Dök içini rahatla yazısı…

Anne olduktan sonra sosyal çevremin değişmesi ve ulaşım araçları dahil birçok noktada yaşadığım sorunlar hızını kesmeden devam ediyor. Sadece birebir çocuğunla evde geçirdiğin zamanda değil, sokakta, her adımında, eğer çocukluysan arızalıymışsın gibi…

 


 



Aslında bal kaymak tarafları da var tabi, sırf çocuklusun diye koşup pusetin bir ucundan tutanlar,
daha “anlayışlı” olabilenler, hamileyken göbeğinden kelli sana yol, sıra, masa, sandalye hakkını
verenler… vs. Bunlar tabi insani şeyler, gülümsetiyor.

 

 

 

 

 

Taksi
Mesela, cocuktan önce sıkıntı yaşamayacağın “aynı taksi” ye bir de çocuğun varken bin, bak neler oluyor… Bir kere adam otomatik olarak geriliyor. Üzerine emniyet kemeri takmak istersen, küfür et daha iyi aslında onun için, hele bir de çocuğunun ağlaması tuttuysa, üzerine bir de taksiden inerken ışık hızına ulaşamıyorsan… Sen var ya öl daha iyi. Çocuktan önce sıkıntı yaşadığın taksi şoförleri sayılıyken, çocuktan sonra sıkıntı yaşamadığın taksi şoförlerini sayabiliyorsun ancak. “Yaşasın korsan taksi” diye pankart açacak kadar damarın kabarıyor.

 

 

 

 

 

Eş-dost vs.
Çevrem zaten 1 tık- 2 tık farklılaştı. Çocuktan önceki çevrenin, çocuktan sonra ödü kopabiliyor mesela. Bu “çevre” ye kimi katarsan kat; aile de olur, arkadaş da olur, oluuuuur. Ben de, anne olarak doğmadığım, çocuktan önce de bir hayatım olduğu için midir, her fikre, davranışa elimden geldiğince saygılı olmaya çalışma özelliğimden midir nedir, aslında bir kısmını anlayabiliyorum. Anlayamadığım ise, “anlamaya bile çalışmayan, peşin hükümlü, çocuklu olmak ile ilgili hiçbir fikri olmayan” insanların, sanki doğurmuş da büyütmüş gibi, “Ben öyle yapmam, ben böyle olmam!!!” gibi boyundan büyük anlayışsızlıkları, doğurmuş büyütmüş bile olsa bir “insan” a yakışmayacak büyüklenmeleri, gereksiz kalp kırmaları… Onları anlayamıyorum. Evet, benden uzak olmaları bence de daha iyi.

 

 

 

 

 

Elif’in İrem’le yaptığı söyleşide, İrem nasıl da çevresinin değiştiğinden bahsediyor. Gerçekten çevre değişiyor ama hayatımızda otizm olmasa da değişebiliyor, sadece “çocuklu olmak” bir sorun gibi algılanabiliyor. Ne acı ki…

 

 

 

 

 

Minibüse binersin
Geçenlerde Anneysen.com’un Koşuyolu EKS Mutfak’taki etkinliğine katılmak üzere Eren’le yola çıktık. Araba Yasin’e lazımdı ve bizi bırakamayacaktı. Ben de “Arabayla doğmadık ya” deyip güzel şehrimin toplu taşıma araçlarını biiir biiiir kullanmaya koyuldum. Taksiyle Kabataş’a, motorla (Eren’in, benim çalıştırmam gerektiğini düşündüğü gemi!) Üsküdar’a, “Üsküdar’dan taksiye binip, puseti katla, çantaları topla, Eren’i zaptetmeye çalış…” yaşamayayım diye, minibüsle Koşuyolu’na gidecektim. Hem böylelikle pusetle Eren’i minibüse yerleştirebilecektim, en önemlisi emniyet
kemeri faktörü idi benim için, minibüse binmenle bir ön, en ön koltuğa fırlaman an meselesi çünkü… Ücreti de ona göre ödedim ki şoförle sorun yaşamayayım ve evet, şoförle sorun yaşamadım ama bu, yolcuyla sorun yaşamayacağım anlamına gelmiyormuş. Önce sağ arka koltuğa oturup Eren’i önümdeki yükseltiye çıkarttık yardım edenlerle, sağ olsunlar ama o yükselti, pusetin eni kadardı ve puset sallantıda olduğundan güvenli bulmadım. Bir ön koltuğun koridor tarafına geçip Eren’i de oradan indirdim, yanıma aldım. Evet, en arkaya geçmek biraz zorlaştı, şöyle ki, insanlar dümdüz yürüyüp arka koltuğa gidilebilecekken, bir basamağa çıkıp, sonra o basamaktan inip arka koltuğa ulaşmaları gerekiyordu ki zaten bu durum beni çok germişken şoför bağırdı, “Arka koltuklar booooş, kapıda birikmeyin…” Kafalar önce arka koltuğa, sonra bizim pusete, sonra bana, sonra da eski haline geri döndü”. Ben de göz göze geldiklerime “Şu taraftan geçebilirsiniz” diye güya yardımcı olmaya çalıştım ve genellikle gülümseyerek “Teşekkür ederiz ama şimdi ineceğim- birazdan ineceğim” cevabını aldım. İçlerinden bir tanesi, güya şoföre cevaben “Nasıl geçelim??? Burada puset var, olmaz ki…” şeklinde bağırıp, bir yandan arkaya geçmek için o basamağa çıktı. Ben de “İşte böyle” dedim. “Pusetle binilmez ki, katlayın onu, çocuğu kucağınıza alın ya da taksiye binin…” diye devam etti kadın.

 

 

 

“Emniyet kemerinin bağlı olduğundan, bunu kucağımda sağlayamayacağımdan, çocuğumun güvenliğinden benim sorumlu olduğumdan, burasının toplu taşıma aracı olduğundan ve istersem minibüse, istersem taksiye, istersem pusetle zepline, istersem gemiye… vs” bineceğimden bahsetmek durumunda kaldım. Bunu yaparken ellerim titriyordu.
Boynumdaki damarlar da sahneye çıkmış, onlar da hep bir ağızdan konuşuyordu bıdı bıdı. Finali, en yüksek perdeden “Ne anlayışsız insanlarsınız yaaa…” diyerek yaptım. Sanki tüm minibüsü azarlar gibi oldu ama bence anlayan anladı. Bir daha da çıtını çıkarmadı. Üstelik aynı minibüste boyu kadar oğlu da varmış, sonradan anladım, yani çocuk büyütmüş bir anne!!!

 

 
Kadına söylemeyi unuttuğum bir şey daha vardı aslında; minibüsten indiğimde kendi kendime söylenirken çıktı ağzımdan. Ben bir anneysem, çocuğumla ve onu taşımaktan, onun çantasını ve benim çantamı da taşımaktan sorumlu pusetiyle dışarı çıktıysam, böyle sorunlar yaşamamak için illa cebimde taksi paramın olması mı gerekiyor (Sanki taksi de sorun yaşamıyorum da…)? Ya arabayla ya da taksiyle mi evden çıkabilirim? Aksi halde eve mi kapatmalıyım kendimi ve çocuğu mu? Adı üstünde “Toplu taşıma” istersem topla binerim, istersem çocukla! Eğer bunu kabul edemeyecekseniz, lütfen siz taksiye bininiz!

 

 

 

 

 

Bir de ne diyor birileri “3-4-5 çocuk yapın!!!” ollllduu canım. Otobüse binemiyorsun, minibüse binemiyorsun, taksi o biçim, arabanla trafiğe çıksan, hele bir de kadınsan apayrı bir dert, kaldırımlarda, yollarda puset sürebilmek için 4×4, arazi vitesi olan bir puset kullanman gerekiyor (Ki piyasada, hatta yeryüzünde öyle bir icat yok), adımız çukur doldurana çıktı ama birilerinin dünyadan haberi yok. Sonra “Neden böyle?” Elinin körü diye öyle…

 

 

 

 

 

Geçenlerde camdan bakıyorum, büyük bir arabanın içinden 5 çocuk ve 1 ebeveyn (Anne-baba) indi, 5’e 2!!! Hepsi anestezi almış gibi sakin. Biri babanın omuzlarında, biri annenin elini tutmuş, 3’ü arada hop hop hopluyor ama nizam bozulmuyor. Anne ya da babadan çıt çıkmıyor “Yola fırlama! Yapma çocuğum! Rahat durun! vs” diye. Hee deselerdi de anlar mıydım, anlamazdım, İtalyanca konuşuyor gibilerdi. Konuşmalarını da, eser miktarda, otoparktakilerle konuşurlarken duydum. Sabahın 9’unda Beyoğlu’na gezmeye gelmişlerdi herhalde ama önemli değil. Benim için önemli olan, sabahın 9’unda, tam tekmil Beyoğlu’nda, saç baş düzgün, üstü başı yamulmamış halde 5 çocukla hazır olabilmek için saat kaçta hazırlanmaya başlamışlardı?! Acaba? Çok önemli! Benim beceremediğim ne yapıyordu bu kadın ya da bu karı koca? Bu soruların hepsini ve daha fazlasını sormak istedim. Kahvaltı hazırlamayı bırakıp camdan onları takip ettim resmen. Bir de Recep Tayyip’e mms göndermek istedim bu ailenin fotoğrafını “Al sana 5 çocuk ama Türk olmayan aileden” diyerekten. Hiçbirini yapamadım:/

 

 

 

 

 

Vesaire vesaire…

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*