Pabucumun eğitimi

Deniz’in hayatımıza katılmasıyla birlikte, çok akadamik olan annelik dilim, bildiğin mahalle ağzına döndü!

 

 

 

Eren’e “Bence” bir uyku eğitimi vermiştim ve çok da iyi etmiştim. Sonunda kendi kendine uyuyan bir çocuk olmuştu, ne ekolüydü bak şimdi vallahi hatırlamıyorum ama ağlattım, hem de çok, “Çok çok ağladığında” odasına girip, sırtını sıvazlayıp, şarkı söylüyordum ve “Ben yanındayım anneciğim” diyordum. Evde, büyüklerden biri varsa “Yavrum çok ağlıyor kıyamıyorum” deyiverecek oluyordu da, ağzına tıkıyordum lafı. Hala da düşününce, “Çok da fena değildim be” diyorum. Doktorumuz Hülya Sonugürün de bu anlamda çok desteğini görmüştüm. “Çok da fena değildim be” diyorum, çünkü şimdi Deniz’e, aynı annelik modelini sergileyemiyorum, “Gık” dese kucaklıyorum sıpayı. Yani vicdansızlığımı mı tebrik ediyorum bilmiyorum ama şu anda da Deniz’e sergilediğim modelden çok şikayetçi değilim. Yani bazen şikayet ediyorum ama, “keyif almaya bakıyorum” kısmı daha ağır basıyor. Bunda en büyük etken, o ağzını burnunu yediğimin tecrübesi… Hani biliyorum ya şimdi zırt diye geçiverecek zaman da, “Bi gel be oğlum öpeyim” diyeceğim de “Ik mık” diyecek, heh işte, hep tecrübeden bunlar. Geçenlerde belim kopacaktı ağrıdan da, “Aaaaa Derya, sen de çok oluyorsun, Eren’i nasıl alıştırdın uyumaya, Deniz’e de çek bir ayar” diye ültimatom çektim kendime, yatırdım ayak ucumuzdaki yatağına, “Eee-eee-eee” demek suretiyle içeri gittim, daha köşeyi döndüğüm gibi çığlığı bastı, tabi alışık değil zavallı, “N’aptın annneeeeee” der gibi bakıyor arkamdan, diyemiyorum ki “Evladım uyku eğitimi vermem gerek sana, belim koptu, hep kucakta olmaz yavrum” …

 

 

 

 

Neyse, dişe diş kana kan, 1,5 saat, tutunup kalkmayı da öğrenmiş haliyle, park yatakta şaha kalkmış, çığlık kıyamet ağladı, ben de Eren anası moduma dönüp, “Ehuehi, anneciğim eeee-eeee-eeeee, ben yanındayım ama yatağında uyuman gerek…” deyip Deniz oğlumu tuş edip süreci tekrardan başlatarak o gün, öğlen uykusunu Deniz’e zehir ettim anacım. Ben tuş ediyorum, o çığlık atarak kalkıyor, ben tuş ediyorum, o daha da yüksek desibelle kalkıyor derken, “Uyku eğitimi nedir? Nasıl yapılır?”ı gösterdi kendisi bana kucağımda onu pış pışlarken. Yüreğim 1,5 saat dayanabildi o sese ve o surata ve o tuş etmelere. Şimdilerde ise, bizim yatakta yanına yatıyorum, o tüm yatağı gezip kafayı farklı yerlere koyup koyup tekrar gezintilere çıkıyor, üzerime çıkıp çıkıp iniyor, memeyi açıp emip, tekrar gezmeye devam ediyor, en sonunda yüzüstü çeviriyorum kendisini, dizlerini kıvırıp tam atağa geçecek oluyor kiii, ayaklarından hafifçe çekip tekrar yatmasını sağlıyorum, yok! Başka türlü baş edemiyorum ama en sonunda da öyle uyuyor. Hatta bir de bu aralar ana kucağına bağlayarak uyuttum bir kaç kez. Yani biraz ağladı ama meme-biberon-meme-biberon-meme- biberon derken hooop uyudu. Bir eğitim mi? Hah! Pabucumun eğitimi. Bu tam olarak bir anlaşma, ortada buluşma.

 

 

 

Sonra, çoook yiyen, hatta iki kaşık arasındaki zamana tahammülü olmadığından, Yasin’le elimizde birer kaşıkla ağzına beslediğimiz bir Eren ebeveyni olduğumuzdan bugüne bugün, Deniz ebeveyni nasıl olunur “Beslenme” başlığında bunu da öğrendik.

 

 

Denizanası olmak öyle Eren anası olmaya benzemiyormuş meğer, ne versen yiyen, hatta vermediğini de yemek isteyen bir çocuktan sonra, şöyyyle dilinin bile değil, dudağının ucuyla yemeğin tadına bakıp, uygun görürse yiyen; peynir, yumurta yemeyen, yeşil zeytine mesafeli yaklaşan, siyah zeytin ve ekşi mayalı ekmek ve belki ezdiğim cevizi kendine kahvaltı seçen bir Denizanasıyım bir de. Bu gidişe bir “Dur!” demem gerekiyordu ve en azından Eren’in 1,5 yaşına kadar ettiği kahvaltıyı etsin diye uğraşmam… Geçen sabah giriştim, kabuklu cevizleri soydum, ezdim, envai çeşit yeşilliği liğme liğme ettim, ama bıçakla! Sonra köyden getirdiğimiz domateslere aynı muameleyi yaptım, üzerine ruşeym serpip, sarımsakla şenlendirdim ve Seletepe zeytinyağı gezdirdim üzerine. Oldu mu sana enfes?! Ama Deniz efendi yiyecek miydi bakalım? Denedim, oldu. Aslında yöntemi biliyorum ama bu sefer daha üşengeç bir anneyim sanırım, “Ik mık” yaptı mı eline meyve neyin (Ekşi maya ekmek, salatalık filan) tutuşturan bir kadın oldum çıktım. “Çocuğun dişi kaşınıyor, göyyynü hoş olsun” dedim ama alışkanlık yaptı bu. İşte o geçen sabah çocuğumu aç bıraktım, yani “Aç bıraktım” derken, ben bu saydıklarımı dilimleyene kadar mızıldadı ama sonra ne oldu? Yedi arkadaş:) Ben de bir bayram havası… Meğer üst dişinden sebep, benim de üşengeçlik birleşince, çocuk duruma ayak uydurmuş, oysa azıcık ağlasındı Eren’de, biraz ağlamaktan zarar gelmezdi, ne de olsa hayatının her döneminde ben olamayacaktım yanında ve yalnız uyumalıydı… bıdı ve bıdı bıdı…

 

 

 

… ve dün! Halası, babaannemizin yaptığı peynir ve maydanozla çırptığı yumurta sarısını tereyağında omlet yaptı. Deniz’in de önüne koyduk. “Yersen” diyerekten. 12 08 20014 Salı günü, Deniz Taşdiken ilk omletini, ağzına hunharca tıkmak suretiyle yedi. Ohhhh bugünleri de gördük çok şükür. Eren yemesin, az yesin diye uğraşan ben, Deniz bir omlet yedi diye mutluluktan kendimi duvardan duvara vuracaktım neredeyse. Bir eğitim miydi? Hah! Pabucumun eğitimi! Bu tam olarak Deniz’in istediği zamanda yumurta yemeye karar vermesiydi, benim tek yaptığım, düzenli olarak yumurtayı teklif etmem ve onun reddetmesini sabırla karşılamam olmuştu bu zamana kadar. Bu tam olarak, sabreden derviş, muradına ermiş durumu.

 

 

Peynir hala yemiyor, ben teklifimi hep yapıyorum ama yok! Hatta bazen bir şeylerin içine sokuşturuyorum, eşek kafalı aradan peyniri seçip dışarı tükürüyor. Yoğurtla çok arası yok:( Oysa nasıl iyidir barsak florası için. Süt zaten çok nadir içiririm ikisine de, o da keçi sütü bulursam. Eren’e de mümkün olduğunca süt vermem, süt çok da faydalı bir şey değil. BaĞzı uzmanların dediği gibi, 1 yaştan sonra anne sütünün gereksiz olduğu ama bunun yanında ısrarla inek sütüne alıştırmak için takla attığı gibi değil meselenin özü. Bu bambaşka bir yazı konusu. Neyse, Deniz’in yoğurtla arasındaki mesafeyi daraltmak için, aslında hiç de hoşlanmadığım yöntemler kullandım. Mesela, çiğ sütten mayaladığımız yoğurda muz kattım, ruşeym ekledim (Ki bunda pek sakınca görmüyorum ama meyve katmak hiç bana göre değildi), “Yoğurdu yoğurt, meyveyi meyve olarak tüketsinler” istedim hep ama Deniz oğlumda olmadı, yoğurtla arasını kaynaştırmam gerekiyordu, kattım içine muzu. Her gün biraz daha azaltarak saf yoğurda ulaşmayı hedefliyorum. Bir eğitim mi? Hah! Pabucumun eğitimi! Bu tam bir deneme yanılma yöntemi.

 

 

 

 

Hayatımızda, çocuklarımız için başladığımız “Eğitim” adındaki tüm girişimlerimiz için benzer şeyleri söyleyebilirim. O yemeyecekse yemeyecek, o öyle uyumayacaksa uyumayacak ve o çişi yapmayacaksa tuvalete, yapmayacak! O istediği zaman yapacak ve biz de “Hmmm tuvalet eğitimi de tamam” diyeceğiz yine ya da artık bundan vazgeçip, “Tuvaletini artık beze yapmıyor” demeyi öğreneceğiz.

 

 

 

 

 


Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on Tumblr0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this pageHemen Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*