Manyak anne senaryoları

Ben doğurdum doğuralı, hatta hamile olduğumu öğrendim öğreneli tam bir psikopat gibi davranıyorum.

Birilerinin bazen duruma müdahale etmesi gerekebiliyor.
Önce, hamileliğimde Galatasaray Lisesi’nin oraya kadar bile yürümeye korkuyordum, “Ya ayağım kayar da düşersem, ya karşıdan gelen birinin eli karnıma çarpar da çocuğuma bir şey olursa…”
Arabaya binmek işkence oluyordu; “Ya karşıdan gelen bir araba çarparsa, peki ya tır…”
Evren bu işte, çekiyoruz kendimize her hayalimizi; ben bunları düşünmeye başladığımdan beri 3 kere irili ufaklı kazalar yaptık.
Doğurdum.
Bu sefer de “Eren uyudu ama hala uyanmadı, nasıl uyanmaz? Nefesi mi kesildi acaba?” Hemen parmağımın ucunu ıslatıp burun kontrolü, yetmedi, elimi üzerine koyup “yükselip alçalma var mı?” kontrolü, yetmedi, küçük hareketlerle, belki de çocuğu uyandırana kadar onu sarsma kontrolü. Bu sonuncusu artık kontrolden çıkıp direk sonuca götüren, hatta pişmanlıklara sürükleyen, tekrar uyutma çabalarıyla son bulan, çok ama çok gereksiz bir hareket.
Bir seferinde, daha çok yeni anneyken ben, Eren’e anne sütü içiriyordum biberonla, Yasin de yoktu evde. Eren tıkandı, nefes borusuna kaçtı, çocuk kireç gibi oldu, elim ayağım kesildi ama çok enteresan bir şekilde birkaç hareket yaptım, kesinlikle sırtına vurmadım ve çocuğun rengi yerine geldi(Enteresan diyorum, çünkü ertesi gün Ayşe Öner televizyonda bu konuyu anlattı ve tam de benim yaptığım hareketleri gösterdi). Oysa ben ne yapmam gerektiğini biliyordum, hiç bakmamıştım, okumamıştım, büyülüydü sanki tüm hayata döndürme çabalarım, elimin yaptığı tüm hareketler. Rengi yerine geldiğinde, “Lütfen ağla bebeğim…” diyerek ağlıyordum ve o da başladı ağlamaya (Niye ağla dediysem çocuğa:).
İşte o günden sonra öyle korktum ki, her süt içirişimde, içime korku düştüğü o an, sektirmeden Eren tıkanmaya başladı, kendi atlatıyordu aslında, canını koruyordu ama işte ben, paniğime engel olamıyordum, o düzelene kadar ben ölüp ölüp diriliyordum sanki.
Enteresan olan diğer bir şey de; sakin olduğumda, Eren’in tıkandığını düşünmediğimde, aklıma başka şeyler getirip, o sütünü bitirene kadar kendimi oyaladığımda, çocuk bir kere bile tıkanmadı. Şimdi bizim bilinçaltımızla konuşmadıklarını, onu ayna gibi görmediklerini kim söyleyebilir?
Aynı şekilde, aynı biberonla Yasin içirdiğinde sütünü, (Sakinliğin hapını yutmuş gibi bir kocam var bu arada) çocuk hiç tıkanmıyordu.
İşte psikopatlığımın sonuçları…
Sadece düşünerek ve korkarak çocuğun nefesini kesebiliyorum, kaza yapabiliyorum ve birçok şey…
Korkmayın öyle doğa üstü güçlerim yok, hepimiz bunu yapıyoruz ve bir an önce sıyrılmalıyız felaket senaryolarından.
Diğer senaryolarımdan da birkaç örnek vermek gerekirse;
3500. Senaryo: Eren’i kaçırıyorlar, ben elime ayakkabı çekeceğini (Neden savaş aleti olarak bunu seçiyorsam?:) alıp peşlerinden koşuyorum, adamları yumruk tekme alaşağı edip çocuğumu kurtarıyorum.

3750. Senaryo: Eren aramızda yatarken, çoook derin bir uykudayken ben (Hiç olmaz ama) kolumu suratına koyuyorum… Sonra bir uyanıyorum ki…


7000. Senaryo: Eren kucağımda, apartmanın merdivenlerinden inerken (Merdivenler çok dik) dengemi kaybediyorum ve düşüyoruz, çocuğun suratı kanıyor…


8300. Senaryo: Eren’in yatağında kocaman bir karafatma görüyorum ya da suratında, işte o zaman ne ayakkabı çekeceği ne başka şey fayda ediyor, zıp zıp zıplıyorum tavana kadar, çığlık kıyamet…

Artık en iğrenç taraflarını anlatmıyorum bile.
Çocuğumla merdivenlerden yuvarlanmadan aklıma mukayyet olmaya yemin ettim.
Şimdi de tıkanıyor ama öyle sakinim ki, kendi, öyle büyük ustalıkla kurtarıyor ki kendini.
Felaketlerle karşılaşmadan tüm annelere akıllarına mukayyet olmayı tevsiye ediyorum.
Sağlıklı yolculuk, sağlıklı uyku, sağlıklı koca bir ömür diliyorum.
Evrene dikkat edin, ne derseniz yapıyor.
Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*