BlogNOT: Ben havuza düüüüştüm cupp diye

Dün Yasin’lerin sete gittik, Riva taraflarında kocamaaaaan bahçesi olan bir evde çekim yapıyorlardı. Hava güzel olunca o kocamaaaan bahçe Eren’le benim için kaçınılmaz oldu…

 

 

 

 

Hem babanın dibinde, hani tuvalete gidecek olsan, babasına bırakır gidersin, öyyyle rahatlıkta bir pazar günü geçirecektik.

 

 

 

Bu kocamaaan bahçenin içinde bir de yüzme havuzu var. Yasin daha yolda giderken “Aman canım, havuz çok derin, Eren’e çok dikkat edelim” demiş, benim ayarlarımı yapmıştı.

 

 

 

Daha gider gitmez çıktığımız küçük keşif turunda Eren havuzu gördü ve koşarak yanına gitti, ben peşinde, “Bak Eren, havuz derin tatlım ve sadece benim elimden tutarak yaklaşabilirsin. Anladın mı?”

 

 

 

Eren: Hııı hıııı…

 

 

 

Anlaştık ve havuzun çevresinde aşağı yukarı 9 tur attık, bu sırada havuzu çerçeveleyen mazgalların üzerine bile bastırmadım, bazen onlar içeri kaçıyor, basınca kırılıyor filan, korktum.

 

 

 

Yani bir sakatlık olmadan keşif gezisine bahçenin diğer alanlarında devam ettik.

 

 

 

Sonra beklenen oldu ve ben tuvalet ihtiyacımı giderebilmek için imdat çağrısı yaptım, Yasin’e malı teslim edip yolumu tuttum. Geldiğimde, Eren eğilmiş, elindeki dalı havuza sokuyor, Yasin de başında bekliyor ama bu duruş, çocuğun havuza düşmesine engel değil, boğulmasına engel olacak tarzda. Baktım ki, onlar öyle mutlu, ben de “Dır dır” etmeye başlayacağım “Ama öyle olmaz, düşer bu çocuk…” vs. diye, “İyi o zaman ben şu tarafa geçip bir kahve içeyim” deyip kaçtım, uzaklaştım olay mahallinden.

 

 

 

 

 

 

Kahvemi sipariş etmemle bir “Hiiiiii” sesi duymam bir oldu, bekledim, benim için asıl önemli olan Eren’den nasıl bir ses geleceği idi ve Eren efendi kıyameti kopardı, bir yandan ağlıyor, bir yandan üşüdüğü zaman çıkardığı sese benzer bir ses çıkarıyor, o sesi iyi tanıyorum, ilk olarak banyoda soğuk suyu açtığında tanışmıştık. Ben koşuyorum ama sanki bir türlü varamıyorum.

 

 

 

… ve Eren= sudan çıkmış sarıkanat da denebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğilmiş oynarken, suya yumuşak bir düşüş yapmış, Allah’tan çarpma etme yok. Zaten kıyafetleri paraşüt gibi açılmış, Yasin de anında ensesinden tuttuğu gibi çıkarmış kedi yavrusunu. 🙂

 

 

 

 

İlk şoku atlattıktan sonra ufak ufak gülmeye ve bozuk plak gibi “Anne ben havuza düştüüüüm” demeye başladı.

 

 

 

 

“Oğlum eğlenceli miydi? Korkunç muydu?” diye sorduğumda bile “Anne ben havuza düüüüştüüüm” diyordu ve bunu kimse bir şey sormasa da herkese tek tek söylemeye devam etti, “Ben havuza düştüüüüm, şaap diye düştüüüm.”

 

 

 

 

“Ben havuza düştüüüüm cuuup diye düüşşştüüüm”

 

 

 

 

Eren işin eğlence boyutuna geldiğinde kıyafetlerinin ağırlığından yürüyemeyecek durumdaydı. Ben ise, o çizmeleri nasıl kurutacağız diye karar kara düşünüyordum.

 

 

 

 

İnsan çocuğuyla evden çıkarken yedek kıyafet, yedek bez vs alır ama “Acaba bugün denize düşer mi?” diye geçirmez aklından, yedek ayakkabı, yedek mont almaz.

 

 

 

 

Allah’tan düştüğünde, üzerinde montu yoktu ve yine Allah’tan, konforlu, hatta çok konforlu bir yerdeydik. Kocaman bir ev, karavan, sobalar, elektrik kesilse koca kamyon jeneratör…

 

 

 

 

Önce sobalı odalardan birinde Eren’i tamamen soyup sıcak sıcak giydirdik, sonra karavana taşıdık, bu arada kıyafetleri bahçenin çeşitli yerlerinde asılı, sularından kurtulmaya çalışıyor.

 

 

 

 

Set kuaförü beyefendi Eren’in saçlarını kurutmaya çalışıyor, bir yandan tanımadığım başka bir çocuk Eren’in çizmesinin içine fön makinesini sokmuş kurutmaya çalışıyor, sanırım makyöz arkadaş da ona yardım ediyor, ben şaşkın…

 

 

 

 

Bu vesile ile, Eren’in saçlarını bir parmak kesti de kuaför abisi, onu zapt edebilmek için mecbur telefondan çizgi film seyretme hakkımızı kullandık.

 

 

 

 

Falan filan…

 

 

 

 

Hangi yıldı hatırlamıyorum ama, inanılmaz şiddetli bir yağmur yağmıştı bir yıl. Bahar yağmuruydu ve biz de arkadaşlarımızla Koşuyolu’nda bir kafede oturuyorduk. Yağmuru görünce dışarı çıktık ve Koşuyolu Parkı’nda sırılsıklam olana kadar ıslanmıştık. Pantolonumun ağırlığından yürüyemediğimi hatırlıyorum. Arkadaşımın evine gidene kadar kas yapmıştı bacaklarım. Müthiş keyifliydi.

 

 

 

 

Hatırlayınca o keyfi, “Eren iyi ki düştü havuza ve iyi ki Bebek Parkı’nda böyle eğlendi” diyorum. Ne mutlu ona ve bunu yaşayabilene…

 

 

 

 

İşte böyle…

 

 

NOT: En son paylaştığım fotoğraf haricindeki tüm fotoğraflar ve video, Fotoğrafçı Emre Öncü’ye aittir.

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*