anlamda Yasin’i çok fazla uyarmışlığım vardır. Aslında çok antipatik bir durum, bir ara şöyle bir şey far ettim, o kadar uyarmaya alışmışım ki, gereksiz yerlerde de “dır dır”lanmaya başlamışım. Böyle anları fark ettiğimde hemen susturuyorum kendimi. Bazen fark etmiyorum, o zaman da Yasin işaret ediyor duruma. Bu her zaman sakince olmuyor, çok tartıştığımız oldu bu nedenle.

 

 

 

Gerçekten rahatsızım aslında söylenmekten ama işte, sanırım defalarca konuştuğumuz durumların tekrarlanması beni bu hallere getirdi.

 

 

 

Eren büyüdü artık, her şeye bir cevabı var. Geçenlerde sinemaya gittik, normalde mısırı evde patlatmaya çalışıyorum ama aklımdan çıkmış, zaten evde organik cin mısır da yoktu. Neyse, tabi mısır istedi bizimkiler, aldık. Artık o kadar müdehaleci değilim, olamıyorum da. Çocuk her yerde bir şeyler görüyor, 100 tane görse, 100 tanesini isteme potansiyeli var. Ben de etiket okuyucu, sürekli içindekilerden bahsetmekten neye uğradığımı şaşırıyorum. Vallahi yorucu.

 

 

Geçenlerde, dışarıda patates kızartması gördü ve “Ben patatessss kızartması yemek istiyoruuum” dedi. Daha önce 1000 kere anlatmış da olsam, yineledim, “Oğlum, kafelerde, patatesleri çok kötü yağlarla kızartıyorlar ve dışarıda yemiyoruz biz bunu, istersen eve gidince yapayım” dedim, normalde böyle tekliflere olumlu yaklaşır ama o gün, herhalde başka bir sıkıntısı vardı, ağladı, “İğğğğrennçsin annnee” dedi!!!

 

 

 

Burada gözlerimi kocaman açıyorum.

 

 

Ben bi alın, bi üzül…

 

 

Bu sözün hiç üzerinde durmuyormuş gibi yaptım, ama üzerime oturdu, kulağımdan gitmedi sesi, o suratı, bir de suratını buruşturdu ki… Eşek kafalı.

 

 

Kendimi onun yerine koydum. Uzun uzun konuştum kendimle. Ben, bir sürü şeyi çok isteyip, bir tanesinin bile olmadığı bir hayat yaşamak ister miydim? Gerçekten iğrenç.

 

 

 

Sürekli başımda birinin, baş öğretmen gibi, “O zararlı, bu çok daha zararlı, içinde MSG varmış bak” deyip, yediğim şey beni bozmayacak dahi olsa, zehir yiyormuşum psikolojisine sokulmak ister miydim? Zaten o psikolojiyle bir küçük çikolatanın plasebo etkisiyle hasta bile edemez miydim kendimi? Heee, belki çocuk aklımla çok takılmam ama bilincimin bir yerine işlemez mi bu hastalıklı düşünce? Yoksa, hastalıklı bir düşünce olarak değil de, ileride faydasını göreceğim bir bilinç mi oluşur?! Kafamda deli sorular…

 

 

Çocukluğumdan hatırlıyorum, kim neye izin verecek gibi olsa, ona yanaşırdım. Bazı konularda annem, bazı konularda babam daha otoriterdi, ben de nabza göre şerbet verir, çocuk aklımla parmağımda oynatırdım, vallahi yapardım. Annemden belli şeyleri, babamdan belli şeyleri ister, amacıma ulaşır, ikisinden de isteyemeyeceksem, kendim, istediğim şeyi yapmanın bir yolunu bulurdum! İyi de bu güzel bir şey değil ki! Bir kere tehlikeli. Acaba annem ve babam, her konuda aynı tavrı takınmış olsalardı da böyle mi olurdu? Hiç sanmıyorum.

 

 

Bu farklı tutumların en büyük riski, çocuğun kafasını karıştırmasının yanında, anne ve baba arasında da soruna neden olması. Anne ve baba, bu gibi herhangi bir konuda sorun yaşadığında, bunu çocuğa hissettirmemek de mümkün değilse, iş çok başka boyutlara varıyor. Çocuk kendini suçluyor, evde çok gergin bir hava oluşuyor, anne- baba huzursuz, çocuk huzursuz…

 

 

Aklımda konuşmaya devam ediyorum, “Bu zamana kadar her şeyin en doğalını yedirdin, içirdin, onu bilgilendirdiniz ama bu onun hayatı, o, orada gördüğü zararlı şeyi yemek istiyor, yine bilgilendir ama illa istiyorsa, engel olma! Engel olduğunda, senden uzaklaşacak, sana yalan söylemek isteyecek ve bu yalan mekanizmasını çok fazla çalıştıracak bir taktik uyguluyorsun. Hangisi daha zararlı? Üstelik yaptığın şeyin doğruluğu tartışılır hale gelmeye başladı. Onu sağlıklı beslemek isterken, başka yerden zararlarla karşına yanlışlar dizisi olarak çıkıyor.” Kafamda konuştuğum kişi bu noktada çok üzerime gelmeye başladı.

 

 

 

Dün gece ya da bir önceki gece, Yasin soğuk çay almış eve, buzdolabına koymuş, o seviyor bunları. Eren de görmüş ve gizlice odasına götürüp odasındaki sepetin içine koymuş bu sabah. Gördüm, aldım ve buzdolabına götürürken yakaladı beni yolda. “Tadına bakmak istiyorum” dedi, hiç tereddütsüz, açtım kapağını, “Tabi” dedim, eğildim ve gözlerinin içine bakarak “Tadına bak ama bil ki, bunların içine, deterjanların içine koydukları kimyasallar gibi şeyler koyuyorlar”, bak gene susamamışım. Deterjanın çok tehlikeli olduğunu içselleştirdi, ben de daha kolay anlatabilmek için “Zararlı” demek yerine bu uyarıyı yaptım. İçti, “Evet zararlı ama tadını beğendim anne” dedi. “Hadi dolaba koyalım. Kim almış ki bu zararlı şeyi eve?!” dedim, “Babam almıştır, babam baasen zararlı şeyler almayı sever” dedi:)

 

 

Şöyle bir şeye karar vermek üzereyim, tam emin olmamakla birlikte.

 

Dışarıda görüp, tadına bakmak istediği her şeyin, tadına bakmasına izin vermek, ona güzel bir dille anlatmak, “Gel etiketini okuyalım da ne yediğimizi bilelim” diyerek etiket okuma alışkanlığını iyice oturtmak gibi bir şey geçiyor kafamdan. Bir tek tavuk yedirmem ama isterse eve alıp yaparım.

 

Bilemiyorum. Ne kadar uygulayabileceğim emin değilim ama deneyeceğim.

 

 

Kafam susmuyor. “Bu kararı, çocuğunun gözünde ‘İğğğrennç annee’ olmamak için mi veriyorsun? Sırf bu yüzden, bu zamana kadar koyduğun kuralları, bizatihi kendin mi ezip geçeceksin?” Duuur. Buna cevabım yok henüz. Bi düşüneyim. 5 dk. sonra yazıya devam edeceğim.

 

 

Devam ediyorum 

Eren, benim çocuğum olabilir, onu koruyup kollayacağım tabi ki ama Eren benim değil. O kendine ait ve bunun çok farkında. Eğer kendi olmasına izin vermezsem, bizimle de olmayacak diye düşünüyorum. Yanılıyor olabilirim, zamanla göreceğiz. Yine sınırlar olacak ama o sınırları 1 yaşındaki versiyondan 4 yaşına uygun versiyona devşirmemiz şart oldu. Zira kendisi bir “ERGEN” artık.

 

Du bakalım ne olacak, nasıl olacak.

 

NOT: Yasin’in hakkını da yemeyeyim çok fazla. O, hayatımda gördüğüm en mükemmel baba!

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Kızımı 1yasina gelene kadar acayip korudum hazır gıdadan sokaktan bişeyler yemekten televizyondan ondan bundan. Sonra azıcık saldim ayda yılda bir iki uç dal cubuk kraker bi yere gittik mi orada olan çorba azıcık çikolata vs. Kendi ikinci yas gununde sadece ev yapımı pogaca yedi yine de.
    Simdi 33ayi bitmek uzere ve yolda kim cubuk kraker gösterse patates uzatsa peşinden gidecek kıvamda. Hergun evde yabancılardan yiyecek alınmaz dersi veriyorum neler cok zararlı karnını ağrıtır anlatıyorum ama yine oluyor yine oluyor.
    Delirmek üzereyken bi gun saldim cocuğu ye dedim bi paket cubuk kraker verdim anne çikolata dedi verdim hamburgerciye götürdüm ellerimle. Doğru degil icim gidiyor tırnaklarımı kemiriyorum ama hem dediğiniz yalana yönelme hem de kim ne uzatsa alıp yeme beni daha cok delirtiyor :/

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*