İstiklal’de bomba patladı…

Oysa, çok yakın tarihlerde, peş peşe Ankara’da da bombalar patlamış, insanlar ölmüştü ama sonra İstiklal Caddesi’nde de canlı bomba patladı… İstiklal’de bomba patladı!

 

O sabah, haberi aldığımızdan bugüne kadar gelen süreçte, ben kendimi toparlayamadım. Üzerine şu pis tecavüzcülerin, beyin tecavüzcüleriyle yaptığı daha da pis işbirliğini gördükçe zaten ne mümkündü de, işte bi umuttu…

 

 

O sabah, haberi almamızın peşinden yakın bir dostumuz, çok yakından çekilmiş 2 fotoğraf gönderdi. 

 

Aslında aylardır Sur’da, Cizre’de ve yıllardır ülkenin birçok yerinde şehirlere bombalar yağıyordu zaten. 

 

Bugüne kadar ne katliamlar gördü bu ülke ve bizler, ama hiçbirinde de ne (Zaten çoookça insanın paylaştığı) aleni fotoğraflar paylaştım, ne de görmek istedim.

 

 

… ama o sabah, o yakından çekilmiş fotoğrafı instagram’a koydum. Ben! O fotoğrafı koydum, hissiz… Bir düşüncem, empati kabiliyetim, hislerim yoktu o an. Sadece bir “AN”dı o. 

 

Saniyeler içinde altına yorumlar yağmaya başladı. Tokat gibi. “Bunu neden paylaşıyorsunuz?”, “Olmadı, anneye yakışmadı!” (Ki anneliğim üzerinden kimliğimin, insanlığımın ötekileştirilmesi çok saçma ve gereksiz ve hadsiz de gelse), “Siz ne biçim insansınız?” … vs. Tokat gibi. Cümlelerin anlamlarından çok, bana hissettirdikleri… O an kendi kendime “Neden?” dedim. Cevap gelmedi benden, çünkü bir cevabı, bir dayanağı, o fotoğraf üzerinden varmaya çalıştığım bir yer, fotoğrafa bakınca duyduğum bir his (acıdan başka) olmaksızın olmuştu. 

 

 

Sakın yanlış anlaşılmasın, kendimi temize çekmiyorum, sadece yazıyorum, burada da, o fotoğrafı yayınladığım zaman olduğu gibi bir şey aramayın, çünkü yok ve zaten bu yazıyı yazmamın nedeni başka. Aynı fotoğraf Facebook sayfama da düşmüştü eş zamanlı olarak. Instagram’daki yorumlara sadece “Haklısınız” yazıp, fotoğrafı sildim ve Facebook’u da silmek için oraya geçtim. Belki sadece 1 kere yüz yüze gördüğüm ve sohbet ettiğim ama sosyal medyadan yıllardır tanıdığım Aylin (AylinAnne), Facebook’taki o fotoğrafın altına “İyi misin?” yazmıştı. Şimdi diyeceksiniz ki “Ne var bunda?”, şu var, oradaki “iyi misin”, “Sana bir şey olmadı değil mi?” anlamında değildi, “Ruhun iyi mi, nasılsın Derya şu an?” anlamındaydı, oradan cevap yazıp fotoğrafı sildiğimde Aylin aradı beni, yukarıda anlattıklarımı ona da anlattım ve “Biliyorum” dedi, “Kaç yıldır Beyoğlu’nda yaşıyorsun ve insan uzakta olan bir olaydan etkilenmiyor yakınında ve daha bildiği yerlerde olan olaylardan etkilendiği kadar” dedi. Nasıl bildi ne halde olduğumu? Bu kadar yakınımdaki insanlardan çok? Öyle iyi geldi ki o gün bana Aylin. Sağ ol Aylin.

 

 

 

Sonra bu sabah, pasaport işlemleri için Tarlabaşı’ndaki emniyete gitmemiz gerekiyordu ve dün akşamdan Yasin’e sormuştum, “Nasıl gideceğiz?” diye, “Bizim otoparka arabayı bırakıp yürüyeceğiz” dedi, “Ben, hele de çocuklarla İstiklal’e çıkmam, arabayla gideriz, işimizi halleder döneriz” demiştim, “Arabayı nereye park edeceğiz orada Derya?” dedi, “Ben bilmem, İstiklal’e çıkmam” dedim, sadece kafa sallamıştı. Bu, “Heee he” demek oluyordu, yani “He canım, sen konuş he heee”. Ben de bunu bile bile, sustum. “Yarın olsun sen görürsün” dedim içimden. ahahahahahahahahahalkfkşgdlfhaksşlşddfbskaçödm ilahi Derya, her fırsatta”İstediğin olmadığında hemen arıza çıkarıyorsun” demesinin iç yüzü, zaten ve genel olarak hep onun istediklerinin olması aslında. 

 

 

Sabah arabayı otoparka bıraktık, ben pigme Yasin’in peşinden sıçraya sıçraya “Hani emniyetin önüne kadar gidecektik?!!! Yasiiiiin, sana diyorum”, “İstersen sen bir tanesini al taksiye bin (Bir tanesi diye mandalina paylaşımından bahseder gibi söylediği çocuklardan biri), ben diğeriyle yürürüm”, “He yani 1 çocuğumu ve seni gözden çıkarıp taksiye bineyim! Te Allah’ım”, bunlar olurken bilmemkaç adım önümden yürüyor Yasin. Ben de can havliyle sesimi duyurabilmek için peşinden seke seke giderken bir yandan da (Zaten çok yüksek perdeden çıktığını savunduğu) ses tonumu daha da yükseltiyorum, bu sefer konunun rengi değişip “Bağırma rezil oluyoruz” a geliyor. “Vallahi ölmekten ve hatta parçalarımızın saçılma ihtimalinden daha sempatik” diyorum ama bu cümlemin ne kadarını duyuyor acaba?!

 

 

Sinirimden, “Bari önden yürüyen ben olayım” saçma hırsıyla sağ kulvardan atağa geçip bildiğin depar atmaya başladım. Baktı ki yürümeyi kabul etmiş bir halim var, “2 sokak öteye gideceğiz” diye sesi geldi. Eren’in elini de sıkıca tutup hızlı adımlarla giderken, arada arkamı dönüp “Ne tarafa?”, “Peki şimdi ne tarafa?” diye navigasyon desteği aldım ama o Galatasaray Lisesi’nin oradan meydana doğru sağa döndüğümüz an. İşte o an! “Yok” dedim, “Yapamayacağım”, geri döndüm, “Ver çocukları bana, ben yapamayacağım, taksiye bineceğiz biz” derken “Yauuu Derya saçmalama 2 sokak öteye gideceğiz, taksi girmiyor oralara” diye diye yine önüme geçti. (Sinirimden ağlayacağım) Yahu 2 sokak arasında patlayıverirsek, tek tesellim anca beraber kanca beraber olmamız olacak ve bok yoluna gittiğimizle kalacağız… Ay delireceğim. İstiklal’de yüzüne yüne baktım herkesin yürürken, hani o internette dolaşan “Canlı bombayı nasıl tanırsınız?” dökümanı var ya, hehh, onu da okumuşum zaten, her bol giyene diktim gözlerimi, herkes birbirini süzüyor, arkasına baka baka, tam olarak götünü kollayarak yürüyor. Benim montum da bolcaydı, “Aman insanları yormayayım” diye açtım yakamı bağrımı, dona dona, canlı bomba olmadığımı ispatlama çabası ve herkesi şüpheli görme manyaklığıyla (Kesinlikle 2 sokak ötede olmayan) neredeyse meydana kadar yürüdüğümüz emniyete vardık. 

 

 

Yolda söylenmekten ve gerginlikten çenem, Eren’in elini sıkmaktan elim, totalde tüm vücudum kasnak gibiydi. 

 

 

Bu gidişin elbet bir de dönüşü vardı, nedense Galatasaray Lisesi’nin önüne geldiğimizde “Ohhh be, bugün de ölmedik ya la” sevinci yaşıyordum, hani orada patlasak, Cem Yılmaz’ın dediği gibi gülmekten ölmüş olacaktım, öyle bir sevinç kahkahası çıkıyordu böğrümden. Azıcık daha gülsem sonu ağlamakla bitecek türden.

 

 

Fotoğrafımızı bile çektim, düşün! Yani o sırada patlasak, belki bir fotoğrafı olacaktı olay anının. (Allah’ım aklımı koru)

THE ŞEN KAHKAHA ve ÇİLEKEŞ YASİN!

THE ŞEN KAHKAHA ve ÇİLEKEŞ YASİN!

 

 

 

HUNİDEN HALLİCEYDİ...

HUNİDEN HALLİCEYDİ…

Evet sevgili okur, şimdi sana soruyorum: Bu yazıda normal olan bir şey göster bana! Hadi, şimdi!

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*