Terapiler antidepresanları döver

İnsanın zor zamanlarını, baş edemediği psikolojik durumlarını yazması zordur. Pardon, yazması çok kolaydır aslında da, yazıp yayınlaması zordur. Birilerinin okuyacağını bilerek yazması. Ben yazarak çok rahatlayan biri oldum hep.

Lisedeyken bir defterim vardı, defterin sayfalarında yer kalmadığından, harici kağıtlara yazıp arasına sıkıştırırdım. Evdekiler okumasın diye okula götürür, teneffüste şakacı arkadaşlarım araklamasınlar diye yanımda gezdirirdim. Herkes için merak konusu oluyordu tabi “Ne var o defterde?” demeye, benden cevap alamamaya doyamıyorlardı. Halbüsü “Elinin körü var”dı. Yani seni ilgilendiren bir durum olsa zaten anlatırdım değil mi?! (Şu ig’deki emojilerden wordpress’e de koyuverseler keşke).

 

Hatırlıyorum, ben çocukken, ergenken, insanlar psikoloğa gitmeyi, bir zayıflık, bir delilik göstergesi, efendime söyliiiim bir aşağılanmışlık olarak görür, gizlerlerdi ya da baştan hiç gitmezler, sonunda psikiyatr kapısı çalarlardı. İlaçlar verilir, günler, aylar, yıllar, yalandan kurtarılır, iyileşip yavaş yavaş ilaçları bırakırlardı. (Geçmiş zaman çekiminde yazıyor olmam, şu anda bunların hala daha olmadığını göstermiyor kesinlikle). Sonra tekrar bir tetikleyici gelir, kulağa “Evveeeet, ilaca dönme zamanı geldi” derdi/der! 

 

Yıllarını antidepresanlarla geçiren, ondan bağımsız bir hayat düşünemeyen, onlarla yaşayan insanlar var hala. İlaç kullanan ama sorunun ne olduğunu bile bilmeyen, merak etmeyen, öğrenmek istemeyen, karşılaşmaktan, yüzleşmekten korkan… Korktukça daha çok ilaçla yaşayan.

 

 

 

Ben de hayatının belli dönemlerini ilaçla atlatmış bir insan evladıyım. Çok net şunu söyleyebilirim, iyi hissetmek için, doktor önerisiyle aldığım ilaçlar, o dönemimi daha sakin, daha anlamsız, daha bomboş geçirmemi sağladı evet. Bazen bir cümleyi anlayabilmek için üzerine epey düşündüğüm oluyordu, sanki beynimin düşünme, muhakeme becerisi silikleşiyordu. Kullanılması gereken minimum sürede kullanıp, kendimi artık iyi hissettiğimi düşündüğüm noktada, yine doktor kontrolünde yavaşşşşça bıraktım ilaçlarımı hep.

 

Sonra ne oldu? En ufak bir tetiklenmede, bir öncekinden daha büyük tepki verdi ruhum. Her seferinde, daha büyük tepkiler verdi, çünkü ben onun için bir şey yapmamıştım. Ben dönüp kendime bakmayı değil, kendimi susturmayı tercih etmiştim. Bir çocuk ağlayıp, kriz noktasına geldiğinde onu sadece susturmaya çalışmak gibiydi yaptığım. Neden ağladığını, neden krize girdiğini anlamaya çalışmak daha zor çünkü. Ben kolayı tercih etmiştim, bilinç düzeyinde ya da değil ve tercihimin beni taşıdığı noktada, iyi bir anne olmadığımı, içimde gittikçe büyüyen ve artık ciddi anlamda, bedenimin belli noktalarında (Kaburga kemiği, iki göğsümün arasındaki kemik gibi), hissedilen gerçek acılara dönüştüğünü far ettim. Ne yapacağımı bilmiyor olmanın yanında, kesinlikle ilaç kullanmak istemediğimi biliyordum. Bu iyi bir şeydi. 

 

NOT: Hatta ilk olarak, terapiden de önce, hacamat yaptırmıştım.  

 

 

O zaman terapiye başlamam gerekiyordu. İyi de bu ciddi bir masraf demekti.  Delirmek ise paha biçilemez:))) Ben de süreci hızlandırmak için daha çok çaba sarf ederdim canım.

 

 

… ve başladım. Şimdi bulunduğum noktadan A noktasına bakınca, değişime inanamıyorum. Bu kadarını beklemiyordum ne yalan söyleyeyim ama bırakmayacağım, çünkü Nilüfer Devecigil’in de dediği gibi, “Her gün iyileşiyoruz”.

 

 

Terapi notlarımı, terapide sorulacakları, okuduğum kitaplarda dimağımı açan, kendimde fark ettiklerimi hep not aldığım bir defter edindim. Not almaya devam ediyorum. Çocuklarıma ve çocukluğuma mektuplar yazıyorum. Bildiğin ders çalışır gibi kendime çalışıyorum.

 

 

…ve yine Nilüfer Devecigil’in dediği gibi “İlişkilerde yaralanıp ilişkilerde iyileşiyoruz” ve bunu destekleyecek şekilde, Deniz oğlum benimle iyileşmeye başladı. Ben de annemle, babamla yaralanıp çocuğumla iyileşiyorum ve kendimle. Dönüp kendi çocukluğumu seviyorum mesela, valla bak, yanaklarımı ellerimin arasına alıp “Geçti tatlım, ben buradayım ve her şey yolunda” deyip güzelleşiyorum, güne devam ediyorum. (Bu saydıklarımı her zaman ve her durumda yapamıyorum, bkz. regl dönemi ve baĞzı zor zamanlar daha ama çabalıyorum sonuçta)

 

 

“İnsanın zor zamanlarını yazması kolay değil” demiştim ya başta, işte ben anneliğimin bu hoşlanmadığım yanlarını yazmak hiç istemedim, zaten o zamanlar bırak bunları yazmayı, herhangi bir şey bile yazmak istemiyordum, sanki de marifet mi yapıyordum ki? (Çünkü annelik marifet ister) Çok tahammülsüz bir kadın oldum, 2. çocuğumla tetiklenen bazı kapalı kutularım bana, tabii dolayısıyla Deniz’e ve Eren’e zarar veriyordu. Görüyor, biliyor ama bir şey yapamıyordum. Şimdi ise yapıyorum, elimden geldiği kadar ama daha yüksek bir farkındalıkla. Bana iyi gelmediğini düşündüğüm 2. anneliğim, aslında bana çok daha kıymetli şeyler sunmuş farkında olmadan. 

 

IMG_4273

NOT: Şu yukarıdaki paragraftan, yazmak için, “İyi şeyler yaptığım, pek marifetli olduğum” bir zamanı beklediğim anlaşılabilir. Oysa daha o düzlüğe çıkamadım ben, yolum uzun ama yolum güzel, burası güzel, onu söylemek ve hatta yapamadıklarımı yazmak istiyorum daha çok.

 

 

 

Şimdi, “İyi ki o acılar peyda olmuş” diyebiliyorum.

 

 

Belki yine yazarım, o zamana kadar hoşça kalın.

 

IMG_9201

 

NOT: Bu yazıyı 5 ay önce yazmış ve saklamıştım, bugün şöyyyle bir eklemelerimi yaptım. Belki birileri yalnız olmadığını hisseder.

 

 

Share on Facebook9Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*