Hadi oradan edepsiz…

Galiba benim yumuşak karnım, bam telim, kadına yapılan o negatif ayrımcılık. Saç tellerim diken diken oluyor. Gerçi insanın her türlüsüne yapılıyor ya….

 

 

Ben işimi yaparken birinin, “Yani tabi senin önceliğin çocuklar” gibi bir parantez açması mesela. Susuyorsam, kalp kırmamak için. 

 

 

Sadece kadın olduğum için ev işlerinde daha ön planda olmam ve hatta ev işi dediğin o nankör şeyin sadece benim görevimmiş gibi olması, beni iş hayatında beceriksiz, eşimi ev işinde beceriksiz ilan eden, tüm o toplumsal datadan sıkıldım, sıtkım sıyrıldı. Burada “Ben”, “Biz”; “Eşim”, “Eşiniz”. He bu arada Yasin, o da farkında olmadan çok az yapar bunu. Genelde aile dışında böyle söylemler dönüyor. Yaw bi gidin diyesim geliyor.

 

 

Bir köye gitmiştim mesela ismi lazım değil. Allah’ım o köyün erkeklerini görmeliydiniz. Nasıl bir gamsız ve nasıl cillop gibiler… Böyle kahveye gidip oturacak bütün gün ama yani şimdi o bile biraz zor biliyor musun? Galiba tek gamları bu. Yazık. Bir gün bir tanesinin evine gittim, adamın teki açtı kapıyı, “….. Yenge evde mi?” dedim, “Evde evde” dedi, girdim içeri, ana! “Yenge buysa, kapıyı açan adam oğlu herhall!” dedim ama meğer eşiymiş. Kadıncağız nur topu gibi bir koca büyütmüş. Tarlaya giden o, hasat eden o, evde yemek yapan o, misafir ağırlayan o, çamaşır, bulaşık o. Adamcağız da yazık ne yapsın, üzerini giyinip (Bunu kendi yapıyordur herhalde) meydandaki kahveye gidecek, çayını içecek, artık ne konuşacaksa sohbet edecek, eve yürüyecek (hayat zor tabi).

 

 

Şunu gördü bu gözler. Koskoca torun sahibi adamlar, annelerinden hizmet bekliyor. Evet tam olarak böyle. Yahu kadın yerinden zor kıpırdıyor, kalkıp çayını koymaktan aciz. İşte bu insanlar böyle görmüşler, normalleri bu.

 

 

 

Bu normal, benim tüylerimi diken diken ediyor.

 

 

Bana ne? Alan memnun satan memnun.

 

 

… Yok işte. Öyle değil, zaten en çok dokunan, alanın da satanın da memnun olması. Hayır kadın memnun olmasa ne olacak? Düzeni o mu değiştirecek?! Belki de değiştirebilir, tıpkı Ümmiye Koçak ve Arslanköy kadınları gibi ama o diğeri, biliyor muydu acaba bunu yapabileceğini? Bence bunu umut edebileceğini bile bilmiyorlardı onlar.

 

 

Bir anne; büyüğü kız, küçüğü erkek iki evladına bile ayrımcılık yapıyorken… Aslında şöyle, penisi olanla vajinası olan arasında ayrım. Penisi olan kaç yaşında olursa olsun, kızına hizmet ettiriyor. Buna izin veriyor. Kızı geç geldiğinde, küçük erkek kardeşinin ona kızmasını izliyor, izin veriyor. Yahu ikisi de senin evladın, ikisi de insan yavrusu! 

 

 

Bazen diyorum ki, “Kendini bu kadar hırpalayacağına, bunları gördükçe sinirlerin zıplayacağına, kabul et, keyif almaya bak!” Yok! Yapamıyorum. Evin tüm maddi sorumluluğunun erkeğin üzerinde olması gerektiğini söylediklerinde de aynı şeyi yaşıyorum. Yahu neden? O da insan evladı. Yahu bi susun, fikrinizi kendinize saklayın, sizin gördükleriniz, kültürünüzü yaşamak ve hatta dinlemek zorunda değiliz biz. İstemiyorum ben bunları duymayı. 

 

 

Geçenlerde katıldığım “Kadının Adı Var” isimli gösteri de tam olarak veya aşağı yukarı benzer şeylerden bahsediyordu. Katılıma hayran kalmıştım. Dinleyicilerin/izleyicilerin çoğu erkekti ve en önlerde oturuyorlardı. Banu Özkan Tozluyurt, Özge Uzun, Ebru Tuay Üzümcü, şehir şehir gezip, düğün salonu, konferans salonu demeden, demografik ayrım yapmadan (Çünkü insan her yerde insan; kadın her yerde kadın; erkek her yerde erkek) bu negatif ayrımcılıktan bahsediyorlar ve bunu, çooook farklı kültürel kimlikleri olan insanlara anlatıyorlar, aralarda video gösterileri, teatral açılımlarla zenginleştirmişler gösterilerini. Onlar bir yola çıktılar ve bu yolda inanılmaz etki bırakıyorlar gittikleri her yerde. Dilerim daha çok kişiye ulaşırlar.

 

 

…çünkü, artık yeter. Ben boğuluyorum ve beni boğan insanın da zinhar yüzünü görmek istemiyorum. Ben artık beni boğan köylere gitmek istemiyorum. İçinde gençleri olmayan köylere bakın. Neyi göreceksiniz?! 

 


Bir video dolaşıyor Facebook’ta, Eminönü’nde bir kadın ile bir erkek sarılmış, insanlara mikrofonu uzatıp soruyor haberi yapan kadın “Bu görüntü sizi rahatsız ediyor mu?” diye, “Ediyor tabi” diyor bir KADIN ve devam ediyor, “Dört duvarı neden yapmışlar? ne istiyorlarsa yapsınlar orada”(!) diyor bir tanesi, “ENSAR” evleri gibi yerlerden bahsediyor herhalde. 4 duvar! İçeride çocuklara ne yaparlarsa yapsınlar sonuçta değil mi?! Bir diğer adam “Rahatsız ediyor tabi, yani bir insanı teşvik ediyorlar” diyor, kız soruyor “Neye teşvik ediyorlar?”,  “Yani saldırmaya, şeye… Biliyorsunuz böyle şeyler çok var Türkiye’de” diyor. Orada kavga ediyor olsalardı ne kadar da kabul görürlerdi. Dahası var da, benim yazacak sabrım yok, buyrun dişinizi kırmadan sonuna varırsanız izleyin. İşte mahalledekiler bunlar da. Mahalle baskısı denen şeyi bu insancıklar yapıyor. 

 

 

Sonra 26 Haziran’da yapılacak LGBTİ Onur yürüyüşüne karşı “Müslüman Anadolu Gençliği” isimli grubun söylemlerini okuyoruz. Bu yürüyüşe karşı çıkmak için “Şuurlu tüm müslümanlar”ı karşı duruşa çağrıyorlarMIŞ. Yahu, küçücük çocuklara tecavüz ederlerken ve bunların hepsi cezasız kalırken, devleti neden gereğini yapmaya davet etmediniz? LGBT’de karşılıklı bir ilişki söz konusu, çocuklara tecavüz edenler nasıl bir karşılık buldular? HİÇ! Tecavüze uğrayan kadınlar? Ne oldu o kadınlara? Onlara bunu yapanlara ne oldu? HİÇ! Demek ki siz, bazen Müslüman bazen değilsiniz. Kimseyi yemeyiniz. 

 

Çık ailenin, mahallenin dışına, gel meclise, yönetime, ağzı olan konuşuyor. Hayır hangi birine akıl erdirirsin, hangi birine laf yetiştirirsin?! Liseler ayağa kalkmış, baskıdan, eteklerinin şorta, şortun pantolona evrilmesinden, düşüncelerinin baskılanmasından boğulmuşlar. Ya bi düşün yakamızdan!  Düşün çocukların eteğinden. Sen etek boyu ölçüp, çıplak bacak kovalayacağına, tecavüz almış başını gidiyor, kadınlar sokağa çıkmaya, taksiye, toplu taşımaya binmeye, karanlıkta sokağa çıkmaya korkuyor, bir bak bakalım kaç tanesi içeride? Ülkede hukuk namına bir şey kalmamış, biz edepli olacakmışız. Hadi oradan edepsiz. #kadınkadındıryarımaklındır

 

 

Kadınlar edepsiz oldukları için değil, asıl edepsizlere gereken ceza verilmediği için bunca ahlaksızlık var memleketimizde! Ayrımı iyi yapalım.

 

 

Bir ünlü Kızılderili sözü der ki (Çok severim) Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde, son balık avlandığında; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak… Her şey yok oluyor, gerçek ahlak, saygı, insanlık…

 

Örnekler saniyeyle 1000 katına çıkıyor ve zaten hepsini buralara sığdırabilmek imkansız.

 

 

Ben sıkıldım, sen de savaşma seviş bence.

 

 

Share on Facebook13Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*