Oturamama hastalığı!

Heh işte, ben bu hastalığın doktoruna gitmek istiyorum.

 

Yayım yayım yayılabildiğim bir hayattan, evlilik ve hemen peşinden çocuklu hayata geçiş benim için travmatik oldu sanırım.

 

Eren’den sonra baktım ki yetişmiyor hiçbir şey (Nereye yetişeceksek artık), sürekli toplamaya, ütü yapmaya, evin hiçbir yerinde ütülenmemiş çamaşır görmemecesine ütü yapmaya, yemeği hazır etmeye, çamaşır yıkamaya, azıcık boş vakit mi oluştu, ev süpürmeye, silmeye başladım. Buna başlayalı uzun zaman oldu, ihtiyaç duydukça çağırdığımız kadın da hasta olunca, cam silmeden perdeleri yıkayıp asmaya, hepsi ellerimden öpüyorlar sağ olsunlar.

 

Yine biraz boş vakit mi oldu, bir otur o zaman değil mi? YOK! Oturursam kalkamıyorum ben çünkü, öyyylece kala kalıyorum oturduğum yerde felç olmuş gibi.

 

Bir tek sevgili blogcuğum sayesinde koltuk yüzü görüyorum, ki yazımı evde yazıyorsam, iki cümle yazıp “Bir yorgunluk kahvesi yapayım kendime” diye gittiğim mutfaktan 1 saate anca dönüyorum.

 

Sırf bu yüzden, sabah Eren’den sonra çıkıp yan binadaki ofisimize geçiyorum ki, hem biraz oturmuş olayım hem de yazılarımı rötarsız yazayım…

 

Dün Yasin’e “Eren’i servise sen bindirir misin?” diye sordum, “Tamam” dedi, “İyi bari ben de biraz uyurum belki…” dedim, gittiler.

Uyudum mu?

 

Kesinlikle HAYIR!

 

Oturdum mu?

 

ASLA!

 

Ne yaptım?

 

Ev topladım, Eren’in gece farklı yataklarda çişi taştığı için nevresimleri değiştirdim, mutfak, banyo… vs.

 

… ve derhal kendimi ofise attım.

 

Bazı erkekler o kadar basit görürler ki ev işini.

 

Ev işi dediğin, öyle basit bir iş değil, başlı başına bir “İŞ”tir. 2 gün yapma, ne demek istediğimi anlarsın.

 

… ya da 2 gün yap, öyle de anlarsın, hatta öyle daha iyi anlarsın ne demek istediğimi.

 

İlk evlendiğimiz zamanlar, Yasin’le ailemizi yemeğe davet etmek ile ilgili organizasyonu planlıyorduk. İkimizde bu daveti çok istiyorduk, yeni evimizde ailemizi ağırlamak hoşumuza gidecekti. Tek anlaşamadığımız mesele; ben, bir akşam yemeği planı geliştiriyordum kafamda ve menüler havada uçuşuyordu, Yasin ise, aynı gün, tüm aileyi hem sabah kahvaltısı hem öğle yemeği hem akşam yemeğinde ağırlamak istediğini söyleyince, benim menüler havada uçuşamaz hale geldi, zira havada bile yer kalmamıştı.

 

 

Hamileydim!

 

Yasin bu fikrini söyledikten sonra düşünemeyen, konuşamayan bir hamile haline gelivermiştim.

 

“Tamam”, dedim “Ama ben tek başıma yetişemem, sorumluluk paylaşımı yapacağız”.

 

Anlaştık.

 

Davet pazar günü olacaktı, biz Cumartesi’den pazara gittik, market alışverişini tamamladık, 16.00 gibi evdeydik. Koltukta uyumuşuz. Ben 17.00 gibi kalktım, Yasin’i mutfağı hazırladıktan sonra uyandırdım.

 

Akşam 18.00’den sabah 06.00’ya kadar mutfaktaydık. Yasin, bir yemek hazırlama, mutfağı toplu tutmaya çalışma ama bunu bir türlü başaramama meselesinin ne kadar yorucu olabileceğini daha evliliğimizin başında görmüş oldu.

 

Tüm kahvaltılıkları servislerine yerleştirip, üstlerini örttük ve dolaba koyduk, her şey o kadar hazırdı ki, tüm yeşillikler yıkanmış, doğranmış, sosları ayrı bir yerde hazır edilmişti, soğuk çorbanın tüm malzemeleri haşlanmış karışmayı bekliyordu. Zeytinyağlıları en önce pişirdik ki dinlenebilsinler, tatları yerine gelsin, sucuklar kesildi tavada yerini aldı ki sabah bir de onu kesmekle uğraşmayalım… vs. Yasin en sonunda “Derya beni de hazır et buzluğa kaldır istersen” diyerek sabahımızı şenlendirdi.

 

“Ayak migreni” diye uydurduğum ağrıyla o gün tanıştım.

 

Ailemizle o gün çok güzel geçti, iyi ki de yapmışız ve Yasin, benim ne demek istediğimi bizzat tecrübe ederek anladı.

 

Neyse, demem o ki; ben hiç ama hiç dinlenemiyorum. Uzun zamandır yorgun, bitkin ama hala görev halindeyim.

 

Oturamama hastalığına yakalandım ve acil tedavi olmam gerekiyor.

 

Bu sözüm, ev işini hafif gören erkeklere:

 

2 gün, ev işinin her aşamasını tecrübe edin, sonra yorumlarınızı alayım.

 

Oturamama hastalığına yakalanmanız an meselesi. Sizi girdap gibi öyyyle de içine çeken bir cazibesi oluşuveriyor. Sanırsınız tadından yenmez…

 

Aslında fark etmeden cezp olduğunuz şey, salgıladığınız mutluluk hormonu! Spor yapmanın faydalarını anlatırken bazı uzmanlar bu konuya da değinirler, çünkü spor, mutluluk hormonu salınımını destekliyor. E ev işi de bir nevi spor.

 

Sonra yorgun argın işten gelip “Spor yapamıyorum” diye üzülmeyiniz.

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*