27 Mart 2012’den

 

Saat: 02.03

 

Çok yorucu bir günün sonunda, evin en sessiz olduğu saatlerde, dinlenmek nasıl oluyormuş, tadına bakıyorum.

Uyuyabilirdim ama o zaman, bu dinginliğin farkında olmadan uykuya teslim olmuş bir kadın olarak, her geceden farksız, bir günü daha noktalamış olurdum.

 

Galiba “Uykusuz Anneler” şu sıralar içinde olduğum bir kulüp değil. Aslında çok az uyuyorum, gün içinde de, başarılı sayılabilecek bir performans gösteriyorum…

 

Eğer herhangi bir koltuk, kaldırım, tabure, paspasın cazibesine kapılıp tünemediysem bir köşesine, “Her şey yolunda.” diyebilirim. Yok herhangi birinin cazibesine kapılıp, o tehlikeli hamleyi yaparsam, beni oradan kaldırabilene aşk olsun, ki istiyorsan kalkma, Eren’in bir ıkınmasına, babamın ölçülmesi gereken bir şekerine bakar…

 

…ama gece hiç öyle mi? Ikınan sıkılan yok! Oturduğun her yerde öylece kalabilme özgürlüğüne sahipsin. E madem öyle, bu eşsiz saatleri de uyuyarak geçirirsek; koltukta yayılma, sandalye tepesine tüneme keyfini nasıl süreceğiz?

 

 

Buradan; “Her gece bu meditasyonu yapalım, sabahlar olmasın, aman haaa… Gece de uyumayalım!” çıkarımı yapanlara, “Yok anacım, arada bir geceye bırak kendini, şöyle bir soluklan, dinlenmek nasılmış ‘dinlen’ de gör, gündüz gibi olur mu hiç?” demek istiyorum.

 

MOLA: Eren bızıklıyor 🙂

 

Gündüz, ya çocuğu biri alacak, aklın da onda kalacak, ya uyuyacak, ki gündüz trafiğinde, çocuk uyusa bile “Evi mi toparlayayım, çamaşır mı yıkansa, bir yandan da banyoyu mu temizlesem, ahhh blogum blogum şekerpare blogumun yüzüne bakamadım, onunla ilgilenip vicdanımı mı yıkasam…?” derken, hiçbir şey yapmasan dahi, bunları aklından geçiriyor olman bile yeterli, oturduğun yerin diken misali poponu dürtmesi için.

 

İşte bunun için gerekli, haftada bir de olsa gece mesaisi.

 

Az uyumanın kerametini hatırlayıversek azıcık, bu daha da çekili olur “Sanıyorum”, “İddia etmiyorum” bakın.

 

NOT: Bu arada kalemim, arka tarafında ışık saçıyor, yatak odamda hırsız havasındayım:)

 

 

 

 

Çok eğlendim gece gece…

Yasin yanımda Eren yatağında, üstelik uyanmadı da…

 

 

 

Yani şimdi bizler, çocuklarımızın yaşındayken gündüz 12.00’lara kadar uyuyan tipler miydik? Özümüzü yırtıp, uyku-uykucu boyuta geçtiğimiz kesin, “Alıştırıldık” çünkü. Bunu başardıysak, özümüze de dönebiliriz geri pekala.

 

NOT 1500 : Bu arada kağıda-kaleme dokunmanın inanılmaz mutluluğunu yaşıyorum 🙂 Yazım çirkinleşmeye başladı ama olsun. Bu süreçte bızıklayan Eren’i uykuya geri yollamak suretiyle geldiğim yatak odasında yazıma devam ediyorum. Abajurun üzerine pijamamı atarak, oda sakinlerini uandırmadan yazımı sonlandırma niyetindeyim.

 

…ve BİTTİ.

 

Uykusuz ama gururlu

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*