Sevişmek isteyen kendine yer bulsun

Dün “Elimizi Verdik Yatağı Kaptırdık” başlıklı talihli yazıyı yazdıktan hemen sonra, yani dün akşam, Eren’i odasında yatırma çalışmalarını başlattım.

 

 

Çok sert bir duvara tosladım.

 

 

 

Yasin zaten baştan yelkenleri suya indirdi. “Gel beraber yatıralım, başında duralım.” dedim, “Olmaz, ağlayacak.” dedi, “Belki ağlayacak ama kararlılığımızı görünce ve biz de yanında olunca, alışacak ve sorun olmadığını anlayacak” dedim. “Iıı- ıhhh” dedi, “Neden” dedim, “Vicdan” dedi.

 

 

 

Yani bana “vicdansız” demek istedi.

 

 

“Zaten zor olacak, beni yalnız bırakma” dedim, dinletemedim.

 

 

 

“Sen Eren’i uyut, ben ütüyü yapayım.” deyince, tereciye tere satarak istediğini elde etti. (Evet, Yasin dün ütü yaptı ama nasıl yaptı? Değinmeden edemeyeceğim. Koltuğa oturmuş, koltuğun yanında çikolata poşeti, bir havlu ütüleyip, arkasına yaslanıp gofret yiyerek -ütü bu arada boşu boşuna çalışıyor- … “Yasin, sonra yersin, su yakmıyor bu ütü.” deyince ben, “E yoruluyorum dinlenmem lazım” dedi ve ekledi, “Oradan düz bir şeyler verir misin? (Havlu, yastık kılıfı…vs)”, “Neden kargacık burgacık olanları ütülemiyorsun?” diye çok yerinde bir soru sorunca ben “Sen ayakta işeyebiliyo musun?” gibi sonunda soru işareti olan bir cevapla ağzımın payını aldım. Acaba ayakta işeyebildiğim gün Yasin tüm ütüleri yapacak mı? Bilemiyorum)

 

 

 

İvedilikle konuya geri dönüyorum.

 

 

Eren’in odasını çok huzurlu uyuyabileceği bir hale soktum, zira odasındaki yatağı ardiyeye çevirmiştim. Eren’le odaya kapandık, yerine yatırmamla ağlamaya başlaması ve hızla geri kalkması bir oldu. Repertuarımdaki en vurucu şarkıyı mırıldandım “Canım ooooooooooğlum tatlı oooooooğlum seni çoooooooook seviyoruuuuuuuum sen iyi ki doooooğdun küçük oooooooğlum seni çoooooook özlüyoruuuuuuuum.” ama ne fayda, ağlamaktan içi çıktı, kalkıp kalkıp yatağının kenarına koyduğum kafamın üzerine kafasını koyup kendinden geçiyor, tekrar yatırıyorum, tekrar uyanıyor, ağlıyor, ayağa kalkıyor, uyku sersemi bir de dengeyi sağlayamayıp geri düşüyor, daha da çok ağlıyor. Ben de tam vazgeçecekken “Olmaz, istikrarlı ol” diyen yanıma tutunarak sağlam durmaya çalıştım Eren çocuğunun karşısında. Sadece kucağıma aldım, kollarım uyuşana dek ama odadan çıkmadan kucağımda tuttum, uyudu, zannederek tekrar yerine yatırdım. Yok arkadaş, ben bu çocuğu odasında uyutamadım.

 

 

En sonunda ağlamalarına, gözü kapalı isyankar feryatlarına dayanamayarak (Ben de vicdan sahibiyim canım) bizim odaya doğru yola çıktık. Daha odanın kapısını görür görmez sustu, içeri girince sakinledi, yatağa koydum uyudu.

 

 

Tak tak tak…

 

 

Varsa bu işin normal bir yolu yapayım ama çocuğun ağlamasına çok da takık olmamama rağmen ben bile dayanamıyorsam o haline, bir yerlerde bir yanlış var muhakkak.

 

 

Bir daha denemeli miyim? Ne zaman denemeliyim? İstikrar şart ama bu vaziyette de geçerli mi bu kural? Bilemedim.

 

 

“Bizim yatakta yatsın, yuvarlansın, yeter ki öyle ağlamasın”cıyım şu anda. Sevişmek isteyen de kendine bir yer bulsun.

 

 

NOT: "Eren’in odasını çok huzurlu uyuyabileceği bir hale soktum" sözüme ithafen, "Huzurlu yer, çocuğun sorunsuzca uykuya dalabildiği yerdir, anasının seçtiği yer değil." demek istiyorum.

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş