35 Hafta

35 haftalık bir gebeyim ben artık.

 

 

 

Doğumun yaklaştığını çok net hissediyorum. Adı hala, bir türlü belli olamayan arkadaşımız içeride “Yerim dar” dercesine beni esnetip duruyor. Karnım sürekli hareket halinde. Azıcık öne eğileyim, kaburgama dayanıp arkaya yaslanmamı öğütlüyor, tehditvari… Aksi halde kaburgam kırılacak gibi oluyor.

 

 

Yürürken, yatakta dönerken, Eren’le koşuştururken epey zorlanıyorum artık. Yatakta dönerken karnımı kucaklayıp omuzlarım yardımıyla dönebiliyorum.

 

 

 

Eren de ısrarla bu aralar karnıma atlama çalışmaları yapıyor. Bildiğin gerine gerine karnıma atlıyor, karnımı korumaya çalışıyorum ama gülmekten kollarım tutmaz oluyor. O da buna bayılıyor. Ben de ona.


 

 

 

Doğum yapacağım, doğumhane ve ameliyathanenin aynı katta olduğu (Sezaryenden sonra vajinal doğum için tedbir amaçlı) birkaç hastaneye doğum öncesi ziyaretler yapacağız.

 

 

 

Genellikle gebeliğin başlarında yaşanan hiç tükenmeyen uyku hali, kolunu kaldıramayacak kadar halsiz olma durumu bana gebeliğin sonunda geldi yapıştı. Kolumu kaldırasım yok. Poffff nasıl dayanacağım uykusuzluğa ve o yorgunluğa, hiç bilmiyorum! Sadece iyi olanı düşünmeye çalışıyorum şimdiden. Yani, yukarıdaki gibi “Pofffff”lu hislere büründüğümde, “Amaaaan bak 29 yaşında 2 çocuk, ohhhh ne mutlu sana, eylen coş onlarla…” gibi telkin edici, “zevk almaya bak” tırıcı şeyler söylüyorum içimden. İyi de geliyor valla. Tavsiye ederim. Eren’de yaşadığım tecrübeden biliyorum ki, ağlamak ağlamanın mayası. Ne kadar dır dır edersem, o kadar dır dır edesim geliyor, “Offff” demekten “Ohhhh çok şükür” demeyi unutuyorsun. Tamam, biliyorum, bazen yine söyleneceğim ama bu sefer, yani umarım daha az yapacağım bunu.

 

 

 

 

Hafızam desen, ehhh işte. Bazen boş boş baktığım oluyor, gözüm dalmış gibi yapıyorum 🙂 Omega-3‘ün çok faydasını gördüm bu anlamda. Eren’e hamileyken kullanmamıştım, 38 hafta boyunca boş bakmıştım neredeyse. Bu sefer en azından “Yooo yoo yooo, benim hiçbir şeyden haberim yok”, “Aa-aaaa-aaa öyle mi oldu? Ben neredeydim? (Tam da oradaydım aslında)” modundan çıktım. Mutluyum mesudum.

 

 

 

 

Eren’e hamileliğimde olduğu gibi, hafta hafta kendimi, içeride olanları merakla takip etme huyum hiç olmadı. Hatta öyle ki, hep haftamı şaşırdım durdum. Eren’de, bu haftalardayken; valizim, hastane süslerim, her şeyim hazır bekliyordu. Şu an, yedeklemek adına bayılıp da hala alamadığım geceliğim ve sabahlığımın yanı sıra, hastane çantam, hala, bomboş bir halde dolabın üzerinde duruyor.

 

 

 

 

Öyle hazırlık yapacak heyecanda da değilim nedense! Eren içerideyken, Eminönü’nde hop hop süslemeler için cirit atıyordum. Şimdi halim de yok, bir renk ve konsepte karar verecek mekanizma da arızalı sanki, çalışmıyor. Belki bir gün… Doğumdan önce… Belki…


 

 

 

İsim konusunda kafamızın nasıl da karışık olduğunu paylaştım dün üniversite arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde. Sağ olsunlar, telefon rehberlerindeki isimlerden fikirler verdiler. Sırf bu değil tabi, sosyal medyada, içinden çıkamadığımız bu “isim” konusunu bilen herkes bir fikir verdi. Hepsi sağ olsun. Tek tek not aldım her birini. Bakalım ne çıkacak bahtımıza?

 

 

 

 

Yasin doğum sürecine daha hazır, daha çok çok şey biliyor ve artık doğum konusunda detaylı konuşmalar yapabiliyor. Bunda, aldığımız eğitimin çok faydası oldu. Doğum tercihlerime çok hakim. Bu gerçekten beni rahatlatıyor.

 


 

Canım Eren’im,

Bir kardeşi olacak ve o daha bunun tam anlamıyla ne olduğunu bile bilmiyor. Dünyanın en güzel şeyi olsunlar birbirleri için umarım. Çok saysınlar birbirlerini ve çok sevsinler.

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*