BlogNOT

Hafta sonu ve takip eden günlerde, Eren'le, belgelenmesi şart olan şeyler yaşadık. Canım blog güzel blog iyi ki varsın blog, sen olmasan bu can alıcı olayları nereye not ederdim? Hele okuma yazmayı söksün, bir bir okutacağım bunları ismi lazım Eren'e.

 

 

Hafta sonu bitti, hala yaşıyorum. 

 

Bunu da, dedenin evinden uzaklaşmamaya bağlıyorum. Bütün gün, dışarda, sokak çocuğundan ötede bir yerde, çıplak ayaklarla, ayaklarının altını geçtim üstü bile simsiyah olana kadar, zaman zaman altında sadece bir bezle çıplak gezinebildiği özgür mü özgür bir hafta sonu geçirdi ve ben, o tam da bu halleri yaşarken, balkonda kitap bile okudum, bir ona, bir sayfalara baka baka. Keyif bile yaptım yani. Evi temizledim, karşı komşu Banu çıktıkça ben içeri girdim, birkaç iş hallettim. Epey verimli geçti hafta sonu hem kendim, hem Eren hem de ev halkı adına (Evi temizlemem sadece bana fayda sağlamadı elbet).

Karşı komşu ve artık meşhur olan Emir'in hakkını da yememek lazım. O evde olmasaydı, Eren'le, üstelik eğlenerek oynamasaydı, Eren sokakta da olsak affetmez, üzerime tırmanırdı. Hee bunu hemen yapmazdı da, iki kamyonunu sürüp, bisikletin tepesine çıkıp, topa ayak ve elleriyle saldırdıktan sonra bir de bana el atardı. Emir ve diğerleri sağolsun yapmadı. 

 

Heee bu arada komşularla Türk kahvesi içtik bizim balkonda, süperdi valla…

 

 

Akşam Eren'i banyoya soktum, üzerini giydirip, karşı komşu Banu'nun ikram ettiği meyvelerden yemeye gittik. 

 

Karşı evin meyvelerine tehditkar bir bakış fırlattıktan sonra kayısıya "padades" diyerek, bir ısırık alıp alıp geri koyarak, kirazları da çekirdekleriyle çiğnemeden denecek kadar hızlıca yuttu. Tüketim toplumunun tüketim çocuğu. Kısa zamanda çok yol aldı ve kirazlar bitmeye yüz tuttuğunda benim yanaklar da azıcık kızarmaya başladı, Banu içeri gidip, sanırım evlerinde kalan tüm kiraz mahsülünü de Eren'in huzuruna getirdi. Biz baktık Eren yedi…

 

Yine aynı gün, Eren kakasını yaptı, kokusu henüz bana ulaşmadığından durumdan bihaber mutfakta iş yapıyorum. Bez, kakanın ağırlığına dayanamamış olacak ki poposundan sıyrılmış, Eren de meraklı gözlerle içeriyi inceliyor, ne var ne yok kontrol ediyor. Tez vakitte koku burnumdaki yerini aldı ve ben "Kaka" dedim, Eren "Töööööpte"… "Ne köftesi oğlum, davranma, yenmez o!!!" (Eliyle köfteye, pardon kakaya hamle yapınca). "TöööööPPPTEEEE" diye bağırmaya ve ağlamaya ve ısrar etmeye başlayınca "Töööööpte değil ÇÖPTE mi diyecektin annem? aaaaaaaa" diyerek bezi, tarihin tozlu poşetine sararak kapının dışına koydum. 

 

 

O kakaya afiyetle hamle yapmadan engel olabilmiş olmanın verdiği gurur ve mide bulantısıyla konuyu değiştirdim. Eren unuttu gitti, ben hala olayın şokunu atlatamadım. Ya yeseydi?

 

Bir de iyi tarafından bakmak lazım, en azından o köfte gibi faydalı bir besine benzetti, annesi gibi çikolataya benzetmedi ve onun yanında annesi vardı, duruma el koydu. Annesi çikolatayla başbaşaydı, annesinin annesi içeride perde dikerken olay cereyan etmişti ve artık her şey için çok geçti. Iyyyyyyyyyyykkkkkk.

 

Sevgili blogNOT, sana anlatmadım ama geçenlerde de, tuvalete oturttuğum Eren bir damla icraatta bulunmadıktan sonra bezini de taktırmadı. "Tamam" dedim, çocuk bezi istemiyorsa zorlamamak lazım ama değil mi? Öyle geziniyordu dedesinin evinde ve "Kaka" demesiyle salonun orta yerine s.çması bir oldu. Hatta ona da davrandı da engel oldum. Çekirgenin ikinci hamlesi de sonuçsuz kaldı. Orayı temizlerken, eskiden köpeğimin  kakasını temizlediğim günler geldi aklıma, elimde poşetlerle gezer, öbek öbek toplardım. Yine öyle yaptım.

 

Eren'e NOT: Sevgili oğlum, gün gelir de bu yazıyı okursan kusuruma bakmayacaksın artık, çok dolmuştum. E ben de iç işlerinde ve dış işlerinde bağımsız bir bloggerım bugüne bugün. Alınmaca gücenmece yok. Çok gıcık olursan, arkadaşlarına, annenin bir blog tuttuğunu, hatta burada seninle ilgili tüm yaşadıklarımızı çarşaf çarşaf yazdığımı anlatıp, bir de sen afişe etmezsin kendini olur biter. Ya da bana nasıl tuvalet eğitimi verdiğini anlatmak istersen www.markaanne.com'a tıklat, sen bilirsin. Hadi baay

 

 

Bu b.k bahsini kapatalım.

 

 

Dün akşama gelelim;

 

Eren ne de olsa kendi yemeğini kendi yiyor diye, önüne koydum akşam yemeğini, alt tarafı bir su bardağını bulaşık makinesine koyup, yemeğin sarımsağını doğrayacaktım. İçeriden gelen sesten anlıyordum ki çocuk sakin sakin yemeğini yiyor. Sonra bir sessizlik hakim oldu, "Anaaaaaam bir şey oluyor" diyemeden, şangır mandır gürültü koptu, tabak yere, yemek de yere… İç sesim kısıldı: Ağlamak istiyorum diyemedi.

 

 

Sakinmiş gibi bir tavır takınarak ve her şey yolundaymışçasına, "Ne olacak canım, en pratik, çorba kaşığı ile doldururum tabağa, oradan da çöpe, hem ocakta semizotu da var, aç kalmaz en azından…" diye kendi kendime konuşarak yemeği topluyordum ki tabağa, Eren yerdeki tabağı göstererek ağlamaya "Yemeeeeeeeeeeeeeeq" demeye ve beni duymamaya başladı, oysa dinlese; aç kalmayacağını, o yerdekinin artık ÇÖPPPPPTEEE gibi bir şey olduğunu anlatacaktım. Dinlemedi, ben daha oraları tam temizleyememişken yağlı yere sandalyeden mecburi iniş yaptı, elimdeki kaşığı kendi kaşığının gücüyle birleştirerek yemeye başladı yemeği. Allah'tan yerleri yeni temizlemiştim ama fark eder mi, yer yerdir, yemek de yerden yenmez arkadaş. Gel de bunu açlıktan gözü dönmüş Eren'e anlat. Yok, anlatamazsın.

 

 

 

 

Üstelik masada otururken yemediği patlıcanları yalana yalana yedi, hani şu yere düşen tabaktan. Ne farkı var? Ne oldu da patlıcanlar çok leziz oluverdi? Cidden merak ediyorum. Üzerine dökülenleri de yine çift kaşık kullanmak suretiyle temizlemeyi ve yine yemeyi ihmal etmedi.

 

"Yemeyen çocuk çok zor" diyorlar hep, bilmiyorum tabi, Eren hep çok iştahlıydı çünkü. Kayınpederim Yasin'e "Sen çok iştahlıydın ama Eren senden daha iştahlı" dedi bir gün. Umarım ileride kilo problemi yaşamaz, zira "Göbek her yaşta göbektir" derdi Hülya Sonugür.

 

 

Öyle işte BlogNOT…

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • oh oh maşallah afiyet bal şeker olsun Eren kuzuya valla süper kareler bunlar Eren buyudumu ne hisseder bilmem amma bu anıları bırıktırdığı için annesine çok teşekkür edeceği kesin Rabbim korusun maşallah 🙂

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*