Var Olan Annenin Yokluğu

Şu bloguma en son 20 Haziran’da yazmışım, 5 gün sonra 8 ay olacak. İşte o aralar bana bir şey oldu. Aslında olan daha önce oldu da, o son yazıdan sonra yüzüne bakmayışım, beklenen bir sondu. 

 

 

Hiç elim gitmedi ama hiç, hiç yazasım gelmedi, ki oysa ben yazarak rahatlayan, hafifleyen biri oldum hep. Teeee lisede, içine sıkıştırdığım harici kağıtlardan şipşişko olmuş bir ajandam vardı. Ajanda dediğime bakma, hiç planlama için kullanmadım, yazardım ona bol bol. Nereye gitsem yanımda taşırdım, kimseler okumasın diye:) Ay komik geldi bi an. Üniversitede, o ajandanın yerine, bağımsız kağıtlara ya da ders defteri aralarına yazdım, Yasin’in eline de boool boool tutuşturmuşluğum vardır. Bir çeşit sorunu çözme şekli olarak ele kağıt tutuşturma alışkanlığı diyelim.

 

 

Dergide çalışırken ise, yazmadım, yazanların yazılarını editledim, kestim, biçtim, o an için en güzel haline getirmeye çalıştım.

 

 

Neyse, evlilik, 1. çocuk, 2. çocuk derken bana bir şey oldu. Ne olduğunu hiç bilemedim ama hep arttı, sürekli yükselişteydi grafiğim. Sonra bir an bu yükselen şeyi tarif edebildim: ACI. 

 

 

Bir acı var ama ben onun neden kaynaklandığını bilmiyorum, elimden bir şey gelmiyor, ne yapsam orada, tüm çabalarım da boşuna. İnsan göresim yok. Yanında rahat hissettiğim birkaç arkadaşım dışında, çocuklarımın yanında bile çok az huzurlu olduğumu farkettim.

 

 

…ve artık zurnanın zırt dediği yerde terapiye başladım. 

 

 

Başlıkta yazdığı gibi ve daha fazlası; Var olan annenin yokluğu; Var olan eşin yokluğu; Var olan evladın yokluğu; Var olan kardeşin yokluğu; Var olan arkadaşın yokluğu… Olan tam olarak buydu. Ben, ilişkide olduğum insanlardan yok oluyordum. İstediğim ve rahat hissettiğim de buydu ama acı hala orada, her koşulda duruyordu. 

 

 

Terapimin ilk günü tır çarpmış gibi oldum. Tam anlamıyla kendime gelmem, arkadaşlarımın da desteğiyle 2 tam günümü aldı. Gelsindi 2. seans, o da çok verimli geçti, şimdi 3.’yü bekliyorum. 

 

 

Arkadaşım Güldem, Var Olan Annenin Yokluğu kitabını okuyordu, yukarıda yazdığım şeyler olurken, biliyordum, sıkça yaptığı paylaşımlarda, okuduğum her paragraf çok çarpıcı ve fazla doğru… “Alayım ben de” dedim ama kitabın en son baskısı 2013:( Bulamadım hiçbir yerde. “Güldem bitirse de alsam ondan” diyordum kendi kendime. Neyse ki şu an elimde. Yani birkaç gün önce aldım ondan ve hemen o gece okumaya başladım. Aha da 

 

IMG_1290

 

Ana (gözleri kocaman açılmış suratı koyayım şuraya) o da ne!? 29. sayfaya gelene kadar sanki iğneli yatakta yatıyordum. Zor ettim 29’u. Tüm vücuduma iğneler batırıyorlar sanki ve  bir feci kaşıntı. “Yok canım, kitapla ne alakası var.” diyerekten, aymaz olma gayretiyle koydum kenara. Dün akşam, iğne batması ve kaşıntısız ve keyifli bir anımda tekrar açtım, yanımda ajandam, notlar alıyorum “S30- ……..”. Sayfa 39’a geldiğimde yine iğneler batmaya başladı:) ahahahahaha ay gülme tuttu. Yok henüz delirmedim. Sakin. Ayaklarım kaşınıyor yine filan. Kaldırdım koydum yine kenara. 

 

 

Güldem’le konuştuk bu konuyu ve son olarak, (ay bu çok komik) kitabı okumaya devam etmeye, kaşıntı geldiğinde kenara koymaya el birliğiyle karar verdik:)))) Kerterizim kaşıntı ve iğne batması yani:) gördün mü kaç. 

 

 

İnsanların, duygularını, şeffaflığıyla açığa vurması zor. Hele de böyle okunacağını bilerek yazması, belki “İnsanlar benim hakkımda ne düşünür?” vs kaygısından, “Bu özel ve bende kalmalı” ya evrilen, daha kabul gören; yazmamayı, ifade etmemeyi daha legal hale getiren bir gizde kalması uğraşı. Bunu ben de düşündüm, şunu “Bu özel değil mi?”. Tabi ki buraya anlatmadıklarım var, onlar şimdilik “Özel” ama bu kadarı, duyguları ifade etmeye çalışmak, yaşadığım güzel şeylerde olduğu gibi, acılarda da duruş değiştirmemek önemli, çünkü bunu yaşıyoruz. Değil mi? Bu gerçek. Kahkaha kadar. Huzur kadar. Mutluluk kadar. Çocuğunu sevmek kadar. Çocuğuna kızdığın, bağırdığın kadar gerçek. 

 

 

Biliyorum, bu ve bunun gibi duygularda yüzen insanlar var. “Ben de bunu yaşıyorum” demelerini beklemiyorum ama okurlarsa, yalnız olmadıklarını bilsinler istiyorum. 

 

Son olarak, kitabın girişinden bir bölümle bitirmek istiyorum.

Ekran Resmi 2017-03-16 00.07.56

 

ANNE, NEREDEYDİN?

İlk adımlarım,

Uçabileceğini gören yavru bir kuş gibi, mest olmuş halde,

sendeleyerek gururla durdum.

Arkama baktığımda, gülüşüm yüzümde dondu.

Seni bulamadım.

Anne, neredeydin?

 

Okulun ilk günlerinde

tangır-tungur bir otobüste,

yabancı bir yere giderken,

çocuklar bağrışıp, büyükler birbiriyle arkadaşlık ederken,

bütün dünya bana yabancıydı.

Anne, neredeydin?

 

Eve ilk kez ağlayarak geldiğimde,

arkamda çocukların kahkahaları,

sözleri hala kafamda çınlıyor.

Biraz desteğe ihtiyacım vardı

ama sen sessizdin.

 

Orada eski fotoğraflardasın,

ama anılarımda yoksun,

kucaklandığımı ya da şımartıldığımı

ya da ikimize ait özel anları hatırlamıyorum.

Kokunu ya da bana dokunuşunun hissettirdiklerini hatırlamıyorum.

 

Gözlerinin rengini hatırlıyorum

ve derinlerindeki acıyı,

bir sürü başka şey gibi, genellikle saklanmış,

arkasına geçemediğim bir maskenin ardındaki acıyı.

 

Baktın ama beni göremedin.

Sıcaklığın küçük kız kalbime hiç ulaşmadı.

Neden birbirimiz kaybettik anne?

Neredeydin?

Benim yüzümden miydi?

 

 

 

Share on Facebook10Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*