VideoBLOG- Eren Eren

Eren yavrum, zaten çevredekilerin kanaatince erken konuşmaya başlamış, hatta gaaayet düzgün konuşan bir çocuk. Şu an 2.5 yaşında ama biz onunla 16 aydan beri neredeyse konuşuyoruz.
O vakitlerde derdini anlatmaya başlamıştı ve tabi kelimeler çoğalarak gelişti. Çin Dili ve Edebiyatı’ndan Türk Dili ve Edebiyatı‘na geçti…

 

 

 

 

 

Eren yokken, bir çocuk ve annesinin diyaloğuna şahit olduğumda küçük dilimi yutacak hale geliyordum. Kardeşim, çocuk “khdkajsklglkfhjklgjhkttupoh” dedi, bu, Çin Halk Cumhuriyeti’ne seslenişin resmi belgesidir ama annesi “Şimşek mcqueen izliiiicem” dediğini iddia ediyor. Vallahi değil, ondan bunun çıkması namümkün ama anne dediğin anlıyormuş meğer çocuğunun dilini. Bunu taaaa yeni anladım, tamam Eren fonetik ve diksiyonda yaşıtlarına oranla daha anlaşılır filan ama o da normal konuşmayı öğrenip sonradan bozanlardan. Bir şey söylüyor, “O ne?” diyorsun “Apaçe” diyor mesela, “Peki apaçe ne?”, “Apaçe”…

 

 

 

 

 

 

“Popo gibiiiii” diyor mesela,

“Fitigot” diyor mesela, anlayamayalım inşallah diye demediğini bırakmıyor.

 

 

 

 

 

Bu ara 2. tur tuvalet eğitiminden kelli, pipisi ve onun alt tarafındaki yumurtalıklarla pek haşır neşir. “Bu ne?” diyor, “Yumurtalıkların oğlum” diyoruz, kahvaltıda en sevdiği yiyecek olan “yumurta” kelimesini oraya oturtamıyor ya da yakıştıramıyor ya da her neyse ama sonuçta “Hayır o yunurta diiiiil” diyor, “Hmmm ne peki?” deyince de “Penis” olduğunu iddia ediyor. O da, taaaaaa pipiyle ilk tanışıklığı olduğu zamanlarda “Bu pipi ya da penis” oğlum dediğim içindir. “Madem iki tanımlama var, ben de dilediğim gibi paylaştırırım” mı diyor nedir?! Sanırım bir anlam kargaşasına yol açtım. Neyse pipi de onun yumurtalık da, onlara istediği ismi takmakta da özgür.

 

 

 

 

 

Gelelim 22 Nisan 2013 Pazartesi akşamı, uyumadan bir tık önce, kendisine küsümsü olduğum bir anda “Anne seni çok seviyorum- Seni çok seviyorum duydun mu?” dedi ve yağlarımı eritti. Hemen sabahında, yani 23 Nisan 2013 Salı sabahı ise, “Anne sen çok tatlısın” diye yanağımı sevmek suretiyle uyandırdı beni. Böyle durumlarda selülitler vızzzz gelip tırısss gidiyor söyleyeyim.

 

"Fotoğraf çektireceğiz, iki kare fotoğrafımız olsun" diye kendi kendime gelin güvey olmamın resmidir.

 

 

 

 

Bu son tarihten daha önceki bir zamanda da, yerde duran kutuyu görünce “Hadi gel oynayalım” diyen babasına “Babaaa bu kutu buraya ait diiil” dedi, nefesim kısa süreli kesildi, “Dur yerine koyiiimmm” diyerek de aldı kutuyu camın önündeki yerine yerleştirdi. Yasin’le sessiz kalma hakkımızı kullandık. Tam olarak “Nerelere gideyim nasıl edeyim… durumuydu bizim için.

 

 

 

 

Her akşam uyumadan önce okuduğumun “Kitap” ise, onun için hiçbir zaman “Kitap” değildi, “KİPAT” idi ve en nihayetinde onu da devşirdi, artık “TİPAK” diyor.

 

 

 

 

Gelip göbeğimi, kardeşini öpüyor ve ısrarla kendi göbeğinde de bebek olduğunu savunuyor!!!

 

 

 

 

Hatırlayamadıklarım, atladıklarım varsa eklemeler yaparım zamanla ya da Yasin yorumlara ekler, belki?!

 

 

 

 

 

Geçen akşam üstü karnı acıkan Eren’e “Çocuğum evde gram yemek yok, hatta alışveriş zamanımız geldi” diye uzun bir cümle kurmadım tabi, kursam da takar mıydı bilmiyorum ama ben “Yemek yok, ne yapsak hmmm” derken “Peyniiiiir, haşaşşşşş” diye sesler yükseldi yavrucaktan, hay aklınla bin yaşa sen e mi? Yemek olmadığında en iyi akşam yemeyi kahvaltıdır ne de olsa değil mi? Koydum önüne peyniri, haşhaşı;

 

 

 

 

 

 

 

Vurmalı kırmalı haller devam ediyor ama artık benim tepkim biraz daha farklı, geçenlerde bir gün çok ağır darbe aldım kendisinden, sinirim tepeme çıktı, “Konuşmayacağım bir süre seninle” dedim ve sözümü tuttum, çok ağladı, “Çok canım acıdı” dedim, “Öpiiiiiiim” diye ağladı bu sefer, bilse ki ben istiyorum asıl öpmeyi, bilse ki dayanamıyorum onun o haline ama lafımı yemedim. Biraz sonra yanıma geldi koltuğa ve konuşmaya başladım onunla, öptü kendi isteğiyle vurduğu yerleri “Söz ver bir daha vurmayacağına” dedim “Söz” dedi, öpüştük koklaştık ve “Ben çizgi kiiilim izliiicem” diye devam etti. Sözünü yedi mi? Tabi ki ama eskisine göre daha az sayıda darbeler indirerek. “Biz ne konuşmuştuk koltukta seninle?” diye sorunca da “Vurma diyeee…” cevabını verdi hep. Yeni taktiğim; o vurduğunda, sanki hiç vurmuyormuş gibi, hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmak! Azıcık işe yaradı bile, önümüzdeki günlerde net bir çıkarım yapabilirim sanıyorum.

 

 

 

 

İşte böyyyyle… 🙂


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*