Eren için okul öncesi…

Uzun zamandan sonra ikinci kez blogun başına oturabildim. Yazmak istediğim, beynimde biriken o kadar çok anı, olay, cümle var ki… 

 

Geçtiğimiz pazartesi Eren okula başladı. 18 aylıkken okula başlayan Eren için ve bizim için de, ilk devlet okulu deneyimi olacaktı bu. Önce gittik okulu gördük, müdürle görüştük, etraftan, hatta instagram’dan bile veli avına çıkıp velilere sorular sordum, onları dinledim. Onlara çok antipatik gelen şeyler benim için idare edilebilir, onlar için çok olumlu olanlar bana ters düşebildi ama önemli olan öğretmendi; onun “iyi bir insan” olması elzemdi. 

 

İlk gün, çocukları okula götürdük, merasimler filan derken toplantı yapmaya başladık veliler ve öğretmen. Çocukların yemeğini kimin yapacağı ile başlayan konuşma, “Herkes kendi çocuğuna beslenme koysun”, “Bir yemek listesi yapalım, herkes, o listeye sadık kalarak çocuğuna beslenme çantası hazırlasın”, “Her gün bir anne yemek yapsın, meyvesine kadar, her gün bir anne getirsin” gibi çeşitli fikirleri dinledikten sonra, her gün bir annenin yemek yapmasına karar verildi. Bu benim için çok da uygun bir karar değildi aslında, toplantıda söylemiştim, “Herkes kendi yavrusunu beslesin” demiştim, çünkü bütün çocuklara yemek yapma fikri beni korkutuyor hala da, mesela bugün benim günümdü, muhteşem cuma… Cuma serbest gündü, yani bir yemek bir pilav ya da makarna ya da çorba ve meyve ya da ayran ya da yoğurt. Sorun, herkese yemek pişirmek düşüncesinin bile beni strese sokmasıydı, yoksa ne var 10 tane küçük yavruyu doyurmakta, he bir de, benim, dünü perşembe değil de çarşamba sanmamdı sorun. Neyse ki hallettik. Hafif taşikardiyle…

 

Tabi ki, okulla ilgili, mesele sayılabilecek şey bunlar değil. Zaten mesele, bizim okul, senin okul meselesi de değil. Evet, bizim okulda da fiziki düzenleme, tamirat, perde, halı, temizlik görevlisi ihtiyaçları var ama asıl ihtiyaç sistemin, sistemi bu hale getirenlerin akıllarını başlarına devşirmeleri. Sadece şu anki düzen değil bu, sistemdeki ortak sorunlar, benim ilkokuluna gittiğin zamanlarda da vardı. 

 

Son zamanlarda pırtlak gibi üreyen İmam Hatip okullarından mıdır, aniden görevden alınan müdürler ve yerlerine aniden atanan diğer müdürlerden dolayı açıkta kalan müdür ve müdür yardımcılarından mıdır bilemiyorum ama, geçen sene öğretmenlerini trafik kazasında kaybeden bir sınıfa, 27 yıl müdürlük yapmış bir yöneticinin atanması, 1. sınıfa, yine uzuuun yıllar müdür yardımcılığı yapmış bir müdür yardımcısının atanması farklı bir atmosferde farklı solunan gazlardan kaynaklanıyor olmalı, aksi halde akıl mantık almıyor, hatta, atanan müdür yardımcısının da aklı mantığı almıyor ki, “Aman bana 2. sınıfı vermeyin, öğretemem bir şey, 4. sınıf olsa hadi neyse…” diyor, 3. sınıflara atanan müdür ise, ders saatleri boyunca hamur oynatıp, 2+2=4 gibi, çocukların eve gittiklerinde annelerine “Anne, söyle bakalım 2+2 kaç eder ahahahahahahah” diye anlatıp, dalga geçtikleri bir olaya dönüşmüş. Adam ne yapsın? Çocuklar hangisine gülsün? Veli neye ağlasın? Şaşırmış durumda sistem ve herkes ne yapacağını bilemez halde. Bunları ve nice benzerlerini dinledikçe, okudukça, ağlayacak hale geldim, okulun bahçesinde, yanıma yanlışlıkla yaklaşan her veliye, “Sizinki kaçıncı sınıf? Öğretmeniniz nasıl? Okul nasıl? Sorun yaşadığınız bir konu var mı?” gibi sorular sormaya başladım. En son vardığım nokta, evet, devlet okullarının belki çoğuna fiziki iyileştirme ve bunun için bütçe, bağışçı vs gerekiyor ama asıl gerekli olan sistemin düzelmesinde.

 

Neler yapılabilir mesela?

1- Görevden alınan müdür, müdür yardımcısı, yine kendi pozisyonuna uygun bir yere atanır, uygun bir yer yoksa, olana kadar bekletilir. Okul olmazsa, devletin diğer kurumlarında, uygun yerlere yerleştirilirler ama öğrencilere öğretmen olarak atanamazlar. Atanmaları için, uzun yıllar zaten öğretmenlik yapmış olmaları, şunun şurasında birkaç senedir müdür yardımcılığı yapıyor olmaları kriter olarak aranmalıdır. (Eksiğim varsa tamamlayın, yanlışım varsa düzeltin lütfen)

2- Öğretmenlerin vefat ya da iş göremez hale geldikleri durumlar için, B planı olarak, “Öğretmenler” atanacak öğretmenler seçilmeli. Çocuklar bekletilmemeli.

3- Devlet, devlet okullarında, sadece öğretmen, yönetici maaşı, elektrik, su, wifi faturalarını karşılamakla kalmamalı, her okula, okulun m2’si göze alınarak temizlik görevlisi, beslenme ihtiyacını da sağlıklı koşullarda karşılamalı.

NOT: Bu maddelere eklemek istediğiniz her türlü gerekliliği, lütfen “4-, 5-, 6- …” şeklinde yorumlara ekleyiniz.

 

 

Benim vardığım noktada ise, elimizde olan imkanlar dahilinde, şahsi olarak düşüncem ve yapacaklarım;

1- Okulun fiziki iyileştirilme ihtiyacının belirlenmesi için müdürle görüştüm ve bir ihtiyaç listesi çıkarmalarını rica ettim. Bu çerçevede, ihtiyaca göre bütçe sağlamaya, yardım toplamaya, şirketleri bu sürece katmaya çalışacağım. Şirketler, bağışta bulundukları okullardan makbuz alıyorlar ve eğitime katkı olarak gösterdikleri giderleri, vergiden düşüyorlar (Bildiğim kadarıyla, yanlışım varsa düzeltin). Bunları daha iyi öğreneceğim. 

2- Okulun, yıllık kağıt ihtiyacını karşılayacak matbaalar bulmaya çalışacağım. 

3- Okulun, yıllık araç gerek ihtiyacını karşılayacak gönüllüler bulmaya çalışacağım.

4- Okulumuz, 1865 yılında Sultan Abdülaziz tarafından, doktoru Marko Paşa için yaptırılmış tarihi bir bina ama bir restorasyona ihtiyacı var, korunabilmesi için şart. Sadece okul için değil, tarihi bir değeri koruyabilmek için şart. Bu konuda neler yapılabilir henüz bilmiyoruz.

5- Okulda branş öğretmeni sıkıntısı var. Bunun için velilerle bir görüşme yapıp, (haftanın 2 günü) İngilizce, (2 gün) Drama, (1 gün) Dans gibi branşlarda açıkları kapatmak gibi bir düşüncem var. Tabi ki bunu tek başıma yapmayacağım, velilerin onayı olmazsa zaten hiçbir şey yapamayız. Yani, du bakalım. Konuyu müdürle görüştüm, bu gibi fikirlere ve atılabilecek her adıma açık. 

6- Okulumuzda kantin yok, bir imkansızlıktan kaynaklanıyor gibi görünse de, bir avantaj bence. Geçen sene, veliler kantini işletmiş, herkes evlerinden bir şeyler getirmiş, elde edilen parayla, okulun temizlik görevlisinin maaşını ödemişler. Bunlar çok güzel şeyler ama devlet, okullara temizlik görevlisi sağlayamayacak kadar fakir mi? Böyle güzel şeylere vesile olacak kollektif çalışma düzeninin oluşması da epey sıkıntılı olmuş ayrıca, veliler arasında tartışmalar, anlaşmazlıklar çıkmış. Bir kek pişirip getirmenin sorun olduğu zamanlar olmuş. Olur, olabilir. 

 

NOT: “Şunu da yapabilirsiniz. Biz yaptık oldu.” diye öneride bulunacağınız konular olursa, lütfen yorumlara ekleyin. 

 

 

“Neden devlet okulunu seçtiniz?” diye soranlar olmuş. Özel değil, hatta çok genel. Bu devirde, diye başlayacağım söze, bir ebeveynin, çocuğunu ideal, istediği bir okula göndermesi, yıllık ortalama 20.000TL gibi bir rakamı gözden çıkarmasını gerektiriyor. Çocuk sayısı 2’ye çıktığında sen de 40.000TL ben diyeyim 50.000TL. Tam burada gözlerimiz yuvalarından fırlayabilir. Benim, Eren’i göndermeyi istediğim okul ise, yıllık 30.000 TL. YUH! Rakama bak abi. Bu çocuk boydak değil ki, kardeşi de var. 60.000 TL. Olllldu canım. Ne demişti Eğitim Danışmanı Ali Koç, devlet okuluna da versen, yıllık 40.000TL’lik okula da versen, aslında öğretmene veriyorsun çocuğu. Tamam. Bitmiştir. Öğretmeni bul ve devam et. Bu zamana kadar Eren çeşitli okullara gitti. Aylık 1800TL ödediğimiz okulda, ayda 1000TL ödediğimiz okula göre daha mutlu değildi, hatta “Okula gitmek istemiyorum” derdi her sabah, biz de bunun için, neredeyse 2 katı para ödüyorduk. Devlet okulu, iyi bir öğretmen (Ki, bu “İYİ ÖĞRETMEN” kavramı veliden veliye göre değişiklik gösteriyor. Kimine göre çok disiplinli olan öğretmen en iyisi, kimine göre çok matematik yapıyor olması kriter, bana göre, sevgi dolu, mesleğini gönülden yapan ve eğlenceli olanı makbul, otorite tabi şart ama bunlar öncelik) ve okul aile birliği sağlamak. Yeterli bunlar benim için. Evet, çocuğu okula gönderip, arkamı dönüp uyumayacağım belki ama bütçemizi de sarsmadan, iyi bir eğitim hayatı geçirmesi için elimden geleni yapacağım. Elden gelen buysa, gerisiyle keyif almaya bakacağız artık. 

IMG_0863

 

 

 

IMG_0868

 

 

 

IMG_0881

 

Bir veli olarak, çok fazla kaygım var. Elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışacağım, dilerim aydınlık günler görürüz.

 

Salı günü Eren’i okuldan aldığımda, “Nasıl geçti günün?” diye sordum, “Cakkk, Cukkk, saçma sapan şarkı söyledik, çok saçma anneeee” dedi. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemediğim…

 

Eğitim başlığı altındaki yazıları okumak için tıklayın.

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*