Kadın annesi Kadın insanı…

Geçtiğimiz cumartesi, şu aşağıdaki notu yazarak gitmiştim Mickey’in Müzik Festivali’ne.

 

Bunu yazmamın sebepleri vardı. Eren çok agresifti ve günümüzün nasıl geçeceği konusunda öngörülü değil de, bildiğiniz korkuluydum. Evet, tam kelime bu: KORKU!

 

Normalde anne, çocuğuyla yaşadığı sıkıntılardan burnunu çıkaracak yolu öyle böyle bulur değil mi? Yani sorunu bilirse, anne çözümü de üretiverir, bunu da hızlıca yapar, şaşarsın. Da, sorunu bilmeyen zavallı anne, çözüm üretmek şöyle dursun, kendi de başlı başına bir sorun olabilir. Ben o zavallı anneydim işte geçtiğimiz cumartesi, hatta geçtiğimiz tüm hafta… Henüz sorunun bu olduğundan habersiz, ayran budalası… Aslında seziyordum ama, ne bileyim, Eren açık açık ifşa edene kadar konduramadım. “Konduramadım”, çünkü “hazır ol”da bekliyordum, onun 2 yaş krizi midir artık benim 28 yaş sendromum mudur? adı her ne ise… Neye niyet neye kısmet.

 

Neyse, biz o cumartesi çıktık Eren’le babaannenin Mecidiyeköy’deki evinden, usul usul gittik dibimizdeki Trup Towers’a, Disney Junior’da Mickey Fare’nin Kulüp Evi’ni bayılarak izlediğinden, Mickey’in Müzik Festivali’nden de çok etkileneceğinden emindim. Bir de ilk defa bir tiyatro düzeni görecekti, yani izleyici ve sanatçının aynı oksijeni soluduğu bir yere gitmemişti hiç daha önce. Evet, beklediğim gibi, çok etkilendi, saymaya başladı “Anne bak Mikiiiiiii, anne bak Miniiiiiiii, Gufiiiiiiiiiiiii, Danııııııııııııııııııllldd…” Çok şaşkın, büyülenmiş halde izledi müzikali. Sadece Eren ve muadilleri değil, Eren’in annesi ve onun muadilleri de çok eğlendi, çok güldü, çok beğendi.

 

 

 

“Bir ara merdivenlere terfi ettiğimiz doğrudur”

 

 

 

Uzun zamandır tanışmak istediğim annelerle de tanışma fırsatı buldum, hatta dershanedeki hocamı gördüm, onun da dünya tatlısı bir kızı olmuş, o da kapmış gelmiş kızını. O salondan çıkana kadar neredeyse her şey yolunda, baş edebileceğim boyuttaydı.

 

 

Oradaki annelerle hayallerimiz vardı, oturup 2 çift laf edecektik mesela. Günün sonunda, sadece Seher ile, o da cidden 2 çift laf etmiştik!

 

Eren’in daha gösteri bitmeden uykusu geldi, sadece Eren de değil, birkaç çocuk annesinin kucağında uyumuştu, bir kaçının uyku başına vurmuştu. Geriye kalan diğerleri hayatlarından memnundu, uykunun esamesi okunmuyordu onlarda.

 

“Pusetle gezdireyim, uyutayım” dedim, başaramadığım gibi, o arada birkaç anneyi kaçırmıştım, gitmişlerdi, görüşemedik. Huysuzluğu artmaya başladı, “Karnı acıkmıştır, yemeğini yesin” diye çıkardım yemeğini, neredeyse ben yedirdim, pardon yediremedim, çünkü “İtteeeeeeeemiiiiiiouuuuuuuuuuuuumm” diye mızıldandı hep, Seher’in yanında getirdiği kreplere dadandı, bir ara yine Seher’in kızının çorbasına asılıyordu ki, engel olabildik. Baktım olmuyor, bir sandviç aldım, Allah’tan ona prim verdi de yedi.

 

Heh, konu konuyu açıyor ama n’apayım?! Şimdi, yukarıdaki cümle “Çocuğu yemek yesin diye didinen bir anne” olduğumun resmi değil mi? DEĞİL. Azıcık beni tanıyabildiysen sevgili arkadaşım, Eren’in zaten çok iştahlı olduğunu, hatta zaman zaman yemesin diye kaçırdığımı bilirsin. Bilmiyorsan da öğrendin. Hayır öğrenmesen ne olur? Hiçbir şey olmaz, rahatlayayım diye yazıyorum ya ben… Her anne, bir gün tükürdüğünü yalayacaktır felsefesinden hareketle, karnı çok aç olan ama gıcıklık yapan, yanımda getirdiğim yemeği, kaşığını sallamak, fırlatmak suretiyle bir de üzerime döken, yemeyen, beğenmediğini bedeninin her lisanıyla dışa vuran ama aç bırakırsam da, açlıktan yapmayacağı rezalet kalmayacak çocukla karşı karşıya kalan zavallı ben, gittim sandviçi aldım, getirdim Eren’in önüne koydum. Fırlatmadı bak, bildiğin yedi. Elalemin sandviçi, annenin yemeğine galip geldi. Aman gelsin, yeter ki huzur olsun…

 

Huzur…

 

Huzur!

 

Huzur?

 

Çocuğum zaten huzursuzdu da, benim huzurumu asıl kaçıran, yine anneler oldu, yani üst başlık olarak KADINlar. Geçen gün Melike ne demiş bak:

Gerçekten merak ediyorum. Şimdi Eren yerlere yatıyor, uyuyor numarası yapıyor, yüz üstü, yanağı bildiğin yerle temas halinde… Çocuk eğleniyor ama sonuçta, ben de eğleniyorum o öyle olunca, gülüp kıkırdıyoruz biz Eren’le ve o sırada, karşı masadaki “kadın- anne” susuyor gözleri konuşuyor, “Iyyyyyyy iğrennnç”, muhtemelen çocuğu bize uymasın diye de gergin. Çocuğu, “O çocuk yere yatıyor, anası da gülüyor, sen ne oturuyorsun be kadın” diyecek diye agresif… Onun karşısında oturan “Kadın-anne” şok içinde Eren’den gözlerini alamıyor, biraz panik de onda var, hatta temizlik görevlisiyle göz göze geldiklerini gördüm bir ara ve bingo, temizlik görevlisi “Yerler pis, haberiniz olsun” diyor. Günün özlü sözünü ediyor. “Vayyyy canına” demekten alamadım kendimi. Hatta vayyy anasını… Koca alışveriş merkezi ve yerler pis he?! 🙂 Olacak iş değil.

 

Şimdi gülüyorum evet ama o an çok sinirlendim. Evim diye yatırmadım çocuğumu yere, ki yine sen, azıcık beni tanıdıysan, öyle titiz filan olmadığımı da bilirsin. Eren yere yatmak istiyorsa yere yatar, kaldırmam. Sadece tepinmek suretiyle kendini yere atmışsa, sakinleştirmeye çalışırım. İstediğini yapmakta hep özgürdü Eren, öyle de olacak; benim ve başkalarının özgürlük alanını daraltmadığı sürece. Peki Eren yere yattığında hangi “Kadın-anne” nin özgürlük alanını kısıtlamış oluyor. Dertleri ne? Onlara ne, başka bir çocuğun, yere yatarak yarattığı eğlenceden? Ki eğlencesi kısa sürdü, zaten tüm huysuzluğunun arasına sıkıştırıvermişti, ben gerilince “kadın-anne”lerden, o da gerildi!

 

Günlerdir içinden çıkmayan canavar geri döndü ve yanağımı ısırdı, hem de nasıl… Koparmadan hallice, bunu yaparken bir yandan da uzamış tırnaklarını  boynuma geçirdi, “Aaaaaaaaaaaa” diye bağırmamla yine tüm bakışları bana döndü “kadın-anne”lerin. Ben Eren’e “Bu yaptığın hareketten hiç hoşlanmıyorum Eren” diyorum, Eren bağırıyor, ben bir yandan devrilen puseti kaldırmaya çalışırken, bir yandan çantaları tutmaya çalışıyorum, bir yandan da Eren’e laf anlatmaya… Tam o sırada, bu sefer sinir kriziyle yere attı Eren kendini, al “kadın-anne”ye bir malzeme daha. Yediler oturdukları yerden gözleriyle bizi, sanki Mickey’in Müzik Festivali’ne değil de Eren’le Derya’nın AVM şovuna gelmişler. Biz de ana oğul sahnenin tozunu attırıyoruz!

 

 

Darmadağın halde attık kendimizi Trump Towers’tan dışarı. Kararlıyım, iki adım yolu Eren’le yürümemeye, taksiye binmeye, belli mi olur, bir de sokaklarda atar kendini yerlere de zapt edemem diye. İstediğin kadar kararlı ol, taksi yoksa, yayasın!

 

Evet, yaya!!! Eren ve ben, Mecidiyeköy yayası olarak koyulduk yola, “Biberonunu alayım da çantama koyayım” dedim, yok, illa elinde biberonla yürüyecek. Görsen, şarapçılardan farksızdı, bir de salına salına yürüyor o biberonla… “Tamam, yürü” dedim ve paaaaaaaaaaaaat, düştü! Milyonuncu biberon kırıldı, Eren de üzerine düştü. Cidden kabus. Allah’tan, sahibi “erkek-insan” olan bir büfenin önünde cereyan etti olay. Adam fırladı dışarı, ben şoktan çıkana kadar o, Eren’i kaldırmış ellerine içme suyu döküyordu, Eren suyun tamamını üzerine boca edince eğlenerek, gitti yenisini açtı. Çocuğumu çamurundan arındırdı, eline batan küçük camı temizledi ve kolonya sürdü. Minnettarlığımı tarif edemiyorum, edemedim de. Tişörtünü değiştirmeme yardım etti, suları ödeyeyim dedim “Ne parası? O iyi ya” dedi.

 

 

Bir kere daha söyleyeceğim ama bu sefer başka: Vayyy anasını…

 

Kadının kadına yaptığına, adamın çocuğa yaptığına bak, hizaya gel.

 

Yol boyunca Eren’in girmediği restoran, pastane, eczane, elektronikçi kalmadı, hepsini arka tezgahlarına kadar ziyaret etti, ben de onun peşinde, eve varabilmek umuduyla ve artık yorgun, ağlak… İlla “Keyyydim yüüüüüüüceeem” diyen çocuğun peşinde perişan…

 

 

 

 

“Geri geri park etti popoyu:) ve evet, tabelanın da içine girdi.”

 

 

Yani böyle bir gündü geçtiğimiz cumartesi.

 

 

 

 

 

 

 

 


 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

6 yorum

  • Derya Hanım, başka annelerinde aslında özendiği ama kendi çocuklarına yaşatmaktamadıkları bir özgürlük Eren’in ki. Orada Erenin eğlencesinin farkına varamamaları, yerin pisliğini düşünmeleri, ayıplayıcı bakışları kendi ruhlarının pisliği. İpek ile olsaydık inan size katılır bir de tavşan kaç oynardık,
    Tabela altında cok tatlı sağlıklı günler

    Cevap Yaz
  • Derya cocuk tasmalari var. Ben anne olmadan once o ne oyle kopek gezdirir gibi hayatta takmam derken. Simdi ne dusunsem bilemiyorum. Ada futursuzca kosuyor bagiriyor, cok mutlu. Guvenli ve benim mudahale edebilecegim yerlerde istedigini yapsin. Ama zaman geliyor ben elimde 3 canta bir puset ve kosmak isteyen bir Ada oluyor. E yan taraf cadde, otoparkki en cok korktugum sey, su bu derken. Sanki bazen sart gibi geliyor. Hala dusunmekteyim. Cocugun guvenligi, gulup eglenmesinden, ozgurlugunden daha onemli diyorum ama kendimi kotu hissediyorum. Bende o cocuguna tasma cantalardan takan annelere ters ters bakan Kadin insanlardanken alsammi acaba diye dusunmeye basladim acikcasi. Cocugu olan insan buyuk konusmayacak arkadas:)

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*