Nerelere gideyim nasıl edeyim…

Geçen gün biraz dert yandım Facebook ve Instagram MarkaAnne’sinde, “Ben yapamıyorum herhalde bu işi, beceremiyorum galiba” gibi bir şeyler…

 

 

Periyodik dönemim gelmiş meğer ama hala da o anları düşününce karalar basıyor. Kibarca “Anneciğim dişlerini fırçalar mısın, uyku saati geldi” dediğim büyük oğlum tek seferde söylediğimi yapsa bileklerimi keseceğim. İlla “Eren 100 kere dişlerini fırçala dedim, ben 1 lafı 1 kere söylemek istiyorum, yeter artık yaaaaaeeeehhh” diye bağırırken buluyorum kendimi. Sonra bağırdığıma üzülüyorum. Bu üzüntü beni daha da sinirli yapıyor ve bu, suya atılan taş etkisi yaratıyor bünyemde, her halka kendi içinde bir cinnet sebebi gibi üstüme üstüme geliyor.

 

Bir de bu durumun, 2 çocuğun aynı anda yapmaması gereken bir şeyi gözünün içine baka baka yapması boyutu var. “Len oğlum ben kime diyoruuuuuuuaaaaaam” diye cıyak cıyak bağırmak istiyorum bazen, “Len” demiyorum bir tek, diğerini eksiksiz yapıyorum çok şükür. 

 

 

2’si de evde olduğunda, 1 gün, sabahtan akşama kadar 5 dakika arayla kavga ediyorlar ve ben popomu koyduğum sandalyede 1,5 dakikadan fazla oturamıyorum, çünkü, kavga etmedikleri zaman sürekli bir şeyler istiyorlar; “Aneee, badem vaaaa mıııı”, “Yok oğlum”, “Qajuuuuuu”, “O var, koyayım mı?”, “Kuuu üzüm kooooooooooyyyyyyy” (Bu uzatma efektini anlamanız için en kısa zamanda youtube MarkaAnne’sine bir video yükleyeceğim), “Kuru üzüm kalmadı”, “Patliiiicık mısır”, “Organik mısır da kalmadı! Kaju vereyim mi?”, “Yooooouuuuuukkk ben patliiiicık mısır istiyoyuuuuuuuuoooom”, “Tamam bugün alalım, onu alana kadar portakal vereyim mi?”, “Yooouuuuk qajuuuu veeeeeer”… TEEE ALLAH’IM…

 IMG_1452

Sonra, günlük, minderlerden ev- gemi vs yapma faslı başlıyor, birlikte oynarlarken en az ve hatta hiç kavga ettikleri yegane aktivite olduğundan kendisi, gıkımı çıkarmıyorum, evi tepetaklak yapıveriyorlar dakikalar içinde. Ben böyle diye diye nazara mı getirdim nedir, işte yine geçenlerde, Eren kendine masuscuktan gemi yapmıştı, Deniz “O benıımm gemiiiimmmm” diye kı-ya-me-ti kopardı. Eren yavrum başka minderle yaptı gemisini, yok! Deniz bu sefer o mindere koşup çocuğun üstüne atladı “O benıııım gemiiiiim” diye resmen bir daha kı-ya-me-ti kopardı. Eşek kafalı bununla da yetinmedi elbet, Eren’in karnını mıncırdı. Sabah servise yetiştiremediğim yavrum evladım bu kadar eziyet göreceğini bilse karanlıkta uyanır hazırlanırdı herhalde okula. Sonra Eren ilk gemisine geri döndü, Deniz sustu.

 

Bu sırada ben ne yapıyordum? “Denizciğim orası Eren’in gemisi, bak, seninki de burada, hadi sen buraya gel” diyordum, peki o bu dediklerimi duyuyor muydu? Ne münasebet, ben bile duymuyordum söylediklerimi çığlıklarından. Eren’in kaptığı yerine dişlerini geçiriyor sıpa. İçimden “Bu çocuğu Eren palazladı böyle, al şimdi meyve veriyor işte” deyip durdum.

 

Eren de tepesi atınca, karşı atağa geçmeden hemen önce “Bebeeeeeeek” diye damarına basıyor çocuğun, hani küfür etse Deniz’e daha iyi. Deniz “Bebek diiiıııılııım” diyor, Eren tekrarlıyor, Deniz çıldırıp saldırıyor. Tam olarak bu! SALDIRIYOR! İşte o zaman Eren de Allah ne verdiyse… Ayhhhh anlatırken bezdim yemin ederim. 

 

 

“Anneciğim bebek olmak çok güzel bir şey ama kardeşin hoşlanmıyor, deme şunu çocuğa…” diyorum, “O bebeeeek” diyor, Deniz gene atlıyor üzerine “Bebek diıiiııılııım” ve yine aynı Deniz araya giren olursa onun da hakkını veriyor. Tükendim!

 

 

Arama motoruna “Kardeş kavgası vs” yazdığınızda çıkan ortalama verideki tüm direktifleri ben zaten uyguluyorum gibi bir şey ama olmuyor ya da ben neyin olmasını bekliyorum acaba? Kavgaların son bulmasını mı? Mümkün mü? Bence avucumu yalarım. Hep öpüş koklaş olacaklar filan mı sanıyorum yani ben? Yok canım, öyle zannetmiyorumdur, bence sadece bu süreci daha sakin kalarak ve daha az hasarla yönetebilmek istiyorum, hem psikolojimize, hem biyolojimize…

 

 

 

Misal bir gün, ben annemin hastane refakatinden döndüm, ertesi günü de bizde çocuklara bakan teyzem gidecek Yasin ile birlikte. O Deniz var ya, “Hicuuuuus ditmeee, babacıııııııı ditmeeeee” diye eti kopmuş gibi ağladı, kendini yerlere attı, öyle çok ağlıyordu ki, kafasını yardığını ancak kanı görünce anladım, 2 saniye arkamı dönmüştüm oysa, ağlasın rahatlasındı… Çok rahatladı! Önce Eren itti sandım, “Sen n’aptııın” diye bağırdım çocuğa delirmiş gibi, sonra, onun itmediğini anlayıp “Babanı ara çabuk” diye bağırmaya devam ettim, soğukkanlı olamadım, 5 yaşındaki çocuk nasıl arasın babasını, aklına akıl koy kadın. Onlar daha siteden çıkamadan geri geldiler, aksiyon filmlerine taş çıkartırcasına Haydarpaşa Numune’ye vardık, dikiş atıldı kuzuma, sarı damarlı ve üstelik çok inatçı kuzuma. (“Ditmeeeeee” diye ağlıyordu, göndermedi de bak!!) İşaret parmağınızın 2. boğumuna kadar olan bir boyutta sol kaşın üstünde. Ben Yasin’i ararken Eren’i “Tuba’yı çağır” deyip komşuya yolladım, Tuba geldiğinde ben çıldırmıştım, çok kan akıyordu ve gerçekten mantıklı davranamıyordum, sağ olsun Eren’i aldı, anahtarı da ona vermiştim, evdeki bütün kanı temizlemiş. Yolda kanı durmuştu zaten, kusması da yoktu, rutin olarak çekilen bilgisayarlı tomografiyi kendi doktorunun da onayıyla çektirmedik, bugün dikişleri alındı ama o günün ertesi günü dahil, kafası yarılan, dikiş atılan çocuk o değildi, koltuk tepelerinde, yüksekten atlamalarda en önde gidiyordu.

IMG_1438

 

Hafif karmaşık bir yazı oldu ama hayatım da ahanda böyle zaten bu aralar.

 

 

Eren Deniz’e “Akılsız”

“Deniz Eren’e “Akılsız diiiiiıııılııım” diyerek geçiyor günlerimiz ve çok daha çeşitli kavgalarla.

 

 

1 haftadır hastanede Yasin refakat ediyordu anneme, muhteşem 3’lü olduk, gece normal saatlerinde yatağa soktuğum ve kitap okumak için beni bekleyen çocuklar, yatakta zıplamaca oynayıp, ben yatağa geldiğimde dahi yatmayan, yatsa da şebeklik yapmaya devam eden çocuklara dönüştüler. En sonunda “Sen ne bağırıp üzülüyorsun, ayır yataklarını, ikisi de tek başına uyusun” dedim, ayırdım, Deniz’i tek başına yatakta tutmak için benim de yanında durmam gerekiyordu, yani tek başına uyumadı, 1 saat ağladı, kaçmak için her yolu denedi ama sonunda uyudu, Eren ise, bunun üzerine 1,5 saat ağladı ve sonra ancak yanına gittiğimde uyudu. Bu, tamamen içgüdüsel yaptığım bir şeydi ve bence işe yaramadığı gibi başarısız da olmuştu ama hemen hüküm vermemek gerekti, önümüzdeki maçlara bakalımdı.

 

… ve 2 gece sonra, yine benzer durumda, tam da uyku saatinde, “Hadi artık kafanızı yastığa koyun, kitap okuyacağım” demiştim ve dinlememişlerdi. Yine ayırdım ikisini, Deniz bu sefer daha çabuk kabullendi, Eren ağlamadı, bir Deniz’in bir Eren’in yanına gittim, Eren uyuyunca, Deniz’i de alıp yanına yattık. Tabi bunlar, otorite sahibi anne olma yolundaki bir istatistik değil. Diğer maçlara bakmaya devam ediciiiiz.

 

Biri 2,5 biri 5,5 yaşında, düz duvara tırmanan, aynı anda farklı şeyler talep eden 2 erkek çocuğuyla olmak cidden sakin insan işi.

 

Ortada, sürekli başkalaşan “Durumlar” var ve ben birini halletsem 3’ünde sınıfta kalıyorum. Kardeş olmak demek, bu durumları da içinde barındıran normal bir şey ama galiba, ben bir pedagog başarısı arıyorum kendimde. Yapamadığımda da mutsuz oluyorum. Ayhhh bilemiyorum.

 

 

 

 

 

Share on Facebook83Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Bazen kardes diye tutturmasam mi diyorum ciddi ciddi. Suan ikisi de içeride ağlıyorlar mesela. Teyzem Yanlarında birinin elinde bi’sey var ve paylaşamıyorlar. Bi biri bagiriyo bi diğeri. Teyzem sürekli hadi annene koş diyor ama Yanıma gelen de yok.
    Cocuk deli işi de, iki cocuk cidden akil sağlığını zorluyor.
    Ikisi de mutlu olsun, Duyguları incinmesin vs derken arada biz Kafayı yiyoruz. Ne haliniz varsa gotum diyemiyoruz. Yani ben de yapamıyorum. Uzun uzun laf anlatmaya çalışıyorum. Ikisinin de ayni anda gönlü olsun istiyorum falan.
    Yorucu hem de cok yorucu:((

    Cevap Yaz
  • Bizde hikaye ayni sadece isimler Orhan ve Arif. Hepsi hersey ayni. Buyuduklerinde geciyor demeyi isterdim ama cok heyecanlanma 🙂

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*