Herkesin ahlaki yükümlülüğü kendine…

… ama milletin ahlaki yükümlülüğü, gıda sorunu, geçim mesuliyeti devlete…

 

Sorumlulukları çarptırmamak gerek değil mi?

 

İsmet Berkan öyle bir yazı yazmış ki bugün, kanım yavaş ilerliyor, damarıma bastı zira…

 

 

Mesele ne biliyor musunuz? Yani İsmet Berkan'ın canını acıtan aç insanların olması durumu, milletçe hep yemek yemeye odaklı yaşadığımızdan ve ekonominin berbatlığından, devletin, insanına verdiği önemin zayıflığından kaynaklanıyor. Biz ve bizim gibilerin doğal-gerçek gıda ile beslenmek istemesinden ve ev ekonomisini buna göre ayarlamasından değil, tuzumuz kuru olmadığı için ses çıkarıyoruz her yerde.

 

Biz milletçe düne kadar kendi topraklarımızda, kendi tohumlarımızla, kendi çiftçimizin ürettiğini yerken, bir de yan gelip yatarken iyiydik. Sonra çiftçiyi mağdur ettiler, toprağı, tohumu bozdular, doğru düzgün toprakta doğru düzgün tohumla üretim yapan 3-5 insan  mukavemetini korumaya çalışıyor ve bunu başarabilmek için eskiye göre daha fazla para harcaması gerekiyor, dolayısıyla ürettiği ürünü eskiye göre daha yüksek fiyattan satıyor… Bu çiftçinin alın terine helal olsun pazarda ödediğim 3-5 kuruş fazla para. 

 

 

Daha az yerim ama gerçeğini yerim arkadaş. 

 

 

Ben desteklemek zorunda mıyım GDO'yu? Onu yemiyorum, yedirmiyorum diye, çoluğu çocuğu yatağa aç giren insanlar üzerinde nasıl bir ahlaki yükümlülüğüm olabilir. O ahlaki yükümlülüğün ta kendisi, toprağımızı arılaştırmayan, sağlıklı beslenmeyi teşfik etmeyen, tohumları bozan, çiftçiyi memnun etmeyen devletin ta kendisine aittir. 

 

Daha bebekken başlıyorlar üzerimize oynamaya, "Kesin aç" diyerek her ağladığımızda ağzımıza biberonu takan ya da elimize atıştırmalık bir şeyler tutuşturan nesillerin çocuklarıyız. Çocuk yiyor mu, çıldırıyoruz sevinçten. Sonra da "Aç bu" diyoruz. İyi de mideyi genişletene kadar uğraş sen, sonra "Niye doyuramıyorum?"diye ağla. Ağlama! Az yedir! Bebeğini susturmak için bir lokma vereceğine, önce otur bir oyun oyna, bakalım derdi yemekle mi, ilgiyle mi…

 

Evet, öyle bir nesilde büyüdük ama o zamanlar kışın pazarda domates satılmıyordu. Mevsimin hasadı ne ise onu yiyorduk. Olmayanı da istemiyorduk, çünkü daha çocukken biliyorduk ki domates yaz'a ait. Domates yaz'ın sorumluluğu…

 

 

Ne yaptık? Açız diye her ağladığımızda ağzımıza tıkılanlardan 5 oda 2 salon olan mideyi eritmeye çalışıyoruz ve bu hataya düşmemek için elimizden geleni yopıyoruz. Bunu yapıyoruz diye aç olan insanların ahlaki yükümlülüğünü sırtlanmak bize mi düşüyor. Lütfen, hakkaniyetli olalım!

 

 

Ben bilim insanı değilim, her gün farklı farklı uzmanların, bilmemnerede yapılan araştırmalarını da didiklemiyorum, ben anneme bakıyorum, açıp anneannemi "Siz şunu nasıl yiyordunuz?" diye taciz ediyorum, berikinin babaannesine, sizin zamanınızda ekmek nasıl yapılıyordu?" diye soruyorum. Ekşi mayayı binbir emekle yapan insanlara yazıp yazıp evde ekşi mayamı, ekmeğimi yapıyorum. Beyaz ekmeğin yarattığı "Yedikçe yiyesi geliyor insanın" hissini çocuğumda yaratmıyorum. Bir ekmek yiyip de doymama gibi bir durum söz konusu olmuyor, çünkü gerçek ekmekten 1 dilim yesen yetiyor. Hem damağın temiz kalıyor, hem çok para da harcamıyorsun, hem de doyuyorsun…

 

Organik pazara gittiğimde, normal pazar alışverişimden farklı para harcamıyorum. Daha az alıyorum, aynı hesaba geliyor. 

 

Mesele nerede şimdi? "GDO olsa da herkesin karnı doysa" da mı? "Çok yiyoruz, yemekle yatıp yemekle kalkıyoruz" da mı? "Bu hızlı gıdalar bizleri sağlıksız yapıyor" da mı? Yoksa "Çiftçiyi destekleyelim, toprağımızı, tohumumuzu koruyalım, ekonomimiz güçlenirken, herkesin de karnı doysun" da mı? "Devlet insanına daha çok kıymet versin" de mi?

 

 

Yoksa mesele "Gerçek gıdaya ulaşmayı seçen insanların, aç insanlara karşı olan popülist şımarıklığından, ahlaki sorumsuzluğundan" mı kaynaklanıyor?

 

 

Siz seçin. 

 

 

Ben gerçek gıdayı ve az yemeyi seçtim.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • Tuzu kuruluk ne zamandan beri en doğal şey olan doğal gıdayı istemekle tarif edilir olmuş. Bence lüks villalarda oturup lüks arabalara,jeeplere binenlerde arasın İsmet Berkan tuzu kuruluğu. Bir villasının benim 90 metrekare evimden kaç tane eden, ya da bir arabasının benim 12 yaşındaki arabamdan kaç tane eden insanların ahlaki yükümlülüğünü sorgulasın gitsin de. Daha yeni uğurladık mübarek Ramazanı. Lüks otellerde açılan gösteriş iftarlarında kaç aç insan doyardı onu hesaplamış mı acaba?.Atalarımız bile demiş, çocuğun yediği içtiği helal…diye.Ben başka şeylerden kısar yine en doğalını bulur getiririm çocuğum için, O'na ne ki…

    Cevap Yaz
  • sağlıklı beslenmek  ve istemek hepimizin hakkı… yalnız artık organık ürün için ekstra bir  maliyet gerekiyor.çünkü herşeyin organığı ve organık olmayanı var kişi sayısı az olan ailelerde bu biraz daha kolay olabilir ama kalabalık ailelerde çok zor…
     

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*