39. Hafta

Hala hamileyim evet. Doğurmadım henüz, ama neredeyse doğuruyorum zannettiğim bir günün sabahı yine.

 

 

Dün gece, kafası çok aşağıda olan Deniz yavrusunun daha da aşağı inmeye çalışmalarına şahit oldum. Tam olarak, ayaklarıyla kaburgamdan destek alıp, var gücüyle kendini aşağı itti. İlk bunu yaptığında saat: 22.20 idi ve itme 1-1,5 dk. sürdü, bir sonrakinde saat: 22.49 idi ve itme 1 dk. sürdü. Sonra da herhalde yoruldu ve itme durdu. Azıcık panik yapmadık, heyecanlanmadık desem yalanın daniskasını söylemiş olurum herhalde.

 

 

 

 

Yasin hemen telefonunu şarja taktı, hastanede şarjımız olsun diye, ben eksikleri sıralamaya, Yasin evde tur atmaya başladı, kendini oyalamak için bir şeyler yapıyordu, bana yatıştırıcı bir müzik açtık, ben de kendimi oyalamak için Candy Crush’a sardım ve derin nefeslere. Nedense kendimi oyalama ihtiyacı hissettim, oysa ona odaklanabilirdim, bize gelmek istemesine, ne bileyim, böyle yaptım. Hemen Eren’in doğumuna gidişimizi konuşmaya başladık “Eren’de de bayramın son günü pazardı ve o pazar gecesi hastaneye yatmış, pazartesi sabahı Eren’i kucaklamıştık… Şimdi de, bayram bitti işte, tatilin son günü, yarın mesai saatlerinde gelir mi ki?” Bıdı bıdı bıdı…

 

 

 

Ben

Her gideceğimiz yeri planlarken önce “Rahatça tuvalete girebileceğim bir yer var mı?” diye soruyorum. Sahilde kısa bir yürüyüş yapılacaksa, kafelere yakın olalım diye koordinat belirliyorum, zira sıvı alımım az olduğu zaman bile, mesanemle alıp veremediklerinin ne olduğunu bir türlü anlayamadığım bir itiş kakış yaşanıyor içeride ve sanki adet sancısının çok kuvvetli versiyonu belime vurmaya başlıyor. Vücut “ACİL TUVALETE GİTMEN GEREK” sinyali veriyor. Resmen gözüm kararıyor. Bazen oturduğum şeyin bir sandalye değil klozet olmasını diliyorum. Çok susadığım için bol bol su içeyim ve yerimden kalkmayayım filan. Fanteziye bak.

 

 

 

Sırt üstü yatamadığım gibi, yattığımda sanki Deniz yavrusu belimden çıkacakmış gibi bir ağırlık yapıyor, kemiklerim kırılacak sanki, öyle bir zorlanma. Soluma dönük yatarak çok uzun süre kaldıysam sol tarafım, sağıma dönük kaldıysam sağ tarafım çok ağrıyor. (Cümlede geçen “Çok ağrıyor” kelimelerini mübalağama verin. Evet, o an o ağrı çok fazla geliyor ama diğer tarafa dönünce geçiyor). Neredeyse Oturan Buddha gibi uyuyacağım. Vallahi gece uykusu denen bir şey kalmadı. Döndüğüm yerlerim ağrıyor, zırt pırt tuvalet ihtiyacı, e bir de, daha akşam yatma saati gelip de yatağına giderken “Ama ağlarsam yanınıza geliriiiiiim” gibi bir ön ayar yapan Eren yavrusu geliyor gece, bir yastıkta kocayacağız sarıkanatla, bir karış yerde uyumaya çalışıyorum 3-4 dk. uykuyu. Bir de geçen sabah odamızın, evimizin, en çok da benim vazgeçilmezim vantilatörümüz düştü kırıldı, pardon, kırıldı diye düştü, üzerine bir daha kırıldı. Neyse ki “Mümkün değil uyuyamam, zaten uyuyamıyorum, vantilatör çalışırken bile tepeme sıcak basıyor sabaha karşı” dırdırlarıma dayanamayıp, en tatlı uykulu haliyle tamir etti Yasin, kafası dönmüyor ama çalışıyor, olsun kafası dönmesin, bütün gece onun hitap ettiği noktada yatmaya razıyım, zaten onun hitap ettiği noktayla benim gece maruz kaldığım nokta aynı olduğu için zorlanmıyorum da.

 

 

 

 

Diyelim azıcık fazla oturdum bir yerde, kalkarken, gel gör beniiii beniiii… Sumo güreşçilerinin yerden kalkarken yaptıkları gibi birkaç hamleyle kalkıyorum ya da birilerine bir yerlere tutunuyorum. Aslında toplam 3 kilo aldım, Eren’de 8 kilo almıştım, sonuç itibariyle ise, Eren’i doğurduğum kilodayım, yani fark yok, ama ağrı, sızı, hareket kapasitesi çok başka.

 

 

 

Eren’de 37. haftadayken Eminönü’nde alışveriş yapıyordum ve arkadaşım hızıma yetişemiyordu. Düşün, şimdi 39. haftadayım!

 

 

 

 

Yarın tekrar doktor kontrolüm var. Geçen hafta 1 cm açıklık vardı ya, bu haftaki duruma bakacağız.

 

 

Eren

Deniz‘in ismine karar verdiğimizde ve bunu Eren’e söylediğimizde “Kardeşinin adı Deniz olacak biliyor musun?”, “Ama Deniz okuldaaaaa”, “Tamam okulda da arkadaşının adı Deniz olabilir, mesela teyzenin adı da Deniz ve kardeşinin adı da…”, “Ama teyze büyüüük Deniz, öbürü küçük Deniz”, “Hehhhh! Tam da böyle…”. Yani iyi başladık. Sonra, “Kardeşinin adı ne?” diye soranlara bir süre cevap vermedi ve sonra, sanırım cuma akşamı, halamızın kızına, telefonda “Denisss” dedi. Aha dedi:) ve hemen ertesi sabah Odabaş ailesine “Denissss” dedi. Aha yine dedi. 🙂 …vke bu sabah, servis şoförü Fatih Bey Yasin’i aradı, “Derya Hanım doğum mu yaptı?” diye sormuş Fatih Bey, çünkü Eren, “Benim kardeşim oldu, adı Denissss” demiş. Eren yavrusuna bak sen. O da heyecanlı demek. Canım oğlum…

 

 

 

Haydi bakalım iyi haftalar…


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*