Kadın-Erkek-Cinsiyet-Toplum

Toplumsal cinsiyetten sıyrılmak çok zor dostum, ama imkansız değil! Yani ucundan bucağından da olsa kendine dokundurtmadan kenarından geçebiliyorsun zaman zaman ve aynı şekilde Berlin Duvarı, Çin Seddi gibi bir şey de çıkabiliyor karşına, dumura uğruyorsun. “Ne oluyoruz abi?” diyorsun. “Annem -babam yapardı benim de yemeğimi”, “Bir erkek ayrımcılığı ya da fazladan erkek egemenliği, çekirdek ailede hiç görmedik, yaşamadık biz”, “Üniversiteye giderken ve hatta sonrasında iş hayatıma başladığımda, sabah kahvaltılarımı babam hazırladı benim hep, yetmedi, okulda/işte yemem için tostlar sardı koydu çantama…”, “Evlendim, çocuk sahibi oldum, buzluktaki köftelerimi de babam yapar getirir, haftanın belli günleri kumanya hazırlar resmen.”, “Annem varken de, birçok işini kendi görürdü mesela”, “Annem gitti, hala öyle, fazladan çamaşır makinesini çalıştırmayı öğrendi bir tek geçenlerde, ‘A-aaa ne kolaymış bu!’ dedi hatta.”

 

Annem öldükten sonra, babamla ilgili hep benzer sorular geldi, “Evlenmeyi düşünüyor mu?”, “Hayır!” dediğimde ise, “E kızım nasıl yapacak? İşini gücünü, yemeğini?!” Al sana Berlin Duvarı! Ne yani kadın dediğin hizmetçi mi, benim babamın işini gücünü yapmaya evlensin? “Aman kızım evlenmek isterse bir şey demeyin!” diyenler oldu. Niye diyeyim ki, onun hayatı ama istemiyor adam! Ben babama demiştim “Babacığım, evlenmek istersen benden yana için rahat olsun ama unutma ki, senin yerinde annem olsaydı, ona da aynısını söylerdim” demiştim. Evlenmekteki amaç, adamın parasını yemek, kadına iş yaptırmak olmamalı, yaş kaç olursa olsun hayatı paylaşmak olmalı! Değil mi? Heee, zihniyet böyle olduktan sonra ister işi kadın yapar, ister adam karısının ayaklarını yıkar (Ki herkes kendi ayağını kendi yıkasın bence), ister kadın çalışır kocasına bakar, ister takla atarlar evde, kimi ilgilendirir? Sabahtan akşama tarladan çalışan, yetmedi evde çalışan, yetmedi çocuklarla ilgilenen kadına tek katkısı sabahtan akşama kahvede oturmak olan erkekler var bu ülkede. Ne büyük iş ama! Ancak toplumsal cinsiyet nedense böyle zamanlarda reset atılmaya ihtiyaç duyabiliyor, takılıp kalıyor, tıkanıyor ve susuyor nedense? Mesele, erkeğin ayaklarını uzatıp felçli gibi kılını kıpırdatmadan yatması olduğunda, o başlı başına bir “İŞ” gibi yankı bulabiliyor; kadının tarlada ve/veya bilimum yerlerde çalışmasıyla eşdeğer tutulabiliyor.

 

 

 

 

Herkesin kendi öz bakımını, genel ve çocuk bakımını icra edebilmesi gerek, ister evli, ister bekar, ister genç, ister boşanmış, ister eşi ölmüş, ister kadın isterse erkek olsun. Bu çok önemli! Bundan değil mi karısını kaybettiğinde sudan çıkmış balığa dönmeleri erkeklerin? Bir erkek eşini kaybettiğinde, etrafında fısıltıyla başlayan, sonra çığ gibi büyüyen bir çöpçatanlık seferberliği oluşuyor, “Adamın karısı öldü, birini bulalım, evlendirelim…” diye. Bir kadın kocasını kaybettiğinde ise, önce “DUL kadın” oluyor, sonra arkadaşlarını kaybetme tehlikesiyle başbaşa kalabiliyor, yine baĞzı başka evli kadınlar, “Dul artık” diye, kocasıyla ilgili potansiyel tehlike olarak gördüğünden midir nedir? Görüşmeyi kesiyor! (Örnekleri var!) Sonra kimse kadına iş bulmak için seferberlik ilan etmiyor! En azından karısı ölmüş adamı evlendirmeye çalıştıkları gibi seferberlik oluşmuyor. Öffff  yazdıkça, durumu deşifre ettikçe nasıl da pisleşiyor her şey. Yazdıklarımdan benim midem bulandı yemin ederim. Ne oluyoruz abi? diyesim geliyor yine ve hep böyle şeyler gördükçe. Yani sanki erkek karısını kaybettiğinde, ona olan özlemi, çektiği acı bilmemkaçıncı plandaymış da, öncelikle acil evlenmesi gerekiyormuş gibi.

 

 

 

 

 

Çocuk bakmak konusu mesela! Yasin mesela! Bırak sabah, akşam al çocuğu mis gibi, bakar, hem de hiç beni aratmaz ama bu aşamaya gelene kadar biz de epey yol yürüdük. Nihayetinde oldu mu? Oldu! Olmayabilirdi de, ki bunun örnekleri de çok fazla. Çocuğu hem çok isteyip, hem de hala eski günlerdeki, bekar zamanlarındaki gibi yaşayan, eve geldiğinde şöyle bir çocuklarla gülüşüp köşesine çekilen, belki de hiç gülüşmeyen babalar var! Aman ne marifet. Öyle idiyse yapmayaydınız bu çocuğu/çocukları, değil mi ama? Ya da aynı şekilde annenin de köşesine çekilme hakkı gizli olmalı değil mi? Yahu böyle konuşuyor/yazıyorum ama değil işte çoğu zaman ve bazı kimselerce ve ne yazık ki, bu bazılarımız, toplumumuzun çoğu kesimini kapsıyor. Hiçbir zaman, Yasin için, “O erkek, bu eve parayı o getirecek, görevi o!” diye düşünmediğim gibi böyle bir şey hissettirmedim de. Yarın öbür gün işi olmasın, girer hemen bir yerde çalışırım. Müşterek hayat da tam olarak bu değil midir?

 

 

 

 

Trafikte mesela, abuk bir hareket yapan araba gördüler mi “Kesin kadın!” diyor ya baĞĞzıları, iyi de camdan beline kadar sarkıp “Salaaaaaak, Allah belanı veersin manyaaaaak” diye bağıran insanımsı tek hücreliler de genelde erkeklerden çıkıyor. Bence acemi bir kadının trafikte olması kadar tehlikeli bu erkeklerin trafiğe çıkmaları (Bunu yapan bir kadın görmediğimden onları katamıyorum).

 

 

 

 

 

Yine yemek meselesine geri döneceğim, mutfak, mutfağa girip bir şeyler yapmak, yemek pişirmek bir meziyettir, zaman zaman el çabukluğu ister (Ki ben eli çok yavaş bir kadınımdır, çocuklarla birlikte kendimce çok pratik oldum ama yine çoğu kimseye göre yavaşım bence) ve el alışkanlığı gerektirir. Ben de annemin karnından küp küp soğan doğrayarak doğmadım, öğrendim. Kadınım diye öğrenmek zorunda bırakılmadım ama! Seviyordum mutfağa girmeyi, annem de yaptırıyordu bana, bir, olmadı iki, o da olmadı yüzüncü de parmağımı kesmeden doğramaya başladım. Sonra annem hastalandı, bu sefer ablam, ben ve babam daha çok girmeye başladık mutfağa… Asıl yemek pişirme tecrübem, annemli hayatımda o zamana denk gelir, çünkü annem fazlasıyla pratik, 1 saatte bilmemkaç çeşit yemek çıkaran, hepsini de çok leziz yapan bir kadındı ve severdi yemek yapmayı, biz istersek dahil ederdi bizi. Babamsa, hayatımda gördüğüm en lezzetli yemek pişiren erkek. Babam bu leziz şeyleri pişirirken annem arkasını toplardı o ayrı ama yapar mıydı? Yapardı! Bir gün sordum “Nereden öğrendin böyle güzel yemek yapmayı baba?” diye, “Kimseden değil, yapa yapa oldu…” dedi. (Tam bu sırada yanımızdan bir taksi geçti ve şoförü kadındı!). Yasin’in de, eli çok lezzetli ama yaparsa, mutfağa girerse, canı isterse, ki istemediğinde de harika işler çıkarıyor. Peki o annesinin karnından böyle yemek yaparak mı doğdu?! Çocuklardan sonra, mecburiyetten, ikimiz de iyi iş çıkarır olduk.

 

 

 

 

 

Tamam, her erkek mutfağı, yemek yapmayı sevecek değil ama aynı şekilde her kadın da yemek yapmayı sevmeyebilir ya da herhangi bir ev işini… Olabilir! Allah aşkına, hayatta “ev işi” denen şey, üzerine “Sorumluluk” olarak yapıştıktan sonra, onu bayıla bayıla yapanlar parmak kaldırsın ya da yorum bıraksın. Aynı şekilde, “İşe gitmek zorunda olduğu” için sabahın köründe şarkılar türküler söyleyerek, seke seke işe gidenler…

 

 

 

 

Konuyu sakız gibi uzatabiliriz. Hayatımızdaki detaylarda ne çok ayrımcılıkla karşılaşıyorsak işte… Yapabiliriz. Hatta şuradan başlayabiliriz uzatmaya, hani çocuk genelde anneye “AİT”miş gibi muamele edenlerden…

 

 

 

 

NOT: Tam yazıyı yayınlayacakken babam aradı, “Türlü yaptım, bir de kızartma (Kabak, patlıcan, biber), bir de mücver gibi köfte yaptım” dedi. “Canım benim, canım babam, yerler seni” dedim, “Seni de:)” dedi, “Birazdan çıkıyorum, getireceğim” diye de ekledi.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

1 yorum

  • Her cümlenin altına imza atarım vallahi , ne güzel bir yazı olmuş.
    Evde babam yemek yapsın diye gözünün içine baktığım anlar geldi aklıma okurken 🙂 Hala en güzel yemekleri o yapar bizim evde 🙂

    Cevap Yaz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*