#sendeanlat

Kaç gündür içim buzzz gibi, sonra alev alev yanıyor, çok öfkeliyim. Çok çok öfkeliyim.

 

 

Belki biraz sarar yaralarımı bilemiyorum. Anlatacağım çünkü tek tek. Önce, bu zamana kadar neden sustuğumu yazmak istiyorum, çünkü 2 gündür sürekli bunu da düşünüyorum içinde bulunduğumuz durumun yanında.

 


Öncelikle, babam çok sinirli bir insan, hani söylesem ne olurdu bilemiyorum ama belki de aile olarak, bu gibi şeyleri anlatabileceğimiz bir ilişki oluşturulmamış aramızda. Belki babamın sinirinden, o sinirle yapabileceklerinden korkuyordum önce. Katil mi olurdu? Ne olurdu? Çok muallaktı bunlar.

 

 

Annem-babam kavgası bol bir çiftti ve belki böyle bir şey paylaşsam(k) bu nedenle de kavga ederler miydi acaba? (Çocuk aklı işte)

 

 

“İş işten geçmiş, zaten sinirlerimiz bozulmuş, bir de aile içinden birine b..k atıyor vaziyetine düşüvermeyelim. Aman biz temkinli olalım da, milleti ayağa kaldırmayalım!” Belki, olabilir, yani çok emin de değilim.

 

 

 

Birkaç sene önce babam kalp krizi geçirdi ve kardiyoloji tarihinde bir vaka oldu. 2,5 ay hastanede yattık ve şu an kalbi %30 çalışıyor!

 

 

Ama “3-5 ağaç” nasıl bardağı taşırdıysa, Özgecan da bardağımın o yanından taştı. Çocukluğumdan kustu, bugüne kadar geldi. Hepsinin yüzünü, o bakışlarını hatırlıyorum. Hepsi gözümün önüne geliyor.

 

 

Tek bir tanesinin ismini biliyorum, onu da buraya soyadıyla yazacaktım ama vazgeçtim. Vazgeçtim işte.

 

 

13-14 yaşındaydım, çok yakın bir arkadaşımla sabah yürüyüşüne çıktık Koşuyolu Parkı’na, erkenden, yürüyüş yapıp bir bankta oturduk sonra, ayaklarımızı uzattık. Nasssıl pamuk saçlı bir yaşlı dede de geldi, yanımıza oturdu, 75-80 yaşlarında! Öyle güle güle bize bakıyor ama dede gibi bakıyor (Yani ya da 13 yaşımda öyle algıladım), arkadaşım terslenerek kalktı yürümeye başladı, demek o sezmiş, ben de ona gözümle (Ne ayıp ya, otursana) işareti yapıyorum. Nesi ayıpsa?! Arkadaşım oturmadı, ben de amcaya “İyi günler” dedim, elini uzattı, elini öptüm ve kafamı kaldırmamla beni öpmeye çalışan dudaklarıyla yüz yüze geldim. Elektrik çarpmış gibi, titreyerek nasıl elimi çektim, nasıl koşmaya başladım, nasıl korktum, hiç ama hiç unutmuyorum. Sonra Sertan, arkadaşım, kardeşim, bir ona anlatabilmiştim, koşa koşa parka gitti o adamı bulmaya, bulamadı. Benim de hep gördüğüm bir adamdı ama o günden sonra ben de bir daha görmedim. İyi ki görmedim.

 

 

NOT: “Öpsene oğlum amcanı!”, “Kızım dayına sarılsana annem”, “Aaaaa ne ayıp, bak seninle konuşuyorlar, konuşsana…” gibi, duyduğum, çocukluğumdan birçok cümle hatırlıyorum. Hiç annem babamdan duymadım ama etrafımdan çok duydum. Demek ki, çocuk sadece anne babadan etkilenmiyor, toplum olarak bilincin ne denli önemli olduğunu, çocuk sahibi olalım, olmayalım, çocuklara karşı çok dikkatli konuşulması gerektiğini artık herkesin öğrenmesi gerekiyor.

 

 

Yine aynı yaşlarda, ortaokulda, erkeklerin ilginç hareketlerini gözlemliyorduk arkadaşlarla ama aramızda hiç konuşmuyoruz bu konuyu. 4 kız arkadaştık, onlar da iyi arkadaşlarımızdı ama bir şey vardı davranışlarında değişen. Bize karşı değil ama arada 1-2 tanesi bize de saçma sapan davranışlarda bulunmuştu ki, bir gün bahçede çok ama çok yüksek sesle bağırdığımı hatırlıyorum, “Siz cinsel isteklerinizi karşılayacaksınız diye…” gerisinde ne dediğimi hatırlamıyorum, ama rezil oldular, hepsi kıpkırmızı olmuştu, daha da bir şey yaptıklarını “Ben” görmedim. Adım da “Delikanlı kız” oluyordu her sesimi yükselttiğimde. Ne ACI. Çok da kız gibiydim oysa, neden kendilerine benzetirler ki azıcık sesimi çıkarınca?!!

 

 

NOT: Sesini yükselttiğinde iyi şeyler oluyor. Susarsan amip gibi çoğalıyorlar.

 

NOT: Herhalde onların da çocukluklarında “Ağlama kız gibiii”, diyenler ya da arada bir Eren’e “Ereeen, iyice kız gibi olmuşsun” diyen densizler gibileri varmış, olmuş. Bilemiyorum ama Eren’e “Aa aaa Erkek adam ağlar mı hiiiiç?” diyenlere, çocuğu bırakıp cevap yetiştirmek zorunda kalıyorum, “Evet efendim, erkek adam ağlar, kadın da ağlar, çünkü ikisi de insandır!!!” Öyyyle yüzüme bakıyorlar.

 

 

Lise 1’de, okula ilk başladığım gün bir çocuk takılmıştı peşime, kene gibiydi, bir de her yerde karşıma çıkıyordu, korkmaya başlamıştım artık. Minibüse yürüyorum orada, minibüsten iniyorum orada, okulun kapısından çıktığım gibi karşımda! En sonunda baktı olmuyor, o…rspu demişti! Ahhh nasıl yıkıldım.

 

 

 

Lise sondaydım sanırım, tam yılını hatırlamıyorum. Kadıköy’den Acıbadem minibüsüne bindim. En arkada, kapı hizasındaki cam kenarına oturdum, bir sürü insan bindi, önümde de bir adam var, yani varmış sonradan fark ettim. Kendini fark ettirdi çünkü, penisini çıkardı ve oynamaya başladı! Dondum kaldım, kafamı hemen çevirip dışarıya baktım, adam da dışarıya dönük yapıyor zaten, canım dibinde. Işıklarda durduk, orada bekleyen yayalara, yol kenarındaki çiçekçi kadına bakıyorum, ben susuyorum belki ama gözlerim konuşuyor, nasıl kokmuşsam artık, gözlerimle birilerinin görmesini sağlamaya çalışıyorum ama herkes kendi halinde. Aslında bir bağırsam, belki adamı tekme tokat indirecekler aşağıya ama yapamıyorum. Bu eziyetle ve bu korkuyla Acıbadem Köprüsü’ne kadar geliyoruz, benim burnum cama yapışmıştı, o an onu hissettim. Adam indi, arkasını dönüp pis pis sırıttı ve gitti, gözümün önünden gitmiyor o bakışı.

 

 

 

Yıl 2008, ben Hürriyet Gazetesi’nde çalışıyorum, iş çıkışı üniversitedeki kızlardan birinin evinde buluşacağız. Arkadaşım da Koşuyolu’nda oturuyor, Karacaahmet Mezarlığı tarafında. Oradaki sitelerin isimlerini de bilmiyorum her nasılsa! Zira muhtar gibiydim Koşuyolu’nda. Neyse, sağa sola soruyorum sitenin ismini. En son bir araba duru gibi oldu yol kenarında, “Pardon, …… Sitesi ne tarafta?” dedim, takım elbiseli, diksiyonu çok düzgün, çok beyefendi bir adam, “Bizim site, buyrun ben de gidiyorum, götüreyim” dedi. Basiret bağlanması tam olarak bu sanırım, çünkü bindim arabaya, “Çok teşekkür ederim” filan diyorum bir de… Vay salak! Daha tekerlek dönmeye başladı ve bana haşır huşur bir poşet sesi geldi ama sürekliliği olan bir ses. “Allah allah nereden geliyor bu?” diyorum ama kafamı çevirip bakmaya da çekiniyorum. Kafamı çevirmiyorum evet, ama gözlerim fıldır fıldır. Sonra adamın pantolonunun orada bir hareketlilik olduğunu gördüm ama hemen kafamı çevirdim. Elini görmedim, sanırım eli cebindeydi. İşte o anda “Aaa aaaaa benim inmem gerek, yaaa çok teşekkür ederim, yukarıdaki markete uğrayacaktım….. bıdı bıdı bıdı” dedim, kafamı bir çevirdim, o karanlıkta bile fark edilecek derecede kan çanağı olmuş korkunç şekilde bakan gözlerini bana dikmiş, “N’oooldu ki?” dedi inanılmaz ürkütücü bir sesle. O sesin, “Buyrun ben de gidiyorum, götüreyim” diyen sesle uzaktan yakından ilgisi yoktu! “Yok bir şey! Arkadaşım bir şeyler istemişti almayı unuttum” derken zaten kapıyı açmıştım. İndim ama, kapıyı kilitlemiş olsaydı, o panikle bağırmaya mı başlardım, adam da panikleyip bıçaklar mıydı ya da başka bir şey?! İyi ki o kapı açıktı. İndim ama ben değildim o. Beynim uyuşuktu indiğimde, korkudan dizlerim titriyordu, şaşkınlıktan adamın plakasını bile almamışım. Salak Derya salak Derya! O gece uyuyamadım. Adamın o bakışı, gözümün önünden, “N’oldu ki?” deyişi, o ses tonu kulaklarımdan gitmedi birkaç ay. Kendime çok kızdım. “Ne biniyorsun tanımadığın adamın arabasına?” diye, yapacağım bir şey hiç değildi, işte hakim kravat taktı diye iyi halden cezasını hafifletiyor ya, sanırım o hakimle aynı kafayı yaşıyordum o sırada. Takım elbiseli, diksiyonu düzgün, tam prezantabl. İyi halden bindim herhalde o arabaya ama şanslıydım. Yaşıyorum.

 

 

 

NOT: “Sesini yükselttiğinde iyi şeyler oluyor. Susarsan amip gibi çoğalıyorlar.” demiştim önceki notlardan birinde ama aynı şey, bu arabadaki olay için geçerli değil. Arabanın içinde sesimi yükseltseydim kim bilir neler olurdu?! Tahmin etmek bile istemiyorum. Belki de bir şey olmazdı ama ya olursaydı. Salağa yatıp, “Aaa aaa markete gitmeyi unuttum” demek daha akıllıca geldi. En azından arabaya binme aptallığını yaptıysam, buna devam ediyor gibi gözükmek boynumun borcuydu.

 

 

 

Bunun haricinde de, sadece bakışlarıyla asılan, “Ne yapıyorsun sen be?” desen, diyemeyeceğin, “Aaa aaa, sen ne biçim insansın, ben şimdi sana ne yaptım?” deyip, bir de sen eşeklik etmişsin muamelesi yapacak bir sürü insancık daha… Hani yemezsin de, yerler işte. Kanıt yok. O bakışları nasıl anlatacaksın?! “B..k attı” olursun.

 

 

 

 

#sendeanlat e mi? Böyle açık açık isim yazamıyorsan da, onu tanıyanlara açık açık anlat ki, herkes bilsin ne olduğunu. Bari başkalarının canı yanmasın.

 

 

NOT: Bu yazıyı bir daha okuyamayacağım şu an için edit yapmak adına, yazım hatalarını hoş görün. Bir ara midem aldığında girer düzeltirim belki.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • minibüslerde ki mantaklar trafikte taci edenler hele çocukken yaşadığın ama anlam veremediğin garip yaklaşımlar,lise sıralarında erkekliğini ispat etmeye çalışan zavallı ergenker akşam dışarı çıktığında arkandaki ayak seslerinin sende yarattığı o korkunç his…gerçekten ucuz atlatmışız bugün anne olmak bu korkuları daha da artırıyor malesef…
    Not:yüreğinize sağlık bu hayvanların yaptıklarını anlatırken imla hatası nedir ki ??? canınız sağolsun soluksuz okudum benzer durumları yaşamamış hemcinsimiz YOK!!!!!

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*