İlkokul Öğretmeni

Eren 2. sınıfa başladı bu sene. Evimizin dibinde bir devlet okulunda, oysa okul öncesi sınıfını Kuzguncuk’ta okumuştu, hatta 1. sınıfa da orada başlayacaktı ve hatta, 1. sınıfına denk düşen öğretmeni tespit etmiş (Çünkü her sınıftan 1 şube vardı ve tespitte zorlanmamıştım), okulun bittiği gün, ayak üstü tanışmış, sonra da görüşme teklif etmiştim. 

 

 

Sağ olsun teklifimi kabul etmişti öğretmen, tabi bilmiyordu ki 12.00’da başlayan mülakatımız 15.30’da sona erecekti. Ali Koç ile yaptığımız seminerde bahsettiği “Kaygılı Teyze” ben oluyorum bu durumda.

 

 

Neyse, öğretmenle yaptığım uzuuun görüşme sonucu, kendisinin bir yurdum öğretmeni olduğuna, hiçbir sivri yönü olmadığına ve ama bazı yönlerinin veliler arasında sıkıntı yaratabileceğine “Ne yapalım, keyif almaya bakacağız” diyerek Eren’in öğretmeni olmasına karar verdik.

 

İlkokula başlamasına 15 gün kala, kayıt işlemleri için okula gittiğimizde, bağlı olduğumuz (Hani şu evimizin dibi) okuldan nakil almamız gerektiğini söylediler, “Hay hay” dedim, evimizin dibindeki okula gidip, konu ile ilgilendiğini öğrendiğim okul aile birliği başkanına, nakil almak istediğimi söyledim. O da “Hay hay” dedi, tam işlemleri yapmaya başlamıştı ki, “Çocuğunuz var mı?” diye sordum, “Evet, biri buradan mezun oldu, diğeri 3. sınıfta”, “Bana bu sene 1. sınıfa başlayacak, bir öğretmen ismi söyler misiniz?” dedim, ” X Hanım ve Y Hanım ama Y Hanım bir X Hanım değil. X çok iyidir” dedi. “İyi! nedir?” diye sordum, “Kendini geliştirmeye çok uğraşır, seminerlere katılır, pedagojik alanda araştırmalar yapar ve eğitimler alır, bunları kendi çabalarıyla yapar” dedi, “Tanışabilir miyim?” diye sordum, “Yarın eğitime gelecekler, 12.00’da bitiyor eğitimleri, o saatte burada olursanız yakalayabilirsiniz” dedi. “Nakil işlemini bekletelim, ben size haber vereceğim” diyerek çıktım, ağır ağır yürüdüm koridorda, sınıflara uzattım kafamı, pırıl pırıl okulun her yeri, kocamaaaaan bir bahçesi, futbol ve basketbol sahası var, okulun arka tarafında bir yeşil alan var, daha da yeşillenebilir alanları var… “Hımm hımmm” diye diye gittim. 

Ertesi gün tam zamanında okuldaydım ama öğretmenler 5 dakika erken çıkmışlar, “Hayyyıııııır”, diye haykırıyordum ki, okul aile birliği başkanı kadın, “Şu yandaki kafeye gidiyor onlar çıkışta” dedi. Koşar ayak kafeye gittim, biiiiir sürü kadın masaları birleştirmiş oturuyorlar, “Hay Allah, acaba öğretmenler onlar mı? X öğretmen orada mıdır? Nasıl da hararetli konuşuyorlar, nasıl gireceğim araya?” diye söylenirken kafamı uzatmıştım bile iki öğretmen arasından “Merhaba, X Hanım burada mı acaba?”, “Benim” dedi bir ses, “Eğer müsaitseniz 5 dakika görüşebilir miyiz?” dedim, “Tabii ki” diyerek yan masaya geldi benimle, diğer öğretmenle görüşmemize benzemedi bu, gerçekten 5-8 dakika kadar konuştuk, “Aslen Fransız Dili Edebiyatı mezunuyum, çocuklarımızla ilgili ‘Benim çocuğum’ değil ‘Bizim çocuklarımız’ dilinin kullanılması uygun bulurum (Ki bu apayrı bir yazı konusu), çocukları ödeve boğmam, gerek de yok, illa öğrenecekler okumayı, yazmayı, hesap kitap yapmayı… Onların duygu durumları benim için daha önemlidir, yeter ki okulu sevsinler, gerisi gelir” dedi, “Tamam, çok teşekkür ederim, memnun oldum” diyerek yanından ayrıldım. 

 

 

Nakil işlemini iptal ettik, “Eren’in öğretmeni X Hanım, okul da evimize çok yakın” diyerek yürüyordum eve. 

 

… ve evet, Eren’in öğretmeni X Hanım, iyi ki o. Sınıfları 35 kişi, “Ne güzel işte öğretmene daha az maruz kalıyor çocuklar” demişti Ali Bey, canım Ali Koç, kısacık seminerde hayat boyu hatırlayacağım kıymetli bilgiler vermişti, sağ olsun. 

 

Eren sabah 08.40’ta evden çıkıyor, 08.50’de ders başlıyor. 

 

Öğretmen, son yaptığı veli toplantısında, “Geçen gün çocuklara bağırırken buldum kendimi, bu ben değilim, bir sorun var, çocuklar herrr şeyi sizin yapmanıza ve hatırlatmanıza o kadar alışmışlar ki, ‘Masaların üzerini tamamen boşaltın, her şeyi kaldırın’ diyorum, ‘Kalem kutusunu da mı?’ diye soruyorlar, ‘Her şeyi’ diyorum, ‘Peki kitaplarımızı…?” diye soru geliyor. Kendilerinin düşünmesine fırsat verin biraz lütfen” diye rica etti. Kendini bizler önünde eleştirmesinden, bizlere yaptığı uyarıdan çok etkilendim, çünkü ne sesini yükselttiği için rahatsız olmayabilir, ne de sorunun kaynağını fark edip bizi uyarmayabilirdi. Çünkü devlet okuluydu en nihayetinde değil mi? Özel okul olsaydı ne olurdu peki? Bence bazı veliler, “Hayır ne olursa olsun bağırmak ne demek yani” diye söylenmeye başlayabilirdi. He, devlet okulundaki bir öğretmenle muhattabız diye mi bu tepkiler verilmedi? Bence değil, bence öğretmenimize güveniyoruz, bağırmaktan hoşnut olmadığı, hatta bundan çok rahatsızlık duyduğu ortada. Onu yükselten nedenleri ortadan kaldırmak için de çabalıyor. 

 

Çok nadir ödev veriyor (Gerçi ben bunda bile zorlanıyorum ama), onda da, “Yapabildiği kadarını yapsın, sıkıldığı noktada bıraksın, sakın zorlamayın, okuldan, ödevden nefret etmesin yavru” diyor. 🙂

Öte yandan beslenme konusunda çok özenli, verdiği liste de çok başarılı, harçlık yasak, çünkü kantinde alıyorlar soluğu ve kantinde sadece zararlı yiyecekler değil, oyuncağımsı şeyler de var, bunlar derse taşıyor. 

 

Daha sayabileceğim onlarca iyi yönü ve baĞzı velilerin hırçınlığının, kural tanımazlığının, çirkin üslubunun önüne naifçe geçebilen bir iletişim modeli var. İyi ki de var. 

 

 

Sonuç olarak halimden/halimizden memnunuz ve şanslıyız böyle bir öğretmene rastladığımız için. 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*