Karışmazsanız…

Yani çocuk bu ağlar.

 

 

Tamam, ben de bazen “Her şeye ağlamasın” istiyorum ama istemek her zaman başarmanın yarısı değil. Bazen ben, bizzat çocuğumun annesi olarak çıkamıyorum işin içinden. Hatta çoğu zaman. Yani, var mı ki, çocuğu her öfke nöbetine girdiğinde işi anında çözen? Varsa, yalvarırım bana tüyo versin ama bana “Ver eline telefonu bak nasıl susuyor” ya da “Bir lolipop hoooop tamam” larla gelmeyin. Ben de biliyorum çünkü televizyonu açıp sessizlik sağlamayı ama ÇÖZÜM değil, hatta başka bir sorunun tohumu.

 

 

 

Neyse, ne zaman dışarı çıksak ve Eren dışarda ağlama krizine tutulsa, bir garson, bir simitçi, bir yoldan geçen dış kapının mandalı, yanımıza gelip “Aaaaaaııııııııı ama erkek adam ağlar mı?”, “Aaaaaaaaıııı koca adam olmuşsun çok ayıp” gibi gereksiz, saçma, sinir bozucu, Eren’in gururunu kırıcı, densizce laflar ediyorlar.

 

 

 

 

Sana ne be kardeşim! Çocuk ağlıyor işte, sana ne oluyor? Hayır, o an ben de zaten gıcık oluyorum ağlamasına, bir de sen geliyorsun olayın en sıcak anında. Hışmıma uğrayacaklar farkında değiller. Ben çocukla ilgileneceğime bu arkadaşlara laf yetiştiriyorum ki, Eren kırılmasın, şaşırıp yadırgamasın ve devam etsin ağlamasına ya da şöyle söyleyeyim; ağlamasını bu sözler üzerine kesmesin ama ağlamayı kessin!

 

Ben: Evet, erkek adamlar da ağlar. Ağlamak insanidir.

Yine ben: Yok ayıp değil, ben de üzülünce çok ağlarım ama bakın koca kadınım. Değil mi Eren?

 

 

gibi savunmalar, belki gerekli belki gereksiz… Bilemiyorum.

 

 

Geçen gün, kapıda ayakkabısını giymeye çalışıp “GİYMEK İSTEMEYİNCE”, “Giyemiyoruuuuuuuum” diye ağlamaya başladı. “Erenciğim, ağlamadan söylersen ne demek istediğini anlarım.” dememle, “Ağlarsam, etraftan mı bakarlar?” dedi. Burnumdan alevler çıktı. Kim dedi? Ne münasebetle? Ne demek etraftan bakarlar? “Hayır oğlum, ağlamak normaldir, ağlamak istiyorsan rahatça ağla…” deyip, Biraz önce “Ağlamadan konuşur musun?” dediğim çocuğuma “Rahat ağla” diyerek daha da mı kafasını karıştırdım bilemeden…

 

 

 

Hani diyorlar ya “Çocuğun sorumluluğu anne babasına ait” ya da “Bana ne anne babası düşünsün” Hayır efendim. Dünyaya gelen her çocuktan sorumluyuz, ucundan bucağından, bir yerinden sorumluyuz. Bak, kış yüzü göremedik. Neden? Benim çocuğum yağmur göremeyip, kuraklık sıkıntısı çekecekse sadece ben ve Yasin mi sorumlusu?

 

 

 

… ya da KARIŞMA! Anne babanın işine KARIŞMA.

 

 

 

NOT: Kendimi de katarak. Eren’in 3 yaş doğumgünü için, pinyatanın içine koymak üzere Eminönü’nün altını üstüne getirip, zıplayan top ya da minik paketli fındık, badem vs aramış, bulamamış, “Pinyata istiyorummm” diyen Eren’i de kırmamak için minik renkli şekerlerle içini doldurmuş ve tüm gelen çocuklara karşı sorumsuzluk etmiş biri olarak… Bu da bir sorumsuzluk örneği, benim gibi “Aman gerçek gıda tüketsinler” diyen biri için.

 

 

 

Konumuza dönersek, bu ağlama, öfke nöbeti kontrolü meselesinde Aletha’yı sonuna kadar destekliyorum, hatta burada da bahsetmişim biraz. Eren’i de hep destekledik rahatça ağlayabilmesi konusunda ama bu aralar, “ağlama”nın b.kunu çıkarmış durumda Eren efendi. Her ama her şeye ağlıyor ve aynı ben “Artık ağlamanı duymak istemiyorum Eren” bile dedim. Pişmanım ama yaptım. 100 ağlamada 1, bu gibi şeyler çıkıyor ağzımdan. Kendime gıcık oluyorum ama engel de olamıyorum.

 

 

 

 

100 ağlamanın 99’una ise, “Ağlarken konuştuklarını anlamıyorum”, “Ağla tatlım rahatla” (Buna genelde “Rahatlamııııııııiiiiiiiiiicaaaaam” dese de), sarılma şeklinde karşılık veriyorum. Geçen gün ise, Yıldız Parkı’nda, yine bir yasak gıda krizi yaşadı. Üstelik “Yiyemezsin” de dememiştik, “Çorbanla birlikte ye” dedik. KI YA MET KOP TU! Nasıl bağırarak ağlamak. Hiç bozuntuya vermedim, etraftakiler bakıyor diye istediğini yapıp susturmaya da çalışmadım, vurmaya kalkıştı, usturuplu bir şekilde engel oldum, çizgimin dışına çıkmıyorum yani ama sinirim burnumda. Sonra çizginin üzerine bastım birazcık, “Biraz daha bağırmaya devam edersen eve gitmek zorunda kalacağız ve ben sözümü tutuyorum biliyorsun değil mi Eren?” derken ben, bir de oradan garson gelip de “Aaaaaıı ama olaaaaaz, koca adam ağlamaaaaaz” demesin mi? “Ulaaaaaaan. Sinirimi senden çıkaracağım, bi git.” demedim ama baktım ve adam gitti. Çok yerinde bir hareketti.

 

 

 

 

 

Sonra başka bir garson belirdi tepemizde. İçimden “İster misin bu da şekerle gelmiş olsun!? Yutturayım o şekerleri ona” derken kafamı kaldırmamla sessizce uzaklaştı. Nasıl baktıysam artık.

 

 

 

 

Yahu hangi anne ister çocuk çıldırırcasına bağırsın sokaklarda, vurmalar etmeler, inatlaşmalar yapsın? Zaten zor. Bir de sen gelme işte.

 

 

 

 

Zaten Eren’in ağlamalarından gına geldi bu ara. Tamam ağlasın rahatlasın da, her şeye ağlıyor arkadaş. Gık desen ağlamaya başlıyor, içim tükeniyor yemin ederim. Vardır bir nedeni çocuğun ama, işin iç yüzüne eğilecek zaman bulamadım henüz. Muhtemelen oradan da ben çıkarım ya da babası. Sonra ye dur kendini.

 

 

 

 

Ay çıldıriciiiiiiiiim…

Bu etkinlikten hemen önce ağlıyordu mesela. Hatta gözyaşı duruyor hala.

Bu etkinlikten de hemen sonra ağladı. Sebep? YOK! Yani vardır da ben bilmiyorum, anlayamadım.

 

 

 

 

 

… ve ben her zamanki gibi başucu kitaplarımla uyumaya başladım.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*