BlogNOT: Nerelere gideyim nasıl edeyim…?

İnsanın doğurduğu canlıya bakarken içinden geçirdikleri ne ilginç, şöyle sesli sesli düşününce.

 

 

“Vay anasını, bunu ben doğurdum.”

 

“Doğurduğum çocuğa bak, dil pabuç gibi”

 

 

“Anaaaaam ne dedi?! Yok ısırcam bu sefer, dayanamıyorum (İç ses: Saçmalama, çocuğa kötü örnek olma!!!) Amaaaaan ısırcam…”

 

NOT: Bu ısırma planlarımın hiçbirini henüz gerçekleştirmedim. Ağzımın suyu, aktığıyla kaldı…

 

 

… ve bazen de çok sessiz, sadece izlemek… Gözlerim doluyor, sadece izliyorum seni, sen de sadece oyun oynuyorsun aslında ama oturup ağlamak istiyorum…

 

 

Anne olmak ne değişik bir şey… Senden bir tane daha yolda geliyor, düşünemiyorum halimi.

 

 

Canım Eren,

 

Camın önünde duran kutuyu yerde görüp “Ama bu buraya ait diiiil” deyip, yaşına başına bakmadan bir de kutuyu camın önündeki yerine (Ait olduğu yere) götürüp koydun ya, beni/bizi olduğumuz yere mıhladın yavrucuğum.

 

 

Bu gibi davranışlar bünyemizin alışık olduğu şeyler değil, haliyle sarsılıyoruz babanla.

 

 

Bir de bu aralar her cümlen; “Dur, daha işim bitmedi”, “Anne dur, topumu alııiim”, “Dur, önce kapiıı kapatiııım” gibi “DUR” kaynıyor. Bunun müsebbibi ben olduğum için, durum benim tarafımdan daha karmaşık. “Acaba bu çocuk benden daha neler aldı da ben henüz göremiyorum?!! Hımmmm, bazen sesimi filan yükseltiyorum… Acaba? E bazen de agresif oluyorum… Hımmmm” gibi paranoyalar dolanıyor kafamda.

 

 

Bak bir “DUR” dedin, beni yine bitirdin görüyor musun çocuğum?

 

 

Büyüdüğünde bu yazdıklarımı okursan, “Yahu ne yaptıysak yaranamamışız arkadaş… Ok desem, ‘Acaba …ok mu demek istedi de dili dönmedi? Nereden duydu da dedi?’ diye kuracakmış annem meğer, nasıl bir potansiyel bu?” diye düşünebilirsin ama ben buraya destan yazsam o potansiyeli sana açıklayamam. Belki ilerde senin de çocuğun olduğunda, bir benzerini eşinden işitirsin, o zaman “Heee, demek bu anne olmakla ilgili bir şeymiş…” dersin, belki… Bilemiyorum.

 

Geçen gün, baban araba kullanırken önümüze “Atlayan” bir taksi nedeniyle ani frene basmak durumunda kaldı, azıcık da korna. Hepsi bu kadardı! Sonra bir ses duydum “Gerizekalı”, dedi ses. “Ge-ri-ze-ka-lı”, “ka” sesi kesinlikle yumuşak değil, “Kafa” kelimesindeki “Ka” sesinin tıpkısı. Neyse işte, babanla aynadan birbirimize baktık, “Duydun mu?” dedi Yasin. Duymak ne kelime, beynimin derinliklerinde harf harf analize aldım resmen kelimeyi. “Nereden biliyor bunu?” Ya ben ya Yasin trafikte kullanmışız belli, öyle bir anda söyledi ki, Yasin de, ben de öyle bir fren anında daha önce ağzımızdan kaçırmış olabiliriz. Yok yok muhakkak kaçırmışız ki, çocuk öğrenmiş, yoksa nereden duyacak…”

 

 

… ve cümleleeeer cümleleeeer, sabah uyanır uyanmaz şarkılar söylemeler…

 

 

Galiba bu ara en çok canını sıkan şey, şöyle ağız tadıyla boğuşamamamız. Normalde üstüme atlayıp zıplayabiliyorken, şimdi ben kendimi, karnımı senden korumaya çalışmaktan, sen bana ulaşamamaktan yorgun düşüyoruz ve çocuğum emin ol ben de geriliyorum. Zira bu boğuşma, hoplama zıplama benim de keyif aldığım bir aktivite; hem sen enerjini boşaltıyorsun hem ben. Bu ara, yani birazcık daha idare edeceğiz artık.

 

 

Seni seviyorum Canım Eren’im…

 

 


 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*