Geçen gece bir şey oldu!

Geçen gece bir şey oldu, ben ancak kendime gelir gibi olduğum için şimdi yazabiliyorum. Cuma akşamı, Yasin çocukları devraldı, Tuğçe’yle “Çıkalım, dolaşalım, sonra da 45’liğe gidelim” dedik. Yolumuz “Tektekçi”nin olduğu sokağa, yani Akansu Sokağı’na düştü, İndigo’nun karşısında olan Tektekçi, sokakta bir sürü genç, biz de birkaç saniye o gençlerin arasında etrafımıza bakındık ve Tuğçe’nin, sola kıvrılan sokağın başında, duvardaki menüyü göstererek “Gel fiyatlara bakalım” demesiyle, büyük bir gürültüyle, meteor yağmuru yağarmışçasına sokağa camların yağması bir oldu.

 

 

 

Herkes etrafa kaçıştı, ama bir çocuğun sesi geliyordu, çocuk öyle bağırıyor ki, belli canı acıyor ama kimse çocuğun yanına gitmiyor, belki tekrar cam yağmasından korktular, belki de başka bir şey bilemiyorum ama bir an Tuğçe’yi göremedim, ona bakınıyordum ve “Ambulansı ara Tuğçeeee” diye bağırıyordum. Bir yandan da ben telefonumu çıkarmış ambulansı arıyordum ki, Tuğçe çoktan çocuğu yüzüstü yere yatırmış, kafasını sağa çevirmiş, bir elini başının altına koymuş, bir eliyle de 112’yle konuşuyordu. Onu görünce telefonu kapattım.

 

 

 

Çocuk yerde bağırıyor, “Çok acıyor” diyor, Tuğçe bir yandan çocuğa “Geçecek” diyor, bir yandan 112’ye bilgi veriyor ve ben donakalmış halde bakıyorum, sadece “Geçecek, çok iyisin” diyebiliyorum yerde yatan, kafasından kanlar akan çocuğa. Tuğçe, bilinci açık kalsın diye sürekli sorular soruyor.

 

Tuğçe: Adın ne?

Alp: Alp

Tuğçe: Soyadın?

Alp: İpek

Tuğçe: Kaç yaşındasın?

Alp: 20

Tuğçe: Nerede oturuyorsun?

Alp: Beylikdüzü

 

Alp, o sırada “Omuzum acıyor” diyor, bir doktor yaklaşıyor yanımıza, kanlar akan, şişmiş bölgenin kanını durdurmak için kafasına bası uygularlarken, bir yandan da omuzuna bakmak için makas istiyorlar, gömleği kesecekler, Alp, “Kesmeyin!” diyor, Tuğçe “Alırım sana yenisini merak etme:)” deyip konuyu dağıtıyor, omuzunda bir şey yoktu çok şükür ama “Sağ kolumu hissetmiyorum” diyor Alp, doktor Bey, “Tamam, olabilir” diyerek Alp’i yatıştırıyor, Alp “Dudaklarımı da hissetmiyorum” diyor, “Tamam sorun yok” diyor doktor ve Tuğçe, “Ambulans yolda, her şey yoluna girecek” diye ekliyoruz hep bir ağızdan. O sırada kız arkadaşı geldi Alp’in ve onu öyle görünce panikleyerek çığlık attı, “Lütfen” dedim, “Sakın böyle tepkiler verme, sakin tutmaya çalışıyoruz, yardımcı ol…”, “Keşke onu buraya getirmeseydim” diye ağlamaya başladı, “O iyi olacak, sen de buna inan” diyebildim ama işin özü, o pırıl pırıl bakan çocuğa bir şey olacak diye çok korkuyordum. Ya beyin kanaması geçirirse, annesi babasına ne deriz? Nasıl deriz? O sırada Alp, “Ambulans nerede kaldı?” dedi. Hemen aradım tekrar 112’yi ama çok beklettiler, toplam 8 dakika ama bana 1 saat gibi geldi, “Ambulans seyir halinde oraya geliyor” dedi telefondaki ses. 2 dakika sonra tekrar aradım ve “Ambulansın şoförünün ya da hemşiresinin telefon numarasını verir misiniz?” dedim, “Telefon veremiyoruz ama 1 dakika bekleteyim sizi” diyerek ambulansa bağladı telefonu, Ambulanstaki kadın, “Taksim Meydan’dayız, kusarsa kafasını yana çevirin, bir şey içirmeyin…” dedi. Zaten yerde yüz üstü yattığını, bir şey içirmediğimizi ama kolunun ve dudaklarının uyuştuğunu söyledim. “Tamam, olabilir, geliyoruz” dedi ve kapattık. “Alp çok yakında ambulans, birkaç saniyeye burada olacak” dedim, Tuğçe çok soğukkanlı ve Alp’e çok yardımcıydı, “İyileşecek miyim?” diye sordu Alp ve Tuğçe “Tabi canım, sen aslan gibi çocuksun, ileride çocuklarına anlatacaksın bunları, arkadaşlarınla güleceksiniz konuşup konuşup” dedi. Tuğçe her konuştuğunda Alp’in göslerindeki rahatlamayı görüyordum ve içimden sürekli dua ediyordum. Kız arkadaşına “Bak, ben de bir anneyim ve annesine bir an önce haber vermemiz gerekiyor” dedim, kız ağlıyordu ve “Şimdi değil, hastaneye gidince dedi. Dedim “Olmaz! Beylikdüzü’nde oturuyorlarmış, kadın ancak gelir hastaneye” ama yok! Aramayacak belli, o da korkmuş. Sonra tekrar yanına eğildim ve “Bak canım, annesini ya sen ara ya da ben arayacağım”, bunu duyan Alp, “Annemi aramayın” dedi, onu da Tuğçe ikna etti, Alp’in cebinden telefonunu almaya çalışırken Alp, “Kimi arayacaksınız? Ben söyleyeyim numarasını” dedi ve annesinin numarasını verdi, kız arkadaşı annesini aradı ama baygınlık geçirir gibi olup bana verdi telefonu, “Merhaba, şu an Beyoğlu’ndayız, bir kaza oldu, yukarıdan cam parçaları düştü ve Alp biraz yaralandı, ambulans gelmek üzere ve Alp çok iyi, size haber vermemiz gerektiğini düşündük, çünkü ben de anneyim. Alp numaranızı verdi.” dedim, annesi, “Numaramı Alp mi verdi?” dedi, “Evet” deyince sesindeki rahatlamayı hissettim. “Ben kimden ulaşacağım?” diye sordu, Alp’in telefonunun kız arkadaşında olacağını ve oradan ararsa ulaşabileceklerini söyledim. Ambulans geldiğinde (Olayın üzerinden 25 dakika geçmişti), Alp’i hangi hastaneye götüreceklerini öğrenmek istedim, annesine haber vermem gerekiyordu ama ya Şişli Etfal’e ya da Okmeydanı’na götüreceklerini söylediler. “Ne diyeceğim annesine?” diye düşünürken “Şişli Etfal” dediler. Hemen haber verdik annesine. Alp’i ambulansa koydular, içimden “N’olur iyi olsun” diye dua ediyordum. Tuğçe’nin gözlerindeki korkuyu gördükçe içim titriyordu.

 

 

NOT: Yukarıda yazdığım o koca paragraftakiler olurken, tam bir rabarbanın ortasındaydık aslında, kimi “Taksiye koyup götürelim hastaneye” diyordu, kimi su içirmek istedi vs. Tuğçe hepsine “Hayır! Hiç olur mu öyle şey, sakın kıpırdatmayın” diye bağrınıyordu, “Ne suyu, olmaz!” diye de devam ediyordu. Etrafı bir ara o kadar kalabalık olmuştu ki, “Açılın açılın” diye bir de ben bağırdım. Azıcık çığırtkanlık etmemiz gerekti yani, sorun değil, Alp iyi olsundu.

 

 

 

Alp gidene kadar arkasından baktık, Tuğçe bileklerine kadar kan olmuştu ve 25 dakika dizlerinin üzerine eğik beklediği için bacakları uyuşmuştu. Şoku atlatamadık uzun süre. Tuğçe beni, ben onu düşünmüşüz hep, 10 saniye önce geçtiğimiz yere cam yağdı, “Derya’nın 2 çocuğu var” diye geçirmiş içinden Tuğçe, “Yasin’e ne derdim ben?” demiş, ben de aynı şeyleri düşünmüştüm ama sonra, “Orada olmalıymışız, biz Alp için o sokağa girmişiz” dedim.

 

 

 

Alp yerde yatarken gelen sivil polislerden biri “Ne yapıyormuş burada?” demiş, ben duymadım, Tuğçe de, “Bir şey yapmıyordu, sadece duruyordu” demiş. Bunun altında da ne aradılarsa artık, ilgilenmeleri gereken başka bir şeyler varken…

 

 

Sonradan öğrendik ki, cam, 360’taki müşterilerin kavga etmesi üzerine, birinin cama yumruk atmasıyla aşağıya inmiş. Security cam olduğundan aşağıya blok halinde değil de parçalanarak düşmüş. Ki, blok halinde düşseydi neler olurdu düşünmek bile istemiyorum ama böylesi de bir kurşun etksi yarattı. Esnaf daha önce yukarıdan şişelerin atıldığı gerekçesiyle kaymakamlığa dilekçe verdiklerini ama bir şey yapılmadığını söyledi. Mekanın üzerindeki tenteler ve gerilmiş bir ağ vardı, tenteler, sanki ateş açılmışçasına delik deşik olmuştu, ağda da hala camlar vardı ve ara ara aşağıya düşüyordu. Yaklaşık 1 saat sonra, Alp’in durumu hakkında bilgi sahibi olan var mı diye Tuğçe tekrar Akansu Sokağı’na gittiğinde, yerlerin temizlenmiş, sokağın ise yine tıklım tıklım olduğunu söylediğinde inanamadım. Zaten Tuğçe de şoktaydı.

 

 

 

Gece boyunca ve ertesi gün Alp’in annesiyle sürekli iletişim halindeydik. Emar çekilmiş, kafasında ve boynunda bir sorun yokmuş çok şükür, sadece kürek kemiği kırılmış. Sadece kürek kemiğinin kırılmış olmasına nasıl şükrettik bir bilsen.

 

 

Bu cam kırılması meselesi başka bir durum ama daha önce de İstiklal’de sinemanın camının düşmesi sonucunda ağır yaralanan Ece de bize, özellikle eski yapıların bulunduğu bu caddeden ve sokaklarından yürürken ortadan ilerlemenin hayati önemi olduğunu gösteriyor. Gerçi, bulunduğumuz sokakta herkes ortalarda duruyordu da ne oldu? Ama binalar eski, kavun karpuz büyüklüğündeki taşların düşmesi an meselesi Amaaan ne bileyim işte, bir şey olacaksa da oluyor, önüne geçemiyorsun.

 

 

Sonuç olarak Alp iyi ve en kısa zamanda bizimle görüşmek istiyor, biz de onu görmek için sabırsızlanıyoruz.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • Allah sizleri ve onu korumus ama insanlarin sorumluluk almadigi, hersey de Allah’a birakilan memlekette yasamak zor. Cok gecmis olsun.

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*