Aklı başına uykusu odasına

Eren, tam olarak 4 Aralık 2012 Salı gününden beri odasında uyuyor.

 

Ama nasıl?

Şöyle:

 

Akşam uyku saatinde odasına gidiyoruz, birlikte yatağa yatıyoruz, kitap okuyoruz (Bu aralar caillou serisinden gidiyoruz), suyu bitiyor su dolduruyoruz, “Anne uyusana” ya da “Baba uyusana” diyor, mutlaka söz dinliyoruz ve tabi ki gecenin bir saati uyanıp ya da eş tarafından uyandırılıp odamıza gidiyoruz, uykuya devam ediyoruz.

Sabaha karşı Eren;

 

“Babaaaaa ———— Babaaaaaaaaaaaaa —————— baabaa——– babaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa” diye sesleniyor. (İyi ki baba diyor 🙂

Ben Yasin’i uyandırıp göreve gönderiyorum. Yasin kucağında Eren’le geri geliyor.

 

Sonra 2. gece, yine aynı senaryo tekrarlanıyor, yine Yasin’i uyandırıyorum, pardon uyandırmaya çalışıyorum, Yasin, “Şşşş, bak sustu, uyumaya devam eder belki” diyor ve kendi, bizzat uyumaya devam ediyor. Oysa çocuk o ara babasına fırsat veriyor, uyanacak, yataktan çıkacak, odasına giderken yerdeki tahtalar gıcırdayacak… vs. Tabi bunların hiçbiri olmuyor, çünkü Yasin uyuyor, pardon, içinden dua ederek uyumaya çalışıyor. “Yerdeki tahtalar uzun süre gıcırdamadı”, tabi Eren kıyameti koparıyor, Yasin yaydaki ok gibi fırlıyor… Kucağında Eren’le geri geliyor.

3. gece Eren, bu sefer direk kıyameti koparıyor, benim çarpıntıdan Yasin’i uyandıracak fırsatım olmuyor, ben oluyorum ok gibi fırlayan, kararlıyım, çocuğu yatağından kaldırmadan bu meseleyi çözeceğim! “Kay anneciğim kenara ben de geleyim yanına” diyorum, kararlı, beni o yatağa almayacak. Bu sefer kucağımda Eren’le ben dönüyorum bizim odaya.

 

4. gece, yine kıyamet koparmak suretiyle ağlıyor Eren ve ben bir önceki gece gibi fırlıyorum yataktan… Bu sefer çok iddialı olmamakla birlikte yine yatağından kaldırmamak konusunda kendimden emin yanına gidiyorum.


…veee evet, beni yanına kabul ediyor şehzade Eren. Boyum bir buçuk metre de olsa, iki büklüm oluyorum onun yatağında, uyuş uyuş her yerim… Uyuyor ve ben de yatağıma dönüyorum, tekrar uyanıyor, bu sefer ben kendisini bizim yatağa kabul ediyorum derken, elde var: gözünü bizim yatakta açtığı koskoca 4 gün!!!

 

“Varsın olsun, bizim odada uyanmış da olsa, kendi odasında uyudu ya 4 gece, pes etmek yok” diyerek devam ediyoruz.

 

5. gece, Eren’in ağladığını bu sefer Yasin duyuyor ve yanına gidiyor!!! Bir daha da gelmiyor!!! Orada uyuyor uyuş uyuş… Tabi bir süre… Sonra Eren’siz yurda dönüyor!!!

 

…veeee

 

10 Aralık Pazartesi sabahı, ilk defa kendi odasında, kendi yatağında ve uyuyor buluyoruz Eren’i. 🙂 Biz uyandırdık kendisini.

Bugünü de gördüm ya, “Tamam artık, biz çözdük bu işi…” yanılgısına düşmem o kadar kolay oldu ki…

 

Hemen o gece, görümcem ve teyzem bizde, uyuyoruz tabi, Neva Abla dayanamayıp bizim odanın kapısını çaldı, haklı, duymadık çocuğu. Gittim ki nasıl ağlıyor… Sokuldum hemen yanına, bu sefer de ben dönmedim bir daha geriye. Öyyle uyumuşum Eren’le, sabah Yasin geldi yanımıza, “Yoksun” dedi, vallahi yok gibi bir şeydim zaten.

 

Bir sonraki gece, bu sefer Yasin duymuş ağladığını, kucağında Eren’le geldi;

 

Y: “Düşmüş herhalde, yerde oturuyordu gittiğimde, korkmuş…”

 

D: “Nasıl, nasıl düşmüş, kafasını vurmuş mu, sandalye koymamış mıydın yanına…?”

 

Y: “Koymuştum Derya, ne bileyim nasıl düşmüş, öyle sanıyorum yani, çünkü ağlıyordu ve yerdeydi…”

 

D: “Kafasını vurmuş mu?”

 

Y: “Uyu Derya!!!”

 

Gelelim dün geceye, dün gece bol kusmalı bir geceydi, bol derken 2 kere kustu.


1. Tam da kendi odasında bizim odaya geldiği sırada, yatağa, yastığa, yorgana… “Heh kustu rahatladı” dedik, ben tabi gecenin o saati yatak yorgan değiştirme antrenmanına başladım mecbur. Yasin’le Eren’i de misafir odasına gönderdim.

2. Misafir odasındaki yatağa, yastığa, yorgana… “Hmmm, neler oluyor?!!! Akşam yemeği yemeden bir galon su içti, ondan mı acaba?!! Neyse keyfi yerinde ya” diyerek, onları Eren’in odasına gönderdim. Saatler 03.00’ı gösterirken ben, yatakları değiştirmiş, çamaşırları yıkamış ama asamamış, bitkin ama Eren kusmadı diye huzur içinde Yasin’i yatağına gönderdim ve uyuduk.

 

Sabaha karşı (Ki, artık “Sabaha karşı” cümlesinin saat karşılığını telaffuz edemiyorum) “Annemi istiyorum” diye ağlayınca, Yasin yanımıza getirmiş, ben komadayım tabi, duymadım hiçbir şey. Allah’tan sabah uyandığında keyfi yerindeydi. Mesele hastalık olunca akan su durur, çocuk anasının yanında uyur!


Etti mi 9’da 1!!!

 

Şimdi kafam ayrı bir karışık. “Her şey taaaa o zaman başladı, Böyleydi, böyle oldu, toparladım” derken, geldiğimiz vaziyet, tam olarak beni tatmin etmiyor. 9 gecede 1 kere kendi yatağında uyanmış olması değil mesele. Mesele, biz yanındayken uykuya dalıp, uyandığında Eren’in bizi görememesi, biz duyana kadar çağrısının cevapsız kalması… Acaba bir travma yaratır mı onda? Ki, benzer bir tecrübenin bende travma yarattığına inanmışım. Terk edilmiş mi hisseder acaba?

 

Bilemiyorum ama şunu biliyorum artık galiba, kararlı olduğun zaman ve ihtiyaç anında yanında olduğun sürece, çocuk da, her şeyin yolunda olduğunu anlar zamanla. Yani umarım!

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • Merhaba Derya;
    Gözünü korkutmak istemem ama yıllarca annemle yatan (babamıda yataktan atan) kız kardeşim Fen Lisesinde yatılı olarak kalacağı ilk gün o küçücük ranzada annemi yanında yatmaya zorlamış ve başarmıştı :)) Bu çok abartı bir örnek evet ama yaş ilerledikçe sizin odanız ona normal gelmeye başlıyor bir an önce ayırmak en sağlıklısı…2 yaşında kendi odasında uyuyup sabah gözlerini kendi odasında açan Deniz Eren’le (şu an 32 aylık) maaile birlikte yatıyoruz… Sebebi de babasının bizden 4 ay boyunca ayrı bir şehirde olması… Tekrar güvenini kazandıktan sonra ki bu ay artık son bende kendi yatağına postalayacağım küçük beyi :))

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*