Benim kocaman bir oğlum var

Evet, başlık, Pepe’nin “Benim kocaman bir babam var, o bizeeeee çooook güzel bakaar” adlı parçasından devşirmedir. Beni bu hallere Eren Taşdiken getirmiştir!

 

Eren artık kocaman oldu sanki. Daha dün, “Kendi yatağına nasıl olur da alıştırırız…?” diyordum, şimdi kendi yatağında uyuyor, orada uyanıyor, gece uyandığında canı isterse yanımıza geliyor, yalnız da gelmiyor: 5 araba, 2 emzik, 1 biberon… Geçen gece puzzle vardı kucağında, onu taşıyacağım diye biberonunu feda etmiş, benden istedi, o raddedeyiz yani. Bir kere de 3 araba, bir puzzle, gelince, gecenin karanlığında biberonunu göremedim ben de, “Bir de o kadar kalabalığa nasıl taşısın yavrucak?!” diye düşündüm, tam almaya gidiyordum odasına ki, koltuk altına sıkıştırmış meğer, uğraştırmadı beni sağ olsun.

 

 

 

Gelelim dün geceye; Yasin’le ikimizin aynı anda uyandığı bir saatte, ayak sesleri duymaya başladık, Yasin “N’oluyor?” diye panikleyince ben iki katı panikliyordum ki, “Pat pat pat” Eren efendi gösterdi kendini, ne mız mızlanma, ne ağlama, gayet cool, sakin… Benim tarafıma geldi, bu demek oluyor ki “Beni yatağa sen çıkar anne!”, ikiletmedim, kucakladığım gibi aramızdaki yerine yerleştirdim. Zaten nereye bıraksan gelip aramıza yerleşir.

 

 

 

Sonra bana döndü, elini yanağıma koydu, bir de sıvazlamaya başladı… Gel de uyu…

 

 

Kocaman oldu; özellikle uyku hallerinde kocaman bir adam gibi.

 

 

Uyanıkken de sanki…

 

 

“Fotoğrafını çekebilir miyim?” diyorum, “Tabi ki” diyor, gel de yeme!

 

Artık kendi kendine, uzun uzun, yer yer konuşa konuşa oyun oynuyor.

 

 

 

Kitap okumak (Pardon kitap okutmak), artık onun için su içmek gibi bir şey ve bu benim çok hoşuma gitse de bazen, yani artık Caillou’nun buz pateni öğrendiği kitabı okumak istemeyebiliyorum, Yasin evdeyse ona paslıyorum. Yasin yoksa, başka kitaplar çıkarıp (Okumaktan en çok keyif aldığım tabi), onları cazip hale getirmeye çalışıyorum. Baktım olmuyor, zor kullanıyorum!!! “Kitabı okuyan benim ve ne okumak istediğimi seçme özgürlüğüm olmalı!!! Mesela ben bu akşam ‘Burun’ okumak istiyorum. Sen Caillou’nun buz pateni kitabını okuyabilirsin…” deyip posta koyuyorum. Bazen yiyor, bazen ettiğim lafı afiyetle yediriyor. İdare ediyoruz işte…

 

Bazen de dedeye paslıyorum…


 

 

Gazeteye de sardı! İyidir iyi...

 

 

Baba-oğul daha çok vakit geçiriyorlar mesela. İki arkadaş gibi…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

En son Caddebostan Sahil’e gittiğimizde, denizin dibine kadar gidip ellerini taşın üzerine koydu, gözleri daldı uzaklara filan… “N’oluyor arkadaşım, çocuksun sen çocuk kal!”

 

… veeee özüne dönüyor en nihayetinde

 


…yine cıs tutuyor, tabi bu sefer 2 yaşında ve 15 kilo bir çocuğu cıs tutuyor ve tahammül edilmesi zor bir durumla karşı karşıya kalıyorum. Kalkıp kalkıp balıklama stilde olmak şartıyla üzerime atlıyor, bıraksam ayaklarımdan başlayıp kafama kadar koşacak, göbek bölgesine geldiğinde de zıplamaya başlayacak, ne de olsa daha yumuşak ve esnek… “Oğlum burada bebek var” diyorum, kendi göbeğini göstererek “Burada da bebek var” diyor. “Ne olmuş yani, seninki bebek de benimki göbek mi…?” der gibi. Diyemiyorum ki “Evet, oğlum seninki göbek! Benimki ise, önümüzdeki 32 hafta bebek! Anlaşıldı mı?!!!”

 

 

Neyse, o bana karşı taarruza geçtiğinde, kollarıma ve ayaklarıma büyük iş düşüyor. Zira ancak onlara kuvvet koruyabiliyorum kendimi. Daha ne kadar koruyabilirim bilmiyorum ama öte yandan da bu hengamede acayip eğleniyorum, hatta gülmekten kollarımdaki gücü yitirecek gibi oluyorum.

 

 

En güzel tarafı da bu; onu cıs tutuyor, beni kahkaha…

 

 

Ne mutlu bana 🙂

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • Çok güzel yazı olmuş. Hayırlı olsun yeni gelişmeler.
    Bebek beklediğini bilmiyordum Allah tamamına erdirsin. Hayırla sağlıkla kucağına al inaşllah

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*