Yiyin birbirinizi karışmıyorum!

Bir söz duymuştum, kimin söylediğini de hatırlamıyorum ama şöyle söylüyordu

“Bir çocuğun 3 ebeveyni vardır, biri annesi, biri babası, diğeri de ikisi arasındaki ilişki”. Çok hoşuma gitmişti bu söz ve çok gerçek gelmişti. Şimdi bunu niye söyledim?

 

 

Deniz doğana kadar, biz Eren’in anne ve babasıydık, Deniz doğunca ikisinin anne ve babası olduk ama sonra bir şey oldu. Sanki Deniz’in 3. ebeveyni, aramızdaki ilişkiden çok Eren’di, yani kesinlikle öyle hatta. Ben de üvey anne sanırsın…

 

 

Deniz doğduğunda, Eren okuldan gelip gelip “Bebeğiiimm nerede?” derdi. Sanırsın o doğurdu, “Burada bak Eren” diye odayı gösterirdik, yanına gidip, öpüp, “Bebeğimmmm” derdi, bu da, işten gelmiş babası tavrı.

 

 

Eren sac

 

 

Geçenlerde Deniz Eren’in saçını yoluyor, Eren de kıkır kıkır gülüyor, “Evladım gülmesene sen de, iyi bir şey yaptığını sanıyor o zaman” dedim, Eren de, “Acımıyoookiiiiii” dedi, “Olllldu, koparsın o zaman saçlarını, öyle mi yani?” dedim ve tam o sırada Deniz bir tomar saçı, tam bıngıldağın oradan kopardı. (Burada gözlerimizi sonuna kadar açıyoruz). “AaaAAaaaaa ama Deniz, ne yaptın?” diye çıkıştım, baş çavuşun eşeği bir, ben iki sanki, Eren orada hala kıkırdamaya devam ettiğinden, Deniz suratıma bile bakmadı ama ben Eren’in o güzelim saçına takılı kaldım. “Hayır Deniz, sakın bir daha bunu yapma” diye daha da çemkirdim, Eren yine gülecek oldu, “Sus sen de…” diye bir de ona cırlayınca, bu sefer ikisi birden gülmeye başladılar. Sabrımı deniyorlardı kesin. “Ne var bunda gülecek?” dedim, Deniz suratını büzüştürdü, Eren de, sanki ben onun o bir tomar saçına üzülüp bu hallere düşmemişim gibi, gitti Deniz’e sarıldı, “Anne, şu an Deniz’i çok üzdün” dedi (Burada gözlerimizi daha da bi açıyoruz), devam etti “O daha küçük, bilmiyor”… (Kulaklarımız da gözlerimize eşlik ediyor) Tereciye tere satmak! “Eşek kafalılar, yolun saçınızı başınızı, bir daha kılımı kıpırdatırsam iki olsun” demedim, ama içimden dedim. Annem bizimle baş edemeyince “Yiyin birbirinizi karışmıyorum” derdi. Demek kadını ne raddeye getirmişsek artık, şu an bu cümlesine fazlasıyla hak veriyorum ve içimden annem söylüyor ben tekrar ediyorum “Yiyin birbirinizi karışmıyorum”. Burada, “Kardeşler arasına girilmez” maddesini tekrar okuyup hatırlıyoruz.

 

 

Ortada, doğurduğum çocuklardan birinin canının yanması, saçının kopması mevzu bahisti, bunun yanlış olduğunu söylemeliydim, en azından bir şekilde tepkimi göstermeliydim. Ben ner-de yan-lış yap-tım?

 

 

Sonra, yine bir gün, masada yemek yiyoruz, Deniz kaşıkla tabağa vuruyor, ses çıkıyor ya, hoşuna gidiyor ama tabak kırılacak, ki zaten bu olaydan birkaç gün sonra kırıldı. Neyse, “Yapma Denizciğim, tabak kırılır, eline batar, canın acır” dedim, yok anacım ben öyle dememişim, daha da kuvvetli vurmaya başladı, bir de kahkaha atmaya “Deniz, yapma anneciğim!” diye sesimi yükselttim. Eren hemen karşımdan atağa geçti, “Anneee, gülerek söyleyebilirsin, o daha küçük, bilmiyor” dedi. “Tabi ki bilmiyor oğlum, ben de birkaç kere yumuşak bir sesle uyardım zaten, duymadın mı? Vurmaya devam edince de, biraz ses tonumu değiştirmem gerekti” dedim, kendimi, savunma sandalyesine oturmuş insanlar gibi hissettim. Sanırsın ben üvey anne. 

 

 

 

Sonra düşündüm, aynı şeyi, aynı aylarda yapan Eren’e hiç tepki vermemiştim. Tabağa vuruyordu o da kaşıkla, “Hımmm, demek çıkan ses hoşuna gidiyor, vursun vursun, demek ki algısını çalıştırıyor…” filan demiştim, bu cümleyi kurduktan saniyeler sonra kafamı bir kaldırdım ki, Eren suratıma bakıyor, elinde tabağın kırılmış köşesi, “AaaAaaa kırıldı mı anneciğimmm?” diye gıdısı okşanan kediler gibi mırrlamıştım. Demek ikinci de aynı tahammüle ve kırıkları toplama cesaretine sahip değilim ya da neyse artık, vurmasın canım tabağa, niye vuruyor?!

 

 

 

“İleride anne olunca anlarsınız” gibi annem cümleleri kuracak bir durum da yok ortada, ikisi de erkek! 

 

Processed with VSCOcam with c1 preset

 

Eren arada bir köşeye sıkıştırıp Deniz’i hırpalıyor da, Deniz yine “Abiiiii” (“Abiiii” videosu burada) diye peşinden koşuyor. Ben de dış kapının mandalı… Sesimin tonu değişse panter kesiliyor Eren efendi. “Eti de kemiği de benim”, “Ben döverim de severim de, sana n’oluyor?” der gibi. 

 

 

 

Bir gün dikileceğim karşısına Eren’in, “Madem öyle, gece uyanınca sen emzir, hatta kakasını da artık ben temizlemeyeceğim, sen temizle, ‘Böğğğğğğ’ yapmak da yok ama, sabahın köründe kahvaltı da ellerinden öper. Heee canım bunun tuvalet eğitimi kısmısı da var, aman diyeyim etrafı batırmadan hallet bi zahmet, gece çiş kaçırırsa nevresimi makineye at, kısa programda çalıştırıver. Akşam uykusundan önce, o bitmek bilmeyen, aman sabahlar olmasın masallarından da anlat ki tatlı rüyalar görsün ‘BEBEĞİNN‘, haydi al hayrını gör” deyivereceğim o olacak. Zaten arada bir “Oğlum bağğğğırma yaaa, Deniz uyanacak vereceğim kucağına sonra” diye tehdit etmişliğim var. 

 

 

Oldu, ben çekileyim o zaman aradan. Görüşürüz.

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*