Annemi bırakabilir miyim?

 

 

Bu aralar sık sık, her şeyin alışkanlıktan ibaret olduğunu söyleyip duruyorum, “her şey” dediysem, günlük olaylar; beslenme şekli, yemeği pişirme şekli, çamaşır yıkama şekli, parayı harcama (… vs) şekli bile.

Yoksa öyle uzun uzadıya düşünüp, analiz yapacak ne fırsatım var zaten ne de halim.

 

Şimdi Yasin’e bakıyorum, cips, kola ver canını ye… Tamam, normal yemek de yiyor ama kuru fasülye, pilav, hele hele patates kızartmasının dışındaki tüm yemekler onun için sadece karın doyurmalık, diğerleri ise keyiflik… Yani öyleydi, bu işin alışkanlık meselesi olduğunu çözene kadar ben. Şimdi, sebzeyi seven, bol yeşillikli salata yiyen, damağı bu tatlara alışan bir adam…

 

Kendime gelince, her hareketim sanki annem, hık demişim burnundan düşmüşüm. (Çok da şaşılacak bir durum da değil hani)

 

Geçenlerde blogger annelerle bir araya gelmiştik. Çamaşırdı, deterjandı konuşurken BlogcuAnne Elif ve SlingoMom İrem “İyi de neden ön yıkamalı yıkıyorsun ki? Ön yıkamasız, hem enerji tassarrufu, hem deterjan…” dediler.

 

Bunları konuşurken, içimden kendime sordum “Neden ön yıkamalı Derya?” “E çünkü annen hep ön yıkamalı yıkardı da ondan cicim”  Ön yıkama bölümüne deterjan ve biraz da leke çıkarıcı, ana yıkamaya ise sırf deterjan. Hele beyazlar söz konusuysa ön yıkamaya, deterjan, çamaşır suyu, leke çıkarıcı bir diğer ürün… O beyazlar bir gece makinede bekler ve sabah düğmeye tekrar basılır, kar gibi beyazlaaaaar:)

 

Şimdi bunu yıllarca böyle görünce, başka türlü temizlenmeyecek sanıyor insan ki annem olsa, şimdi tek yıkamalı makineyi çalıştırdığımı görse “Yok yok, ön yıkamaya da koy, olmaz, iyi temizlenmez” derdi herhalde…

 

Yemek pişirirken, illa o soğan, o domates ölecek, sebze tencereye öyle girecek. NEDEN? Şart mı? Yasin soğanı, domatesi tazeden koyuyor sebzenin üzerine, o yemek de müthiş oluyor (Ya da ben, o yemek yaparken kılımı kıpırdatmadığım için her şey harika…). Annem soğanı, domatesi öldürüyordu ya, bitti arkadaş.

 

 

Bir gün annem ablama demiş ki “Elinin ve ayağının altında sürekli bir bez olsun ki, birikmesin pislik!!!” Ablam da buna takık mesela. Bize ne zaman gelse, özellikle mutfakta, yerde bir bez, elinde sürekli bez, önüne çıkanı silip süpürüyor.

 

 

Ben soğuk severim, ama evlenip de şimdiki evimde oturmaya başlayınca, donarak öleceğimi düşünmeye başlamıştım. Ev buuzzz… Yasin ayaklarıma, karnıma ve burnuma yakın yerlere sıcak su torbası koymuştu, battaniyenin altında titrediğimi hatırlıyorum. Alışkanlık öyle bir şey işte, şimdi aynı evde atletle, bazen ince bir hırkayla dolaşıyorum.

 

 

İnsan nelere alışıyor, bu saydıklarım da laf mı? ama alışkanlıklarımız ne kadar da sahibimiz olmuş.

 

Sürekli annemin- babamın elinde sigara görerek büyüdüm, evcilik oyunlarımda mutlaka bir kalem, benim sigaram olurdu, kalemi püfürdetirdim; dışarıdan eve geldiğimde, komşularla bizim salonun atmosferine bırakılan, havada asılı kalmış duman bulutunun içinden geçerek anneme ulaşabilirdim. Sonra elimde sigara görünce babamın-annemin kızmasına anlam veremedim, korktum ama anlam veremedim. Onlar da öyle öğrenmişlerdi ama, “büyüğün yanında sigara içmek ayıptı ve tabi ki zararlıydı”, ” iyi de ben bebekliğimden beri o zararın içinde yüzüyorum”, demedim.

 

“Kötüleri bırakalım, iyileri tutalım” diyecek bir mekanizmamız da yok ki, hele belli yaşlarda, farkında olmadan, iyi- kötü ne varsa aldık annemizden- babamızdan. Şimdi fark etmişken “ben bırakayım” dedim.

 

Yapabilir miyim acaba?

 

Bilemiyorum…


 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*