Boğadan öküze…

Tam da bu aralar eğitim, eğitim sistemi, çocuklarımızı içine alan ve bizi de beraberinde sürükleyen gerici zihniyet ve bu zihniyetin okullarda MEB kumandasında kanaat önderi olması konularıyla ilgili düşünüyor, yazıyorken, babam (Kayınpederim), beni çok duygulandıran bir söyleşi başlatma kararı aldı. “Genç Akademi” olacaktı adı.

 

 

Artık her cumartesi, saat:13.00- 15.00 arasında 13 yaş ve üzeri gençlerle bir araya gelmek istediğini söyledi, yine kendi düzenlediği ve 21. yılını kutlayan Çarşamba Buluşmaları’nda ve ekledi, “Bu cumartesi başlıyoruz, kimse gelmeyecek dahi olsa, kendi çocuklarımla söyleşeceğim, çocuklarımı dinleyeceğim ve onlara tecrübelerimi aktaracağım…” İşte beni de en çok duygulandıran buydu. Ağlayacaktım neredeyse, çünkü bu çok güzeldi, çok gurur vericiydi, çok umut vericiydi. “Anne babalarımızı değiştiremeyiz artık ve onlarla aynı dili konuşmuyoruz ve anlaşmak çok zor…” dediğimiz oluyordur ama bu tarafta bir baba, gelişim ve değişime ayak uydurmak, kendi birikimlerini de bu süreçte paylaşabilmek adına, gittiği yolda bir durup geriye bakmayı tercih ediyor ve gençlerle buluşmak, onları beslemek ve beslenmek arzusuyla heyecanlanıyor. 

 

IMG_8551

 

Bugün, “2 çocukla nasıl katılacağım?” diye düşünüp paniklerken, Deniz’in hiç uyumadığını ve uykusunun geldiğini fark ettim. Gözlerim ışıldadı, Deniz uyursa Eren de bizimle büyükbabasını dinleyebilir ve o da kendi fikirlerini paylaşabilirdi. Deniz’i Osmaner’e teslim ederek hazırlanmaya başladım. Osmaner Deniz’i uyutmuş, ben Eren’e neler yapacağımızı anlatmıştım. O da konuşmalıydı (Ne kadar yaş aralığına uymasa da), fikirleri, söyleyecekleri önemliydi. Konuşmadı o ayrı ama olsun, fark etmez, oradaydı, bizimleydi bir süre.

 

 

 

25 kişilik bir katılım olmuştu, herkes kendini tanıttıktan sonra konuşma başladı. Kendimi üniversite yıllarımda gibi hissettim, ortam, sohbetin niteliği, çok dimağ açıcı ve ilgi çekiciydi. Konu “Başarı”ydı, “Başarı neydi?” herkes kendine göre tarif etti. Sonra başarı hikayelerinden bahsettik, başarı hikayelerinde, benim verdiğim örnek de dahil olmak üzere, ekonomik anlamda başarıyı yakalamış kişiler ve hikayeler örnek gösterildi, Walt Disney’den, Starbucks’a kadar…  Peki başarı sadece, ekonomik anlamda kazanımlar elde edince mi kendini gerçekleştiriyordu? Hayır! Mevki miydi sadece? Hayır! En önemlisi insani değerini kaybetmemiş olmaktı, hemfikirdik bence bu konuda.

 

 

 

Babam tam bu sırada bir hikaye anlattı: Babası oğluna “Senden adam olmaz” der dururmuş, adam birgün vali olmuş ve yanındaki adamlardan birine bir adres vermiş, bu adreste babam var, babamı alın gelin” demiş. Babası gelince, “Bak baba, ‘Senden adam olmaz’ diyordun, vali oldum” demiş, “Oğlum, ‘Ben, senden vali olmaz demedim ki, senden adam olmaz’ dedim adam olsaydın beni almaya adamlarını göndereceğine kendin gelirdin” demiş.

 

 

 

Bunun gibi, başarısız başarı hikayeleri çoktur. 

 

 

Sonra eğitimden konu açıldı ve babam, beni çok etkileyen başka bir şey daha söyledi, “Boğaların nasıl öküzleştirildiğini bilir misiniz? Hayalarını vururlar! O azgın, coşkun hayvan, öküzleşir. İşte bizim eğitim sistemimiz de tam olarak budur” dedi. Bu konuyu bir de şuradan, eğitim sistemimizi, o meşhur “USLU durana bir çentik” cümlesini de düşünerek okuyun derim. 

 

 

Babam devam etti, “Ben öğrenciyken, beden dersiyle çok aram yoktu. Bir gün öğretmen, 5000 metrelik bir koşu başlattı ve bu bir yarıştı, başladık koşmaya ve ben birinci geldim. Ben de inanamadım yarışı kazandığıma. Öğretmen bana 10 verdi. Beden dersindeki diğer çalışmalarda bu başarıyı sergilememiştim ama bana 10 vermişti. Bu, benim hayatımda bir ölçüt oldu ve ben de edebiyat öğretmenliği yaptığım dönemde, sınav kağıtlarını okurken, kompozisyonun içinde, çok güzel kurulmuş bir cümle gördüğümde, girişi, gelişmesi, sonucu iyi kurulmamış dahi olsa, o tek cümleye veriyordum 10 puanı ve bunu da söylüyordum öğrencime”

 

 

 

Bu hikaye aslında çok önemli bir ipucu olabilirdi eğitim sistemimiz için. Bir öğrencinin içindeki cevheri yakalayıp tetikleyebilmek ne kadar değerli. Biz de ise tam tersi, herkesin, neredeyse aynı şekilde anlattığı bir müfredat üzerinden, her öğrencinin “başarı” sağlaması bekleniyor, “başarısız” olanların çokluğu da bundan kaynaklanıyor. Başarısız, çünkü kötü not almış, başarısız, çünkü o işlemi, istenilen şekilde yapmamış, başarısız, çünkü o derse ilgisi yok. İyi de, “başarı” ne? Aslında her çocuğun özellikleri, algılama biçimi farklı değil mi? “Başarısız” çocuk yoktur, “Başarısız” bir sistem vardır ama!

 

 

Devam ediyorum.

 

 

Almaya’da eğitim görmüş bir başkası, oradaki eğitim sisteminden bahsetti, “Orada öğrenmeyi öğretirler” dedi, Öğretmenin çocuğa rehber olmasından, onun öğrenmesini desteklemesinden bahsetti. Bir diğer genç arkadaşımız da Finlaniya’daki eğitim reformundan bahsetti. Çok renkli profiller vardı bugün ve çok beslendik birbirimizden. 

 

 

 

Ben de kendi küçük dünyamda, kendimi başarılı bulduğum bir iki şeyden söz ettim, bu, kendime bir teşekkür gibiydi.

 

 

Bugün bana çok şey kattı. Biraz terapi niteliği de vardı sanki. Babama, böyle parlak fikirleri ateşlediği, bir araya getirdiği için teşekkür ederim. 

 

Share on Facebook8Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*