Mektup çocuğum

Canım oğlum, uzun zamandır sana yazmak istediğim o kadar çok şey, aktarmak istediğim ama karmaşıklığından ürktüğüm öyle çok duygu durumu var ki…

 

 

 

Bu aralar sürekli sergilediğin agresif tutuma karşı benim de, hem senin agresif halinle hem de hamilelikle doğru orantılı olarak tepkilerimin artması, sesimin daha da yükselmesi, gözlerimin yuvalarından daha da çıkması inan ki beni rahatlatmak şöyle dursun rahatsızlıktan kudurtuyor. Üzüntüden daha da beter oluyorum. Oturup ağlıyorum, kendime kızıp dururken daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyorum işi belki ama vallahi elimde değil.

 

 

 

“Ya bağırma ya da devam et” değil mi? Ama yok! Ben azıcık sesimi yükselteyim, onun üzerine kahkahalarla taklalar da atsak, o davranışımı fitil fitil getiriyorum burnumdan. Aslında annenin gergin olduğu anlarda, çocuğun da vaziyeti zorladığı durumlarda seslerin yükselmesini (Yani eğer içten gelen oysa), aksinin sergilenmesinden daha dürüstçe bir tepki olduğunu düşünsem de…

 

 

 

Seni çok sevdiğimi hiç unutma diye günde 1500 kere söylüyor da olsam, tüm bu tutarsız davranışlarımdan sonra 5 para etmeyeceğini düşünmek de çok acı.

 

 

 

Vicdanımın ta kendisini çırılçıplak soyduğum şu anda kendi adıma söyleyebilirim ki, tüm dengesizliklerin anası, annendir ve annenin hormonlarını alabora eden hamileliktir, he unutmadan, bazen de babandır. Ama bir yandan da düşünmüyor değilim; acaba sen “Ben kardeş istiyorum” derken benimle dalga mı geçiyordun?! Zira şu an hiç de kardeş ister bir halin yok, hatta sanki “kardeş” her ne ise, ona içten içe gıcık oluyor gibisin. Altını değiştirirken karnıma attığın tekmeleri zaman zaman buna bağlıyorum üstelik. Hem tekme atıp, hem de “Bebek var, ağğğğlar” diye, en profesyonel pazarlamacıya taş çıkartırcasına tereciye tere de satabiliyorsun. Üstelik ben hiç sana “Bebek var, ağlar” dememişken.

 

 

 

Bir kardeşin varlığı şu an sana ne hissettiriyor, yani daha kendisi piyasada yokken dahi sana yaşattıkları neler? Bir bilebilsem… Keşke bilebilsem. Ne yapardım hiçbir fikrim yok ama en azından seni anlamaya çalışırdım. Şu anki gerginliğinin nedeni o mu acaba?

 

 

 

Ne desek “Hayıırrrrrrr-rrrrrr” demenin…?

 

 

 

Geçenlerde bir yazı okumuştum “Sağlıklı bir kişilik isyan eder” yazıyordu başlıkta ve “Çocuk kendini ne kadar güvende hissederse, ‘HAYIR’ı da o kadar kuvvetli olur” diyordu… Yazıyı okuyunca kendimi iyi hissettim, hayıra mı yordum nedir! İşin içinden çıkamayacağıma, “Çocuğum kendini güvende hissediyor işte daha ne” diye düşünmek bana iyi geleceğinden midir bilmiyorum ama azıcık iyiyim işte o yazıyı okuduğumdan beri.

 

 

 

 

Aslında biliyorum, sen de bir küçük ergensin, yani biliyorum ama sadece bir yanım! Diğer yanım ise tamamen hormonlar tarafından işgal altında. Bazen “Benim hormonlarım senin ergenliğini döver” dibi bir durumun ortaya çıkması bundan yani.

 

 

 

 

Bilmeni isterim ki, sürekli pişmanlıklar beslediğim, anneliğimi sokmadığım yer bırakmadığım durumlarda bile içime yerleşen o kocaman sevgi, senin sevgin, çekip çıkarıyor beni her neredeysem. Şu ana taşıyıp beni, şimdiyi yaşamaya zorluyor o içimden taşan sevgin, gelip üzerime atlayıp her şeye noktayı koyuyorsun çünkü sen ya da ne bileyim “Ben acıktım anneeee” derken, sanki aslında, “Of anne tamam bu kadar da büyütme, geçti gitti” dercesine salınıyorsun çevremde. Bilmeni isterim ki, sen çok ustasın, benim çıraklığım uzun sürüyor sadece bazen.

 

 

 

 

Hep bakıyorum sana ama her zaman göremeyebiliyorum cevherini, gergin oluyorum bazen, koşturmaktan ya da o gün bir şeyi 50 yöntemle tekrar tekrar anlatıp bir türlü anlaşılamamaktan yorgun düşmüş oluyorum. Tahammülüm çok az oluyor bazen, öyle bir zamanda ve tabi eğer mümkünse senden uzak durmaya çalışıyorum.

 

 

 

 

… ama hep seni çok seviyorum. Bunu da unutma istiyorum. Çocuklar bazen “Annem- babam beni sevmiyor, sevse böyle yapmaz…” gibi düşüncelere çabuk kapılabiliyor. Aman diyeyim çocuğum!

 

 

Şimdilik bu kadar Anniş… Ya da sana artık “mektup çocuğum” da diyebilirim. Ne de olsa bu, sana yazılmış bir mektup bugüne bugün:)

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

  • yazılarını severek ve yorulmadan okuyorum. eren için yazılmış harika bir mektup olmuş bu. bir annenin aynı anda 1500 duyguyu bir arada yaşayabileceğinin en güzel kanıtı. 10 aylık kızım var ve kreşe gidiyor. aslında çok mutlu bırakıyorum sabahları. kesinlikle arkamdan ağlamıyor. öğretmenlerinin kucağına zıplıyor neredeyse. ama akşam aldığımda emzirirken yüzüme vuruyor, kollarımı memelerimi sıkıyor, mıncırıyor hatta bazen kalıcı iz bırakacak kadar sert olabiliyor. bu da beni ilk zamanlar korkutuyordu. onu bırakıp gittiğim için mi yapıyor diye düşünüyordum. ama artık daha rahatım, böyle düşünmüyorum çünkü onu bırakıp gitmiyorum. bu doğal bi süreç ve buna alışıyor. konuyu nerden nereye getirdim di mi… söylemek istediğim tek şey; annelik müthiş bişey ve biz her şekilde üstesinden gelecek güçteyiz. ve onları çooooooooooooooooook seviyoruz ve onlar bunu çooooooooooookkk iyi biliyor 🙂

    Cevap Yaz
  • bence o kadar da kendine haksızlık etmemelisin.senin ereni ne kadar sevdiğini eren biliyor zaten.sen ona ne dersen de o 2 dak sonra unutuyor
    tamamen homonel 🙂
    hormon anne

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*