Şu yıl sonu müsamereleri vs.

Okullar kapandı ama okulların kapanmasının nasıl bir şey olduğunu bilmezdim ben. Eren 18 aylık olduğundan beri anaokuluna gidiyor. 2,5 ay önce verdiğimiz okulun haricinde, yaz dönemi kapanan okulu olmamıştı hiç. 

 

 

Arkadaşlarımdan duyuyordum, “Ayyhh haftaya okullar kapanıyor, n’apacağız?” diye, bön bön bakıyordum suratlarına. 

 

 

Ben, “Eyvah, n’apacağım şimdi ben!” kaygısına çok az kapıldım. Bir yaz okulu bakıyorum. Aklımda iki yer var, diğerlerine göre nispeten daha yakın, fiyatı da nispeten daha uygun olan yerler. Birçok spor aktivitesine havuz da dahil. Eren 4,5 yaşında ve sadece 2 kere havuza girdi. Havuz Yasin’i de beni de korkutuyor. Çok sağlıksız olduğunu düşünüyoruz. Özellikle içine koyulan kimyasalların… 

 

 

Neyse, o kısmını çok düşünmemeye çalışacağız. Zaten kesin olarak yaz okuluna gider mi? O konuda da net kararımızı vermedik. 

 

FullSizeRender 

Çok uzattım. Ben asıl olarak, yıl sonu gösterilerinden bahsetmek istiyordum. 2 hafta önce, cumartesi günü, yola düştük, Eren’in okuluna gittik ailece, çünkü yıl sonu gösterisi vardı okulun en minik sınıfının. 2. dönemde neredeyse çoğu zamanlarını müsamere salonunda bu gösteriye hazırlanarak geçirdiler. Bir telaş, bir hazırlık, bir koşturma… 

 

 

Bu, düşündükçe beni geren bir süreçti. Ne bileyim. Bir yıl sonu gösterileri ve telaşları olmasaydı mesela, daha başka şeyler yaparlardı o süreçte, daha da sakin geçerdi. Sürekli müsamere salonunda ya da her neredeyse, belli hareketlerin çocuklara ezberletilmeye çalışılması bana saçma ve gereksiz geliyor ama düşünmemeye çalıştım. Hem neydi? Sistem bu, keyif almaya bak! Ben de o günü, antipatik ve kaygılı değil de, mutlu ve heyecanlı geçirmeye baktım. 

 

 

Duygulandık, paso video çektik, güldük, alkışladık ve onlar gibi biz de yorulduk. 2 saat filan sürdü. Perde kapandıkça “Heh bitti herhalde” dediğimiz gibi perde geri açıldı. Angara’nın Bağları’ndan tut, Gangnam Style, U-A Dev Adam ve nicesini söyleyip dans ettiler ve selamlar verildi nihayetinde. 

 

FullSizeRender.

Çıktığımızda Eren’e sordum, “Eren bu yıl sonu gösterisi sence eğlenceli mi, yorucu mu, saçma mı, sıkıcı mıydı?” dedim, “Saçma ve sıkıcı değil, eğlenceli ama yorucuydu” dedi. Sonra fark ettim ki, tek bir olumlu his vardı saydıklarım arasında, sanki yönlendirmeye çalışıyormuşum gibi ama Eren bunları birbirinden çok güzel ayırmıştı ve bana da ayna tutmuştu. İyi olmuştu bana. İçim rahatladı o andan sonra. Çocuk mutluydu aslında, kaygılı olan yine bendim.

 

 

 

Peki, sistemi kabullenip keyif almaya çalışmak bizi kaygılarımızdan sıyırsa da, acaba umutsuzluğa da mı sürüklüyor? Yani, “Tamam işte, yapacak bir şey yok, çok b.ktan bir sistem ve böyle de gidecek…” mi yani? 

 

 

Burada, Özgür Bolat’ın şu yazısı çok şey anlatıyor aslında. 

Karne günü için yazılmış,

“Cuma günü karneler verilecek.

Çocuklar üç gruba ayrılacak: takdir belgesi alanlar, teşekkür belgesi alanlar ve hiçbir belge alamayanlar.

Çocukların değeri de grubuna göre belirlenecek.

Bakın o gün neler yaşanacak?”

 

Siz yazının devamını, yukarıdaki linkten mutlaka okuyun ama ben şu kısmını da eklemek istiyorum. 

 

MUTLU ÇOCUK

Karneler öğrencileri bu şekilde sınıflandıracak ve eve gönderecek.

Dahası bu sınıflandırmayı aileler de kabul edecek.

Çocuklarına ona göre değer verecek.

Karne aldıktan sonra mutlu olacak tek grup, ailesi tarafından bu sınıflandırmaya tabi tutulmayan grup olacak.

Bu aileler  gerçek öğrenmenin notlar ile değerlendirilmediğini bilir. Çocuklarını yargılamaz.

Bu tür aileler notları değil, çocuklar gerçekte okulda ne öğreniyor onu sorgular. Zaten bu aileler evde öğrenme ortamı da hazırlar.

Siz de çocuğunuzun değerini karnesine göre belirlemezseniz, mutlu çocuk yetiştirme yolunda en büyük adımı atmış olursunuz.

 

İşte burada, “Yine keyif alma kısmına geçebilirim”i fark ettim. Evet, iş ailede bitiyor. Sen karneye değer vermezsen, çocuğun da değer vermeyecek! Değerli olanın karne, not, ödev değil, tamamen kendisi olduğunu hissedecek, bilecek.

 

 

Aslında Eren’e sorduğum soruya verdiği cevap, bana bunu anlatmaya yetmeliydi ama içimdeki kaygılı anne durmadı, çenesi çekilesice, susmadı. Yine de soruyu doğru sorduğumu düşünüyorum. Onun fikrini öğrenmek önemliydi çünkü benim için. Benim yıl sonu gösterisi ve birçok şeyi saçma bulmam sadece beni ilgilendiriyordu, ben çok sıkıntısını yaşamıştım bu gösterilerin, itiş kakış, aylar öncesinden, hem de stadyumlarda çalışmaya başlamalar, çok ama çok antipatik geliyordu bana. Neden? Neden sürüklediler bizi bunlara? Çok sıcak oluyordu havalar, çok terliyorduk, bunalıyorduk ama kimseye derdimizi anlatamıyorduk, anlatsak ne olacak? “Aaaa tabi çocuuuum, hadi sen gelme.” mi diyecekler?!

 

 

Öte yandan, yılın ikinci yarısı okulun bir kısmına hakim olan telaşeyi sağlıklı bulmuyorum. Yani, bunca koşturma ne için? Kim bilir neler kaçırıyorlar çocukların gelişiminde ya da çocuklar, kim bilir ne çok şeylerini paylaşamıyorlar o koşturmacada, agresif oluyorlar belki ama uslu durunca sticker veriliyorduuuu?!

 

 

Yine geçenlerde, “Anne bunu güzel yapmalıyım, yoksa öğretmenim bana sticker vermesss” dediğinde, “Yaw takmayayım filan diyorum ama bu çocuk bundan kötü etkileniyor galiba” derken buldum kendimi ve hemen “Anneciğim, resim yaparken en önemli şey, önce senin keyif alman, sonra da senin beğenmen. Sticker bir eğlence modeli gibi kullanılıyor sadece orada, başka bir anlam yükleme ona” dedim. Önce paniklemiştim ama sonra, Özgür Bolat’ın da dediği gibi, bu iş de ailede bitiyordu. Ben/biz, böyle şeyleri önemsemiyorduk ya ne de olsa, gerisi teferruattı. Yani inşallah teferruattır, zamanla gerçek olarak göreceğiz. 

 

 

NOT: Bu yazıya, tam da karnelerin verildiği gün başlamıştım, ancak 2 çocuklu koşturmacada ancak bugün bitirebildim. Düşün!

Share on Facebook10Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*