Bu da bir “Okul”du işte

Bloga yazı yazmadığım o çook uzun zamanda, çocukların okullarıyla ilgili epey didinmeler, koşturmalar var aslında. Hangisinden başlayacağımı henüz bilmiyorum ama herhalde yazdıkça şekillenir ve en son da başlığı atarım.

 

Deniz’i okula vermeye karar verdiğimiz zaman, artık az çok derdini anlatabildiği bir kıvama gelmişti (5 Nisan 2016) ve sadece 4 okulla görüşmüştüm, biri evimizin köşesinde, gidip gelirken hep bakıştığım bir okuldu, kocamaaaan bahçesi, ekin alanları, hayvanları vardı (Böyle şeyler nasıl göz boyuyor), diğeri ise, tanıdığım birkaç kişinin çocuğunu gönderdiği bir okuldu, onun da bahçesi vardı. Bahçe meselesi sadece dışarıdan bakış tabii ki. Daha asıl meseleye gelmedik. Biri Beylerbeyi’ndeydi, diğerini hatırlayamadım.

 

 

Uzun görüşmeler, gözlemlemeler sonucu, Deniz’i, evimizin dibindeki okula vermeye  “Çocuğu okula değil öğretmene veriyoruz” gerçeğiyle karar verdik. Deniz’in okulla ilgili tepkilerini anlayabilmek için 2-3 gün götürdüğüm bu okuldaki öğretmenini şaşırtıcı derecede sevmişti, bunu, öğretmeniyle oyun oynamasından, elini tutup onunla bir şeyler yapmasından, sohbet etmesinden anladım, çünkü Deniz, yeni tanıştığı biriyle böyle iletişime geçmezdi. Bunda, öğretmeninin de ilgisi ve alakası çok etkiliydi elbet. “Gençler birbirlerini sevmişler, bize de hayırlı olsun demek düşer” dedik mecbur. Mecbur diyorum, çünkü bütçemizi aşan bir fiyatı vardı okulun. 

 

Deniz’in okula alışma süreci Eren’den farklı olarak, 1 ay sürdü. Bu 1 ayda, herrrr Allah’ın günü okulda, müdürün odasında, belli bir sandalyede oturdum. Sandalyeyi değiştirmeye bile korkuyordum çünkü odaya geldiğinde direk olarak beni ilk gördüğü sandalyeye bakıyordu. Es kaza ben başka bir sandalyede oturmuşsam ve o da tam o sırada müdürün odasına girip bana bakmak istemişse… Beni göremediği o ilk andaki paniği gözlerinden öyle net okunuyordu ki, canım benim. Hemen önüne atlayıp “Anneciğim ben buradayım” diyordum. 

IMG_2696

 

Okula scooter ile bazen yürüyerek, bazen arabayla gidip geldik. Yakın okul ne şahane bir şeydi… Eren aynı yaşlardayken Beyoğlu’ndan Ortaköy’e gidiyordu. Ha deyince atlayıp gidemediğim bir yere. O da “mecbur”du, çünkü öncelikle Beyoğlu’nda o yaş çocuğu gönderebileceğimiz bir okul yoktu.

 

 

Neyse, artık sabah bırakıp öğleden sonra aldığımız zamanlara gelmiştik, Deniz öğle uykusu uyumuyor uzuun zamandır ve o zaman da uyumuyordu. Arkadaşları uyurken Deniz öğretmeniyle oluyordu. Bir gün okulu aradım, “Merhaba Deniz nasıl merak ettim, keyfi yerinde mi” diye sormaya, “Uyuyor” dedi başka bir öğretmen, “Aa Deniz öğle uykusu uyumuyor ama” dedim, “Uyuyakaldı” dedi. Çok şaşırdım, çünkü Deniz’in uyuyakalması için sabit, hareket etmeksizin uzun süre oturuyor olması gerekir (Sinema filminde böyle uyuyakalmıştı), “Gerçekten çok şaşırdım, öyle uyuyup kalacak bir çocuk değil çünkü” dedim sevimmmli mi sevimli bir ses tonuyla, “Ne yaparken uyuyakaldı?” diye sordum, “Etkinlik esnasında” dedi. (Burada gözlerimiz yuvalarından fırlıyor), Deniz’in, bırakın Deniz’i, herhangi bir çocuğun (istisnalar dışında) etkinlik esnasında uyuyup kalması için özel bir yöntemle bayıltmaları filan gerekir herhalde. Yine aşşırı sevimli ses tonumla (şaka değil, cidden sevimli konuştum) “Ahh ya ben bugün gelip bir izleyeyim kameradan, inanamadım, evde hiç böyle uyumuşluğu yok çünkü” diyerek kapattım. 

 

 

Beynimde şimşekler çakıyor ama. O gün erken gittim, cumaydı, müdür hanıma “Deniz uyuyup kalmış, çok merak ettim, bir izleyebilir miyim?” dedim (Yine çok güler yüzlü), “Bir görüşmem var, pazartesi izleteyim mi?” dedi, “Tabii ki” diyerek ayrıldım.

 

 

Pazartesi günü, Deniz’i öğretmenine teslim edip, müdür hanımın odasına gittim. Açtılar görüntüleri. 

 

Arkadaşlarının uyku saatinde üst sınıfa vermişler Deniz’i, bütün çocuklar ve Deniz yerdeki minderlerde oturuyorlar, (Görüntülerde ses yok) öğretmen çocukları masaya çağırıyor, herkes geçtikten sonra Deniz de popom popom, çekinerek masaya doğru gidiyor, öğretmen bir şey diyor, eliyle minderleri göstererek ve Deniz minderlere geri dönüyor. Deniz, çok girişken bir çocuk değildi, hele de yabancı bir sınıfta, cesaretini toplamış, kalkıp masaya doğru gidiyorken geri çevrilmesine anlam veremedim. Bunları izlerken müdür hanıma “Neden? Nedenn? Neden geri gönderiyor Deniz’i?” diyorum, “Sınıf fotoğrafı çekeceklerdi herhalde o sırada” diyor, “Şaka mı bu? Sınıf fotoğrafı şart mı? Hadi çekilecek, Deniz orada olsa ne olur? Çocuğu cezalı gibi göndermek mi uygun davranış yani?”

Öğretmenlerin görevi sınıfta etkinlik fotoğrafı çekmek değil, olmamalı!

 

Devam ediyor video, çocuklar çoktaaaan resim yapmaya başlamış, Deniz hala yerdeki minderde oturuyor, 15 dakika sonra öğretmen çağırmış olacak ki, Deniz masaya gidiyor, masanın en başındaki sandalyeye oturup resim yapmaya başlıyor, tam 5 dakika sonra “İspanyolca” hocası geliyor, bütün sınıf, minderlerin olduğu tarafa geçiyor, Deniz resmini yapmaya devam ediyor, çünkü zaten daha yeni başlamış, İspanyolca öğretmeni diğer tarafta derse başlamışken, sınıf öğretmeni Deniz’in elinden kalemini çekmek suretiyle alıyor (Çekiyor, çünkü Deniz vermek istemediği ama öğretmen çektiği için Deniz’in kolu ileri doğru çekiliyor) 

 

Sonra Deniz üzgün bir şekilde minderlere gidiyor ama İspanyolca dersine katılmak istemiyor, öylece oturuyor minderde. İspanyolca öğretmeni de derse katmak için hiçbir şey yapmıyor, sınıf öğretmeni, Deniz’i kaldırdığı yere oturmuş dergi okuyor. Deniz de öyyylece oturuyor yerde, TAM 30 DAKİKA!!! En sonunda uyuyup kalıyor, ders bitiyor, İspanyolca öğretmeni çıkıyor, sınıf öğretmeni başka bir bölüme geçiyor, kamera açısında Deniz’in yanında oynayan 3 çocuk ve hiç öğretmen, yetkili biri, müdür vs yok. Deniz, orada oynayan çocukların dikkatini çekiyor ve bacağını sallıyorlar çocuğun, çünkü onlar da çocuk ve orada KİMSE YOK! Şu an sinirimden ağlıyorum.

 

 

Ben bunları izlerken, karşısında kocaman ekran duran müdüre “Siz burada ne yapıyorsunuz? Hiç mi izlemiyorsunuz bunları, çıkıp okulun içinde dolaşmıyor musunuz? O çocuklar üzerine de atlayabilirdi Deniz’in, kalbi durabilirdi…” gibi beyhude bağırıyordum.

 

 

Deniz’i nasıl iyi ederim diye delirdim. Çocuğu aldığım gibi çıktım okuldan, “Okul bitti mi anne?” dedi, “Bitti Deniz” diyemedim, “Tadilata girecekmiş oğlum, yani tatil oldu sayılır” dedim. Sevindi garibim. Uzuuuuun süre, önünden geçerken “Anne bu benim eski okulumdu ama ben oraya gitmeyeceğim” dedi, “Gitmeyeceksin merak etme Denizciğim” diyerek rahatlatmaya çalıştım.

 

 

Ben buradayım, merak etme geçti anneciğim demek istedim, başka zamanlarda dedim, umarım iyileştirmişimdir onu, o günü.

 

Okul sahibi, müdürü, köşede oturan öğretmenin arayıp “Hata yaptım özür dilerim” demesini ve daha nicesini anlatmıyorum, gerek duymuyorum. 

 

Bu da bir “Okul”du işte!

 

 

 

 

Share on Facebook3Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*