Anne olmaya HAZIR olmak!

Yoğunsun.

O kadar çok yapman gereken şey var ki, planlı olmak zorundasın, yoksa yetişemezsin!!!

Bir yandan koşu bandına çıkmışken, benim gibi haftanı programlamaya çalışabilirsin.

Kahvaltıyı hazırlarken ayağınla topa vurursun, bir de Eren’e (Ya da seninkine işte) gol atarsın.

Yumurtayı çırparken sol elin de boş durmaz, peynirleri tabağa yerleştirir, o bitince zeytinleri… Salatanın zeytinyağını da sol el halleder, sağ el ise, yumurtayı çırpmayı bitirmiş, tavaya döküyordur çoktan. NOT: Bir de blog tutuyorsan, tüm bu yaptıklarını bir gün yazabileceğini de hayal etmelisin. E o vakit fotoğraf şart! Fotoğraf çekmelisin.

 

 

Yani sen bir şeyler yaparken, yine sen, mutlaka bir şeyler yapmak zorunda kalırsın. Evet, bu olabilir bir şey, hatta günümüz annesinin sıradan bir günü, böyle geçiyor olabilir.

 

 

“Olamaz” olan ise, sağ elinde çocuğun varken, sol elinde (Örneğin) telefon olmasıdır. Çocuğa top atmaya benzemez bu. Yukarıdaki gibi, kahvaltıyı hazırlarken yaptığın oyalamadan çok başka bir şeydir çünkü. Telefon seni içine çeker, o akıllı telefon var ya, aklını alır, ki çocuğunun ihtiyacı olan bizzat dikkatindir.

 

 

Sanırım kaliteli zaman, kendini tamamen çocuğuna bıraktığın zamandır. O an oyun oynamak ya da bir “aktivite” yapmak istemiyor olabilir.

 

Sadece yan yana oturuyor bile olsanız, hiçbir şey yapmadan, sorduğu bir soruya gözlerinin içine bakarak cevap verebilmendir herhalde. Aklındaki onca ağırlığı kenara bırakabiliyor musun bakalım?! Sanırım çocuklar, bizim aklımızdaki çuvalla düşünceyle, gelecek planlarıyla huzursuzlar, onları bir kenara bırakmamızı, kendileriyle o halde ilgilenmemizi dilerlerdi herhalde net ifade edebilselerdi.

 

Zaten çocuklar, net ifade edebilecekleri döneme kadar, onların yerine her şeyi biz düşünmüyor muyuz? “Hımm ağlıyor, aç, ilgiye ihtiyacı var” vs. diyor ve uygulamaya geçiyoruz ama azıcık kendi kendilerine oyalanabildiklerinde, biz de iyice kapanıyoruz kendi kafamızın içindeki odaya.

 

Ben Eren’le uzun zamandır kaliteli kaliteli vakit geçiremediğimi düşünüyorum. Kafam dolu, kafam Eren’le de dolu olsa, dolu işte, şu “an” da değilim, başka yerdeyim. Yine Eren’i düşünüyorum ama gözümün önündeki çocuk aslında o. Neden 3 yaşı ve daha sonrası aklımı bu kadar kurcalıyor? Bilemiyorum ama şunu biliyorum, 3 yaşı, yarını, ötesini düşünürken, “Zaman ne kadar da çabuk geçiyor, kocaman oldu” derken buluyorum kendimi.

 

İç ses: Yahu kocaman oldu da, başka evde olmadı ki bu çocuk. Dip dibesiniz, kaçırmasana…

 

Öyle de…

 

Öyle değil işte.

 

Osho (Çocuk) diyor ki:

Bilinçsizce kendi kopyalarını yeniden üretip duruyorsun.

 

Önce düşün: Şayet bir çocuk doğurursan dünyaya bir armağan sunuyor olacak halde misin? Dünya için bir kutsama mısın yoksa bir lanet misin?

 

Ve sonra düşün: Bir çocuğa annelik ya da babalık yapmaya hazır mısın?

Koşulsuz olarak sevgi vermeye hazır mısın?

Çünkü çocuklar senin aracılığınla gelir ama sana ait değildir.

Onlara sevgini verebilirsin ama onlara fikirlerini dayatmamalısın.

 

Onların kendi tarzlarında çiçek açmasına izin verecek misin?

Onların kendileri olmasına izin verecek misin? Eğer hazırsan o zaman tamam. Aksi taktirde bekle; hazırlan. İnsanla birlikte yeryüzüne bilinçli evrim gelmiştir. Hayvanlar gibi sadece bilinçsiz bir şekilde üreme. Çocuk sahibi olmayı istemeden önce şimdi hazırlan, daha çok meditasyon haline gir, daha sessiz ve huzurlu ol. İçindeki tüm nevrozlardan kurtul. Tamamıyla temiz olduğun anı bekle, ondan sonra bir çocuk doğur. O zaman çocuğa hayatını, sevgini ver. Daha iyi bir dünyanın yaratılmasına yardım edeceksin.

 

Hamileyim. Kürtaj yaptırmaya karar vermiştim ve bu karardan memnun olduğumu düşünmüştüm ama o zamandan beri bunu ne zaman düşünsem üzülüyorum.

 

Bu, anlık bir üzüntü olacaktır. Eğer bir anne olmak istersen o zaman daha büyük sorunların içine girmek istiyorsun demektir çünkü bu bir kez çocuk olduktan sonra kolayca çözülebilecek bir mesele değildir.

 

Anne kendi gelişimini sağlayamaz, çalışamaz; çocuklara bakmak zorundadır. Ve sonra da zorluklar başlar. Bir kez kendi gelişim işini bitirdikten sonra bu son derece iyidir. Bir çocuk boş zamana ait bir şey olmalıdır, o en son lüks olmalıdır. O zaman anne olmanın tadını çıkarabilirsin, aksi taktirde bu karmaşa  yaratacaktır. O yüzden sen karar ver. Seni kimse zorlamıyor, bu senin kararına kalmış: Eğer bir anne olmak istiyorsan, o zaman bir anne olmak istiyorsundur. Ancak o zaman sonuçlarına da katlanırsın. İnsanlar dünyaya bir çocuk getirmek istediklerinde ne yaptıklarının farkında değildir. Aksi taktirde kürtaja üzüleceklerine bunun için üzülürlerdi. Her iki olasılığı da sadece düşün: Çocuğa ne vereceksin? Çocuğa verecek neyin var? Onun varlığına kendi gerginliklerini yerleştireceksin ve o seninkiyle aynı türden bir hayatı tekrar edecek. Psikanalizciye gidecek, psikiyatra gidecek ve tüm hayatı boyunca bir problem olacak. Tıpkı herkese olduğu gibi…”

 

Osho, okuduktan sonra derin düşüncelere daldıran sözler söylüyor kitaplarında. Çocuk ile ilgili yazdığı bu kitapta da öyle. Osho’nun cesaret gerektiren onca sözü var, büyük cesaret, “anne ol ama olma”ya çıkıyor söylemleri bazen. “Sen doğurdun ama senin değil” diyor vs.

 

Kafam karışık.

 

Eren’e kendimi bıraktığımda çok eğleniyoruz. “Etraf dağılacak, orası burası pislenecek” kaygıları taşımadığım zamanlarda, (ki bu anlamda çok rahatım) her şey hayal gibi. Biraz kaygı dolu olayım, gerginleşeyim ya da misafir gelecek ve Eren, temizlediğim her yeri bir bir kirletiyor olsun, işte o zaman çok tahammül edemeyebiliyorum, oysa kirlenen yerin ne önemi olabilir ki?

 

…ya da bir işimi halletmem gerekiyor ama zaten okula giden çocuğum evde, yani o vakit ona ait olmalı ama ben iş halletmeye çalışıyorum ve benimle oynamak istediğinde 15 dk. sonraya erteliyorum. İyi de, o okuldayken halledebilirdim işimi. Vicdan giriyor işte devreye.

 

Harika bir şey yapıyor ve ben elimde telefon, o anı saklamak adına fotoğrafını ya da videosunu çekiyorum. İyi de, bu çocuk büyüdüğünde videoyu mu seveceğim?!! Bilemiyorum, video gibi belgeler, anıları kurcalamak istediğinizde ne kadar da güzel oluyor aslında ama işte kafam karışık.

Mümkün olduğunca az sosyal medyacı olup, mümkün olduğunca fazla sosyal anne olabilir miyim acaba?

Sosyal dediğim; telaşsız, yavaş… Çocuk telaş istemiyor ama okula geç kalacak olsun mesela, nasıl da telaşa kapılıyoruz, acele acele, darmadağınık çıkmaya çalışıyoruz kapıdan. “Amaaaan geç kalsın, gitmesin, bugün de evde oluruz, birlikte vakit geçiririz, parka bahçeye gideriz…” diyecek kadar, her an hazır mıyım onunla olmaya… Yani o gün işi gücü kenara itip kendimi adamaya!? Gerçekten karışık. İşi gücü kenara itmek mesele değil, aklımı boşaltabilir miyim, çocuğumla olacağım vakitte oyuna adapte olabilmek ve orada olduğumu ona hissettirebilmek için…!?

 

Buyurun bugünün çorbası. Afiyet olsun, midenize oturmasın.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*